13 Aralık 2010 Pazartesi

Suriye,Ürdün,Lübnan Gezisi 04-12 Aralık 10 BÖLÜM 1-GİRİŞ

ailemizin havayolu şirketi Pegasus'un bir kampanyasından 3 kişilik her yöne gidiş-dönüş uçak bileti kazandık.denemek bedava sitesinden kazandığım Çişmatik'ten sonra hayatımızda beleş kazandığımız en büyük hediye oldu bizim için.
Pegasus'un direkt uçuşlarının olduğu yerlerden kesemize en uygunu BEYRUT.fazla biletimizle Ülkü'ye baskı yapıp bir rota belirledik.Cevdet ve Fikret biletlerini para ile almalarından ve uçak saatlerinin zamansız olmasından dolayı ana rotayı HATAY gidiş BEYRUT dönüş olarak planladık.geçen seneki GAP 5'lisi yine yollarda.
o yönde görülecek yerler listesine geçen yıl hayalini kurduğumuz ülke ve şehirleri ekleyince dolu dolu bir 9 günlük program ortaya çıktı.Halep,Şam,Palmyra (SURİYE)-Lut Göl (ölü deniz),Madaba,Petra,Jerash,Wadi Rum (ÜRDÜN)-Beyrut (LÜBNAN) genel rotamız.Malula (SURİYE)-Ajloun (ÜRDÜN)-Bekaa Vadisi,Baalbek,Byblos (LÜBNAN) ise zamansızlıktan,paramızın bitmesinden ve Beyrut günlerimizde havanın fırtınalı olmasından dolayı gidemediğimiz yerler listesinde.
gitmeden evvel ara ulaşımlar,konaklamalar ve gezi yerleri konusunda çok araştırma yaptık. kafamızdaki sorular son ana kadar netlik kazanmak bir yana çoğaldı da çoğaldı.o yüzden aynı rotayı yapmak isteyenlere geniş tüyolarla dolu bir günce yazmayı planlıyorum.
Günceyi GİRİŞ,SURİYE,ÜRDÜN,LÜBNAN ve para,süre ve mesafeleri içeren SAYISAL SONUÇLAR olarak 5'e parçalamak daha mantıklı geldi.rotayı yapmak isteyenlerin ufak özetler çıkarması yeterli olabilir.
mali konuda sıkıntı yaşamamak için yine kasa yöntemi yaptık.ortak harcamaları,eşit para koyduğumuz kasa olarak belirlediğimiz bir kişi yapacak.gezide 3 ülkede USD ve TL dahil 5 para birimi ile karşılaşacağız.
biz kendi aramızda bir yarışma yaptık.ortak harcamalarımızla bu gezi uçak masrafı hariç kaç TL/Kişi olacak diye.en iyi tahmini yapan arkadaşa,12,5 USD/Kişi vererek toplam 50USD ile duty free'den gönlünce harcama yapma hakkı olacak.
net olmayan noktalar,merak edilen farklı konular için irtibata geçebilirsiniz.zira gitmeden evvel bir çok blogcu ile irtibata geçip yardım aldık.

maliyet tahminlerimiz şöyleydi.
Ahmet-950 TL
Cevdet-850 TL
Fikret-1350 TL
Meltem-1250 TL
Ülkü-1050 TL
sonuçlarda SAYISAL SONUÇLAR bölümünde.

gezginler için hayrını görecekleri bir rehber,blog okurları içinde yormayan tatlı bir yazı olur diyerek parçalara başlıyorum.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Tekrar Kapadokya 29-31 Ekim 10


gezmek için olmazsa olmaz şart arayanlardan mısınız?enerji,para ve sağlık.eğer bu üçgen ile kendinizi sınırlandırırsanız önce gezegeni sonra da kendinizi öğrenemeden,hep bu şartları sağlamaya çalışarak geçirirsiniz zamanınızı,belkide ömrünüzü.blog yazılarının çoğunda bu şartları zorlayarak neler yapabildiğimizi okuyabilirsiniz.son örneğini ise KAPADOKYA gezimizde inceleyebilirsiniz.
ekonomik anlamda düze çıkmak için 1 ay kadar uyumamız gereken bir döneme rastladı KAPADOKYA.sende yok,bende yok,onda yok diyerek kasa yapmaya çalıştık.kasa bizim grup gezilerde sıkça başvurduğumuz bir yöntem.kasa için herkesten eşit para toplanır,ortak olan her harcamayı bu kasayı tutan arkadaş yapar.böylece yeme-içme mekanlarında 'sen ödedin,ben ödiycem' gibi adisyon münakaşaları ve 'bende bunu ısmarlarım ödeşmek için' gibi gereksiz cengaverliklere girmeden harcamaları bir elden yaparız.
oralarda çok harcamayalım diye Nilüfer börekler,kurabiyeler yapmış.Fikret'de ton balıklı sandviç,meyve getirmiş.bende top kek ve börek yapabildim.arabada neredeyse çantadan çok yiyecek var.
sabah UÇHİSAR'da olacak şekilde perşembe akşamından yola koyulduk.ben böyle yağmur hiç görmemiştim.gerçekten bu sefer gök delindi diye düşündük.bitmeyen İstanbul trafiğinde 3 saate yakın köprü üstünde kaldık.köprüyü geçmek yetmedi.bu seferde yolda olan kazalardan ve yağmurun şiddetlenmesinden İzmit çıkışına kadar konvoy halinde çıktık.bu sıkıntı Bolu'ya gelene kadar sürdü.Bolu'dan Ankara'ya ayrılırken yağmuru,yoğun trafiği geride bırakıp tatlı tatlı yolumuza koyulduk.
sabah 08:00 gibi oteldeydik.Oteli bize Murat'ın bir arkadaşı ayarladı.UÇHİSAR bölgesinde KİLİM PANSİYON.odalar dolu olduğundan Ahmet Bey bizi özel bir eve yerleştirdi.odaları özenle yapılmış bu ev bize hiçbir yere gitmeyin burada kalın diyordu.ortak kullanıma açık zevkli mutfağına,verandasına,bahçesine,bahçesindeki güvercinlerine arkanızı dönerseniz vadiyi ve peribacalarını karşınızda buluyorsunuz.hiç bir görsel yada işitsel kirlilik yok.
odalara yerleşip Ahmet Bey ile sohbet ettikten sonra bölgeye ilk defa gelen Fikret,Nilüfer ve Murat'ı AÇIKHAVA MÜZESİNE götürdük.bırakın bir yerlere bakmayı içeri girmek bile bir meseleydi.
şansımızı bir de ÇAVUŞİN ve ZELVE'de denemeye karar verdik.bir yıl boyunca arkadaşlarımıza bu bölgeyi anlatıp kalabalıktan dolayı zevkle gezi yaptıramamak endişesi yaşadım.neyse ki ÇAVUŞİN ve ZELVE biraz yürüme,tırmanma gerektiren etaplar olduğundan buralar aşırı kalabalık değildi.büyük peribacalarını gezerken yeni yaptırdığım pankartla fotoğraflar çektik.
gezi sonunda bir çay bahçesinde getirdiğimiz erzaklarla ziyafet çektik.
PEMBE VADİ bölgedeki en sevdiğimiz vadi.bu yorucu günü,tatlı tatlı bir yürüyüş ile bitirmek için çok uygun.yolun sonundaki büfede bira ile kendinizi ödüllendirdiğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.hafif yağmur başlarken arabaya ulaştık.PEMBE VADİ yürüyüşü yaklaşık 7 km.
dinlenmek için otele geçmeden evvel TURASAN ŞARAPÇILIK'da hediyelik ve burada tüketmelik şarap aldık.niyetimiz KIZIL ÇUKUR'da gün batımını yapıp bir iki şişesini afiyetle bu manzara eşliğinde tüketmekti.fakat hava puslu ve bulutlu olduğundan gün batımının manası kalmadı. bizde şaraplarımızı otel görünümlü sarayımızda içmek için otele döndük.
akşam yemeğinde Fikret'in hazırladığı sandviçler vardı.üzerini şarap,bira ve rakıyla süsleyip,vadinin,bu muntazam tasarlanmış evinin tadını çıkarttık.cezalı kağıt oyunu oynadık.Nilüfer ertesi gün içilecek bir posta çayları ısmarlamayı kaybetti.Murat ise o çayları servis etme cezası aldı.Ahmet ise akşam mangalda Murat'a yardım etmek olan en zor cezayı aldı.Fikret ve ben ise günün kazananı olarak mutlu mesuttuk.gece boyunca hepimiz yol yorgunu olduğumuz halde uykuya direnip anı yaşamaya çalıştık.
Ertesi gün planımız YERALTI ŞEHİRLERİ,IHLARA VADİSİ ve akşam otel/sarayımızda mangal... kahvaltıdan sonra yeraltı şehirleri için Nevşehir,Aksaray tarafına doğru gittik.KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ çok kalabalıktı.burayı es geçip DERİNKUYU YERALTI ŞEHRİ'ne yöneldik.burası daha tenhaydı.fakat yavaş,yavaş gruplar gelmeye başladı.
Yeraltı şehrinin bir bölümünde sıkışma yaşandı.Murat ve ben Almanca'dan başka bir şey bilmeyen gruba,tek bildiğimiz dil Türkçe olarak 'içeride yer yok,geri dönün' demeye çalıştık.hatta bir ara 'anlamıyormusun kardeşim.yer yok.small rum and full.'diye türkçe ingilizce saydırdık.
çıkınca başka yeraltı şehri gezisine tövbe edip cezaları icra etmek için bir çay bahçesine oturduk.Murat garsonla konuşup cezalı olduğunu ve bu masaya servisleri kendinin yapması gerektiğini söyledi.hatta cezaya o kadar kendini kaptırmıştı ki bir ara yan masadan bir amca Murat'a hesap ödedi.Nilüfer'de cezasını yerine getirdi ve IHLARA VADİSİNE doğru yola koyulduk.
IHLARA VADİSİ'nde Ahmet ve Fikret arabayı IHLARA VADİSİ'nin sonunda bulunan SELİME köyüne bıraktı.oradan da taksi ile IHLARA girişine geldiler.eğer bizim gibi araçla geldiyseniz ve vadiyi sonuna kadar yürüyecekseniz bu yöntemi yapın.SELİME'de taksiler arabayla geldiğinizi görünce daha az fiyat çekiyorlar.yoksa arabayı IHLARA tarafına park edip,SELİME'ye gidip,oradan taksi tutarsanız,taksiciler vadiyi geri yürümeyi göze alamayacağınızı anlayıp kafasına göre fiyat çekiyor.IHLARA tarafında ödediğiniz otopark parasıda ekstra.Ahmet ve Fikret SELİME'den IHLARA'ya taksi için 20TL. ödediler.
IHLARA VADİSİ yanında ona eşlik eden MELENDİZ ÇAYI ile büyülüdür.eğer bir önceki gezimizde olduğu gibi aylardan Nisan olsaydı bülbül sesleri mutlaka bizi farklı alemlere taşırdı.çeşitli kiliseleri görmek için yaptığımız yürüyüşleride sayarsak yaklaşık 15km. yürüdük ve SELİME'deki aracımıza ulaştık.
SELİME'de çay içtiğimiz yerdeki garson yeraltı şehirlerinin en güzelinin aslında SELİME'de olduğunu fakat turizme çok açılmadığını ve mutlaka görmemiz gerektiğini söyledi.havanın kararmasından dolayı bu geziyi bir sonraki KAPADOKYA gezisine bırakıp dönüşe geçmeye karar verdik.ama hepimizin aklı SELİME'deki yeraltı şehrinde kaldı.giderseniz yerimize de gezin.
dönüş yolunda akşam için alış veriş yaptık.et,salata malzemesi ve yarınki gezimiz için erzak aldık.Murat'ın mangaldaki yardımcısı cezalı Ahmet'di.hepimiz zevkle bu manzarayı izledik. Nilüfer ile çorba salata yapıp sofrayı kurduk.yedik,güldük,söyledik,sövdük ve içtik.SPARTACUS dizisini KAPADOCYUS olarak değiştirip fotoroman çektik.
gece ilerleyen saatlerde misafir bile kabul ettik.ertesi gün nasıl gezip ardındanda nasıl İstanbul'a dönüş yoluna çıkacağız hesabını yapamadan gidip kelimenin tam anlamıyla zıbardık.
son gün kahvaltıyı geç yapıp,tatlı otel sahibimiz Ahmet bey ile sohbet edip GOMEDA VADİSİ için MUSTAFAPAŞA'ya (Sinosis) gittik.hava oldukça güzeldi.GOMEDA yürü yürü bitmez.sonuna hala gitmiş değiliz.dönüşümüz arabanın yanı olacağından 1,5 saat gidiş,1 saat dönüş olarak düşünüp yürüyüşe başladık.yürüyüş sonunda 8km. yürüyüş mesafemiz olmuştur diye düşündük. MuUSTAFAPAŞA'da (Sinosis) çay ve börek molası verdik.Murat ve Nilüfer etrafı gezdi.
akşam üzeri,İstanbul'a dönüş için yola çıkmadan evvel Ürgüp'te yemek molası verdik.sonrasında gün batımına doğru yola koyulduk.
bu gezimizde ne kadar harcarız yarışmamız vardı.herkes 1 kişinin konaklama ve yol parası hariç günlük maliyetini tahmin ediyor.gezi sonunda kasa 1 kişinin günlük maliyetini çıkartıyor. sonuca en yaklaşan arkadaş ödüllendiriliyor.bu gezimizde kazanan ilk buluşmada kendine sosyetik bir içki ısmarlayacak ve parasını diğerleri ödeyecekti.iki tane birinci olur ise sonuncunun cezası ilk buluşmada masanın içkilerini servis etmek olacaktı.sonuçlara gelince Nilüfer ve ben günlük 20tl/adam diyerek birlikte birinci olduk.Fikret ise günlük 50tl/adam tahminiyle her ne kadar itiraz etse de sonuncu oldu.
3 günlük gezimizin yürüyüş tablosu
pembe vadi-7km+Ihlara vadisi-15km+gomeda vadisi-8km=30km.
ekonomiklik tablosuna gelince
yol+yemeklere 115 TL/adam+konaklama için (2 gecelik) 80TL/adam=195 TL/adam

istendiği zaman ekonomik tatil de oluyormuş işte.kendimize de bunu kanıtlamış olduk.'olmazsa olmaz' şartlar yerine 'ne olcak ya' diyebilirseniz gezilerinizi daha keyifli kılabilirsiniz.yoksa çok para harcayarak herkes gezi yapabilir.hüner az para ile gezmekte. 

31 Ağustos 2010 Salı

Dost İlinde 3 Gün RİZE 27-31 Ağustos 10

Bu seferki seyahat Meltem'siz oldu.Ve dolayısıyla bu macerayı yazmakta bana düştü.Ayder'de bize olağanüstü konukseverliği ile eşlik eden sevgili dostum Cevdet başta olmak üzere, Tüm TAMZARA ailesine teşekkür ederim.


İstanbul'da Ağustos ayı.Gece kafam hep yastığın soğuk yerini arıyor.Buda yetmiyor, biraz olsun uyuyabilmek için odadan odaya,yataktan yatağa geziyorum.Yastığımda biriken ter göletinde tam boğulacakken saat çalıyor ve kalkıp işe gidiyorum.
Gün içersinde işlerle boğuşurken birden 30 Ağustosun Pazartesi gününe denk geldiğini fark ettim.Cuma günü de izin alabilirsem küçük bir kaçamak için yeterli süreye sahip olabilecektim.Öyle de yaptım.Yeğenimin eşi tolga'yı da kandırıp 27 ağustos için Trabzon'a uçak biletlerini hemen aldım.
27 Ağustos günü Havaş vasıtasıyla Sabiha Gökçen Havalimanı na ulaştık.Sabah kahvaltı yapamadığımız için bagajlarımızı verip bir şeyler atıştırmaya karar verdik.Ve simit sarayında bir yer bulup oturduk.Yıllardır pıtırak gibi çoğalan simit sarayları bir yenisini de havaalanına eklemişti.Ama bir farkla..Buradaki gerçekten saray olmalıydı ki 2 adet laneten peynirli sandwich, 1 çay ve 1 limonata ya 27 TL verdik.Normalde 8 – 10 TL. etmeyecek bir menüye böyle bir meblağ ödemek beni oldum olası çileden çıkarmıştır..Söylene söylene yedikten sonra uçağa doğru yöneldik.Ve benim için bir ilki daha yaşayıp tam vaktinde kalkan Pegasus uçağı ile Trabzon'a doğru yollandık.
Trabzon'a inince hemen kapıda bekleyen Havaş'ın otobüsüne bindik.Sanırım geçen sene hizmete başlamış burada Havaş.Çok da iyi olmuş.Direk Ardeşen'e doğru yola çıktık.Otobüste iken bizi arayan herkes Rize'deki sel felaketi ve ölümlerden bahsetti.Nitekim Rize Gündoğdu Mevkiinden geçerken felaketin boyutunu açık seçik görebildik.Kayan toprak,yıkılan evler,camlardan giren ağaçlar yaşananların korkunçluğunu gözler önüne seriyordu.Yolların da bu felaketten etkilenmesi sebebiyle Ardeşen'e biraz gecikmeli olarak vardık.

Ardeşen'de bizi TAMZARA'dan dostumuz Cevdet karşıladı.Ve Ayder'e doğru o yemyeşil keyifli yoldan temiz havayı ciğerlerimize doldurarak çıktık.Tolga bu kadar yeşili ve her yerde gürül gürül akan dereleri ilk defa gördüğünden benim ilk gelişimdeki gibi mest oldu.


Yöre insanının çılgın  fikirleri ve doğayla içiçe yaşamı bu senede objektifimize takıldı.
Ayder e çıkınca hemen otele yöneldik.Otel Cevdet lerin bu sene işletmesini aldıkları Natura Lodge adında şirin bir mekan.İçeri girince bir sürü tanıdık yüz ile karşılaşınca kendimi evimde hissettim.Cevdet'in yeğenleri,ablası ve eniştesi ile Tamzara'dan tanıdığımız diğer arkadaşlar ordaydı.


Yemekten sonra Ayder'in yukarısına doğru küçük bir yürüyüş yaptık.Bu sene Ramazan'dan dolayı Ayder hiç görmediğim kadar boştu.Yollarda ne insan ne araba vardı.Yol boyunca sıralanan Mısırcıları göremeyince biraz üzüldüm.İstanbul dan gelirken Tolga ya çok bahsetmiştim. Allahtan tepeye doğru varınca hala açık olan bir tane bulduk.Ama oda geçen yıllardaki tadından çok farklıydı.Sanırım ithal mısır furyası buralarda da kendini göstermiş.

Akşam yemeğinden sonra sabah Tar deresi boyunca yürüyüş yapmaya karar vererek odalarımıza çekildik.Aylardır sıcaklarla boğuştuktan sonra yaylanın serin gecesinde yorgana sarılarak uyumanın keyfini ise hiç anlatamam.

Sabah kahvaltıdan sonra araca atlayıp biraz aşağıya inerek derenin bir noktasından yürüyüşe başladık.
Başladığımız noktada ağaçlar ve çalılar arasında kaybolmuş eski kemerli bir köprüyü gösterdi bize Cevdet.Çalıları temizleyip biraz ortaya çıkardık.Başka yerlerde insanlar en ufak kültürel mirasını allayıp pullayıp satarken biz bize ait olanı böylece yok olmaya terk ediyoruz.Bunları düşünerek yürümeye devam ettim.

Hava tamamen açık ve çok sıcak.Bu seneki aşırı sıcaklar herhalde yaylaları bile vurmuş. Bu coğrafyayı hiç bu kadar sıcak görmemiştim.Dere boyunca uzunca bir süre yürüdükten sonra sudan karşıya geçmemiz gereken bir noktaya geldik.Arkadaşlar ziyadesiyle alışkın olduğundan taşlardan keklik gibi sekerek karşıya geçtiler.Bizde Tolga ile ayakkabılarımızı çıkararak ve fotograf makinemiz düşmesin diye dua ederek karşıya geçtik.
Kısa bir moladan sonra dereyi besleyen bir kolun doğrultusunda biraz daha yürüdük.Kafamızı kaldırdığımızda Bulut şelalesi tüm güzelliği ile karşımızda duruyordu.
Biraz fotograf çekip geri döndük.Az önce geçtiğimiz dereyi tekrar geçecek olmak biraz canımı sıksa da ilkinden daha başarılı bir geçiş yaptım.Ayakkabılarımızı giyerken bizim acemi Tolga şapkasının üzerine taktığı güneş gözlüğünü düşürmüş olduğunu fark etti.Aynı dereyi bir daha geçmektense onu yolu buraya düşecek birine hediye olarak bırakmaya karar verdik.Dere boyunca biraz daha ilerleyip yemek için geri döndük.

Ayder'in girişine yakın Mucit in Yeri diye anılan bir mekana oturduk.Buraya daha önce de gelmiştim.Tolga yaylalarda güzel et yemenin hayaliyle menü sordu.Yöresel Laz Mutfağı sloganıyla hareket eden tesiste muhlama,alabalık ve muhtemelen hazır alınan köfteden başka sloganlarını destekleyecek bir şey yoktu.1 köfte,salata,2 muhlama ve 3 yoğurta 55 TL verip tesisten ayrıldık.

Tesisten çıkarken Mucitin Yeri ismini destekleyen bir salıncağa takıldık kaldık.Salıncak o kadar yükseğe tırmanıyordu ki her salınmada insanın içi boşalacak gibi oluyordu.Hepimiz sallanıp tadını çıkardıktan sonra otele doğru yol aldık.


Mayolarımızı alıp Fındıklı'ya doğru yola koyulduk.Planımız derede yüzmek.Aracımızı gidebildiği son noktada parkedip ilerde görünen dere üstündeki asma köprüye kadar yürüdük.Yörenin gençleri 4-5 metre yüksekliğindeki bu köprüden dereye atlıyorlardı.verilen tüm gazlara rağmen benim cesaret edemeyeceğim bir şeydi.İlk olarak Fatih köprüye çıkarak atladı.Macerayı seven adam Cevdet durur mu?Fırladı köprüye.. Ama kıyısına geldiğinde cesaretini bastıran yusuf sesleri zannımca arttı.
Bir süre köprünün ucunda dikildikten sonra kendini aşağıya sarkıtarak mesafeyi azaltıp bıraktı kendini serin sulara.Ama ikinci atlayışı daha başarılıydı.

Daha yeni dövme yaptırdığı için suya girmesi yasak olan Tolga dayanamayarak attı kendini sulara.
Buraya kadar gelipte bu deneyimi yaşamamak olmazdı tabi.Dere keyfinden sonra yolumuz üzerindeki fındık bahçelerine göz attık.Ama ağaçlar yeni toplandığından tek bir fındık bile yoktu.Ağaç diplerinde otların arasında gözden kaçan fındıklar nefsimizi körlemeye yetti.
Akşam yemeğinden sonra Şener'in Bahçeden topladığı süt mısırları mideye indirerek güzel bir uyku çektik.
Ertesi gün Remziye Abla'nın reçelleri için Buradakilerin SELA dediği yaban mersini toplamaya gittik.Ben yine sıcaktan bunalmamak için şort giydiğimden bacaklarımda çalıların parçalamadığı yada ısırganların yakmadığı yer kalmadı.Yaban mersinini ilk defa görüyordum.Küçük yuvarlak kimi tatlı kimi ekşi ve şortumda inatçı lekeler bırakan bir meyve.

Ama toplaması sinir bozucu.Ebat ufak olduğundan 1 saatlik bir mesai kovanın sadece dibini doldurmaya yetti.Allahtan arkadaşlardan biraz destek alıp Remziye Abla ya rezil olmadan kovayı doldurabildim.Hırs yapan Remziye Abla'yı sela dan zorla koparıp yemek için Galer Düzü ne indik.

Yemek yiyeceğimiz yerde büyük kazanlarda kaynatılan Yaban Mersini reçellerini gören Remziye abla yine hırs yaptı ve oruçlu haliyle biraz daha toplamak için kendini tepelere vurdu.Uzun yemeğimiz ve çay keyfimiz boyunca sela topladı.Artık gitme vakti geldiğinden onu cebren indirme görevi bana kaldı.İyiki de bana kalmış.Sela topladıkları yere vardığımda tadı bal kıvamında bolca böğürtlen buldum.
Yalnız yöre fiyatlarından hiçbirşey anlamadım.Burada da yediğimiz 2 muhlama,1 köfte,1 saç kavurma turşu ve yoğurda 85 TL verdik.Açıkçası bana biraz pahalı geldi.Muhlamanın maliyeti ne olabilir ki diye düşündüm.
Akşam yemeğinden sonra Mardin den gelen Cevdet'in eşi Kızkardeş Ülkü ile kısa bir görüşmeden sonra son gecemizi geçirmek üzere odamıza çekildik.Gece serin ve bulutlu,gökyüzü ise pamuk şekeri gibiydi.

Sabah kahvaltıdan sonra Cevdet ve Remziye Abla ile vedalaşıp Trabzon'a doğru yola çıktık.Havaalanında Europcar dan araç kiraladık.Hedefim Tolga'ya Sümela'yı gezdirmekti. Ama öncesinde karnımız aç olduğundan Akçabat'a köfte yemek için deniz kenarındaki Nihat ustaya gittik.2 kişi yaklaşık 4 kişilik yemek yiyip 40 TL verince hatanın bizde değil Ayder'deki esnafta olduğuna karar verdik.
Daha önce 2 kere gitmeme rağmen Sümela yolunu bulmakta zorlandım.Trabzon trafik tabelaları yönlendirme konusunda zayıf.Sümela tabelasını göz seviyesinden oldukça aşağıya ve hiçbir yaklaşım tabelası olmadan koymuşlar.Biraz dolanarak da olsa en sonunda doğru yolu bulduk.Benim üçüncü gelişim olduğu için Ben Tolga'nın yaşadığı heyecanı yaşayamadım.

Gezerken gözüme flaşlı fotograf çekmenin yasak olduğunu buyuran bir tabela takıldı.Tabelanın etrafındaki manzarayı görünce duyarlı yetkililerin şimdiye kadar aklı nerdeydi acaba diye sorgulamadan edemedim.


Trabzon a vardığımızda Tolga'ya hep methettiğim Çardak pidecisi ne gittik.birer tane kavurmalı pide söyledik.Garson kavurmalı pide olmadığını ve sadece peynirli ve kıymalı yiyebileceğimizi söyledi.Kıymalıyıda sadece kapalı pide olarak yiyebileceğimizi söyledi.Açık istersek olmazmış.Anladığım kadarıyla ramazan sebebiyle pideleri hazırlamışlar ve ısıtarak servis ediyorlar.Seçeneksizlik hoşumuza gitmediği için hayal kırıklığıyla oradan ayrılıp malesef Trabzon da Mc Donalds yedik.

Ertesi sabah saat 6 daki uçağımıza yetişebilmek için 04:30'da kalkıp havaalanına gittik.Erken saatte gideceğimizi söylediğimiz halde Kiraladığımız aracı teslim edecek kimse yoktu ve defalarca aramamıza rağmen yetkili birine ulaşamadık.Tam havaalanında bir görevliye zabıt tutturup araç anahtarınıda alıp İstanbul'a dönmeye karar vermiştim ki,uykudan henüz uyandığı belli olan bir görevliye ulaşabildik.Uçak saatimiz gelmişti ve o bu saatte havaalanına yetişemeyeceğini,aracı ise güvenlik görevlilerinden yada açık olan rent a car'cılardan birine teslim edebileceğimizi söyledi.Bize de bu iş ciddiyetinden uzak teklifi değerlendirmekten başka çare kalmadı.

Uçağımız tıpkı gelişimizdeki gibi rötarsız kalktı ve bizi tekrar bu şehrin keşmekeşine kavuşturdu.İstanbul'un pis trafiğinde geçen 2 saatten sonra işimin başında masamdaydım.

Ve her yolculuk sonrası kendime sorduğum soruyu sordum.


Ne işim var benim bu şehirde?????

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam