13 Ekim 2009 Salı

Kıranyurt Yaylası Kampı - 10-11 Ekim 09


nihayet nihayet nihayet.dostlarımızla buluşup Sakarya Pamukova'ya bağlı Kıranyurt Yaylası'nda kamp yapacağız.09 ekim'de trans kaçkardan sonra temizleyip kutulara kaldırdığımız gereçlerimizi 2 koldan (4 koldan mı demeliyim) işte iki kişi olarak (bu daha güzel oldu) hazırlamaya başladık.
yastıklar bir poşete zor sığdı.uyku tulumları mecbur elde gidecek.sırt çantaları acayip dolu çakıdan eldivene herşey var.dürbün çantada hazır.bu kadar yüke fotoğraf makinası çantasıda eklenecek.mataralarıda sıkıştırdık bir yerlere.işte kampa hazırız.



10 ekim 5:50'de fırla yataktan.eşyaları arabaya yükle.Güngören'den Fikreti alacağız.o da ne yaa trafik.hem de bu saatte.Cevdet aradı neredesiniz.6:30'da İncirli Boyner'de olmalıyız.ama 6:20 hala Güngören'e ulaşamadık.herkes bize sitem edecek.
buluştuk ve işte yola çıktık.kahvaltı için simitler Cevdet'den.Tavşanlı köyünde kahvaltı molasındayız.birazdan esmer güzeli bayan nutella çıkacak sahneye.karşısında kendini bozan bozana.
kahvaltı masasında bizden geriye kalanlar.kırmızı karıncalar gibiyiz.
bayan nutellanın akıbeti ise böyle.


















her adım bizi yakınlaştırır TAMZARA TUR'un sloganı.işte bu sefer her adım biz kestaneye yakınlaştırdı.Yuvacık barajındaki köprüden geçtik ve yavaş yavaş Kıranyurt yaylasına yaklaşıyoruz.

ilk gördüğümüz ağaca saldırışımız aynı kapısı açılmış rodeo boğası gibiydi.iri,ufak,olmuş olmamış fark etmeden çantaya dolduruyoruz.
bildiğimiz kestaneyi elde edebilmek ayrı hünerler,eğitimler istiyor.dışırıdan diken topu şeklinde.
ülkü'nün elindeki ilk poşetimiz.ayıp olmasın diye buzdolabı poşetiyle başladık.
ayaklarımızla yuvarlayıp,iki tarafından ayırıp bir şekilde o dikendeni açıyoruz.içinden çıkan bildiğimiz kestaneyi elimize dikenleri batırmadan aldığımızda işlem tamam oluyor.ağzı açık diken topundan kurtarmak için uzun çubukda kullanabilirsiniz.
mevsim kestane ve toplayıcılık mevsimi.yani doğanın bize sunduğu ve sahibi olmayan herşeyden toplayabilirsiniz.bizde bu iş için oldukça motivasyonluyuz.
ülkü koca yemiş avına çıktı.koca yemişi de tarif edecek olursam olgunu kırmızı başlıklı kızın başlığı gibi diyebilirim.
yüzeyi kadifemsi,çekirdeksiz,böğürtlen,sulu,içi sarı renkte,çilek arası bir yabani.aslan ülkü hepimizin tadacağı kadar bulmayı başardı. dağılmak ve asıl ürünümüzü unutmak yok.daha çok kestane,daha çok kestane.

çıkarttığımız ufak bir poşet yerine büyük bez bir poşete geçme kararı aldık.

iş bölmü bile gelişti.sallayıcılar,ayırıcılar,torbacılar,torbayı taşıyıcılar ve çiğ kestane yiyiciler.
kestane ağacını salladıkta her yerimiz dikenlerden nasibini alıyor.sanki 30 arı birden sokmuş gibi sızısı var.napsın gariban kestanelerde kendini savunmak zorundalar.
o da ne ölürüm size alıç ağaçları.dalından alıç yiyip topladık bol bol.alıçda sarı çok olgunu kırmızıya dönük renkte,içinde 4-5 çekirdeği olan,yabani,aşılı olmadığından kurtsuzunun zor bulunduğu bendenizin de hastası olduğu bir meyve.Fikret alıç konusunda tek rakibimdi.

akşam yakmak için odun,çalı,kütük toplama işinide aksatmamak lazım.
kuş burnuda başka insanların hassas noktası olsa gerek ki kuşburnu çalışmasına başlayanlar var.çiçekler seyrek de olsa hala var.

kamp alanımız ormanlık alanın içinde çimenlikler üzerinde,yerleşim yerine ışıklarını görebileceğimiz uzaklıkta,çeşmesi olan bir yerde.burası Kıranyurt Yaylası.rakım 1200 m.civarında.tertemiz havası var.güneşli açık bir hava.
minibüsteki eşyalar indirildi.bir şeyler atıştırmak için masalarımızı kurduk.çadırlar,uyku tulumları paylaşıldı.

güneşi görünce yavaş yavaş mayışmaya başladık.

dayanamayıp sağa sola attık kendimizi.birazda kestirelim.akşam yemeğinden önceki mini yürüyüşde yaylacıların ev konusunda ne kadar zevkli olduğuna baktık.akşama doğru güneş yok olunca hava birden soğudu.uzun kollu,kalın şeyleri giyme ve ateşi yakma vakti geldi demek ki.







yemek hazırlıklarına başlayacağız ama önce içimizi ısıtacak 'hoş geldik' etkinliği.

ateş için daha çok odun,daha çok odun.bu da mı yetmez.
















mangal içinde ateş yakmak lazım.murat mangal ustamız.elinde yelpazesi çorbadan sonra etlerin hiç soğumadan servis yapılması için zamanlama yapıyor.
ilerleyen saatte mangal ağızlarımızın suyunu akıtan bu görünümü alıyor.





hep bir elden kestaneli bulgur pilavı için kestane soyuyoruz.bulgur pilavını cevdet yapacak.çorbayıda o yapıyor.salatamız var.
yemekçi herkesin ellerine sağlık.herşey mükemmeldi.

kamp ateşimizi yakmak Erkut arkadaşımızın emekleriyle oldu.
sofrayı el birliğiyle toparladık ve ateş başına geçtik.böyle kamplarda ister istemez bir düzen oluşu veriyor.şu taraf wc,bu taraf yemek odası,çadır tarafları yatak odaları,ateş başı salon,suyun olduğu taraf mutfak gibi.
ateş olurda şarkı türkü olmaz mı?saatlerce şarkı söyledik.kestane pişirdik,şarkı söyledik,kestane pişirdik.
bir ara yayladan gelen bir aileyi bile ağarladık.sohbet ettik.
gece geç saatte çıkan soğuğa rağmen neşemiz hiç bozulmadı.yavaş yavaş çadırlara çekildik ve şehirden kaçmış olmamanın huzuru ile uykuya dadık.
uykuya ihtiyaç molası için ara verdiğimizde saat 03:15'di ve yıldızlar disko ışıkları gibi ay ise disko topu gibiydi.sessizlik,orman.yani gelde beste yapma.azıcık yeteneğim olsaydı keşke.
11 Ekim'de sabah ışığını kaçırmadan fotoğraf çekimi yapmak isteyenler,doğayı dinlemek isteyenler,uykusu kaçanlar,'aman çok uyudum birazda dün geceden kalan bulaşıkları yıkayayım' diyenler erkenciydi.birde soğuk suyla yüzünü yıkamak için konsantre olanlar vardı.
her erkenci ne yapıyorsa yapıyor sonunda kahvaltı hazırlığına dahil oluyor.


kahvaltı zengin menüsüyle hem göz hem mide doyuruyor.
kahvaltısını bitiren yine çayır çimen yuvarlanmacasına geçti.

kamp tatili tam anlamıyla kestane kebap geçiyor.
hareket zamanına az kaldı.öğlene doğru kampı epeyce toparladık.
masalar,çadırlar,uyku tulumları arabaya yüklendi.yada yüklenecek
şimdi tekrar kestane zamanı.dünkü kestanelerden daha olgun ve kolay toplananları bulunca artık battal boy çöp torbasına toplamaya karar verdik.
bizim gibi kestane toplamaya gelen çok aile var.özel sırıklarıyla,eldivenleriyle organize bile olmuşlar.
serindere kanyonunu tepeden izledik.
ekstralarımızda oldu.yolda biraz ayva,elma ve kara üzüm molası verdik.kara üzümde karadeniz yöresine has bir üzüm cinsi olsa gerek zira o bölgeden arkadaşların tarifi üzerine yiyoruz.ben ilk kez yedim kara üzümü.evet adı üstünde siyah bir üzüme benziyor ama üzüm iskeleti ve üzüm kabuğu daha kalın.içini emiyor kabuğunu atıyorsunuz.çekirdekli.emdikten sonra ağzınızda hoş bir koku bırakıyor.
ağaçların altından biraz kuşburnu biraz kestane derken yemek yiyeceğimiz serindere parkur başındaki tesise vardık.

tesiste kendi mangalımızı yapacağız.
mangalda murat,


sucuk soymada fikret ve cevdet,salatalık ve domates doğramada ülkü,turşu dilimlemede ahmet,tertip düzende eda,ekmek kesmede şahsım yerlerimizi aldık.
yatmak yayılmak hep bizimle

ohh sıcak helvayıda midelere yuvarlarken çay da ne güzel geldi.
ee yedik içtik,dönüşe geçmeden evvel üleş zamanı geldi çattı.
masanın ortasında topladığımız kestaneler,herkesin elinde bir poşet.evlilere iki pay bekarlara tek pay.bu işide nilüfer yapacak.herkes onun avuçlarına bakıyor.

önce son topladığımız kaliteliler,sonra dün topladığımız hafif alacalılar.
aman hak geçmesin.
bir avuç bu poşete,bir avuş bu poşete,iki bu poşete...
sırada Fikret'in evden getirdiği fındıkları bölüşmeye geldi.bir avuç,bir avuçda ondan.herkes nevalesini,hafta sonu nafakasını topladı arabanın yolunu tuttu.
ne demişler kestane kebap yemesi sevap...
pazarda mı satsam,taksimde tezgah mı açsam,haftaya yine gelip toplasam mı,kestaneli pilav mı yapsam?

Sakarya Pamukova'ya bağlı Kıranyurt Yaylası kampımızıda işte bu neşeli sorularla tamamladık.

not:bu güzel kampı tamzara tur ile yaptık.onlara ve emeği geçen her katılımcıya tekrar teşekkürler

5 Ekim 2009 Pazartesi

İstanbul'da Paralel İki Rotanın 1.si


İstanbul'dan uzaklaşamadığımız zamanlar genelde paramızında olmadığı zamanlardır.işte bu haftasonlarında izlediğimiz birbirine paralel keyifli iki rota vardır.

arabayı bırakmak için ilk önce Sultanahmet ara sokaklarını deneriz.beleş park dediğimiz bu yöntemden eğer öğleden önceyse genelde netice alırız.ama iki sabırlı turdan sonra baktık ara sokaklar bize müsade etmedi o zaman Sultanahmet camiisinin arkasında bulunan trafik vakfının otoparkına bırakırız.tüm gün 6 lira.

ufak bir Sultanahmet turundan sonra ya Topkapı sarayının girişindeki cafede yada Caferağa medresesinde çay molamız muhakkak vardır.iki mekanda açıkhavada süper olur.oldum olası böyle yerlere oturup gelip geçene bakıp sohbet etmeyi sevmişizdir.

sonra tercih zamanı kısa tur uzun tur.hangisini seçersek seçelim diğerini mutlaka diğer haftasonu yapmaya çalışırız.turların özelliği yürüyerek yapılmasıdır.çok çok yorgunluk olmadığı yada vaktin yetmediği zamanlar dışında tramvay veya başka bir araç kullanmayız.

küçük tur çemberlitaş,beyazıt,sahaflar,süleymaniyedeki kurufasülyecilere vakit varsa tahtakaleye kadar uzanır.

parasız kaldığımız haftasonlarının dışında da her kışın bitminde bu turu özellikle yapmaya çalışırız.

sahaflarda hani merdiven başına oturmuş çeşitli derecelerde gözlük satan amcalar vardır ya işte onların tezgahını hiç atlamam.ilginç,komik,antin kuntin,eski kırık leblebi amcaları hatırlatan gözlük falan varsa mutlaka alırım.bu kadar saçma sapan işleri yapacak günlerin gelmesi için sabırsızlandığım bile olur.kim ne satıyor,değersiz geçmişi hatırlatan,arkadaşlara gösterdiğimizde eğlenebileceğimiz objeleri takip etmeye çalışırım.bir obje bir gecede 10-12 kişiyi yarım saat güldürse benim için zenginliktir.bunları biriktirmeyi de severim.bunlar beni neşelendirir.böyle manyak bi hal içindeyimdir.

sahaflardaki diğer etkinliğimizde sahlep alıp ayakkabı boyacısı tonton amcaya botlarımızı boyatmaktır.bu bize epeyce vakit kazandırır.amcanın verdiği terlikleri giyip orta çiçekliğin taşına oturup gelen geçene,kitaplara bakarız.bazen amca ile de sohbet ederiz.zavallı postallarımızda yılda bir iki bakım görmüş olur.

karnımız acıkmışsa demek isterdim ama genelde acıkmasak bile Süleymaniye camiisine doğru otomatik yürüyüşe geçeriz.üniversite duvarından içeriye göz atabileceğimiz yerler varsa erik çalacak çocuklar gibi içeri bakarız.sonra 'allahımızın bahçesi bu kadar zahmete niye giriyoruz ki' diye kendimize güleriz.


Süleymaniye'de ödül bekler bizi.önceleri Erzincanlı Ali Baba idi mekanımız.ama kuru fasülyecilerin sol başında bulunan KANAAT LOKANTASI ilk denememizde on puan aldı.burada hizmet çok samimidir.dışarıdan turistik bi yapısı var gibi gözükse de aslında esnaf lokantası zihniyeti vardır.kuru fasülyesi benim sevdiğim usüldendir.yani erzincan usulü.yağı azdır.rize usulü bana biraz yağlı gelmiştir hep.az pilav bol kuru arkasından da dillere destan kabak tatlısı klasik menümüz olsa da kanaat lokantasının et yemekleride harikadır.iki kişi maksimum 30-35 liraya karnınızı tıka basa doyurabileceğiniz,popüler tiplerden uzak,açık hava yerlerdendir.ramazan ayında yer bulmak imkansız ama her türlü zorluğa katlanılıp bir kere o atmosferi yaşamanızı tavsiye ederim.

eğer vakit varsa mercan yokuşu,kapalı çarşı ya doğru hafif yürüyüşe geçeriz.kim ne satıyo,ona bak buna bak vakit geçer gider.vakit yoksa yine hafif yürüyüşle geldiğimiz istikametden geri döneriz.bu dönüş yolunda karşımıza çıkan Çemberlitaş Hamamını ne zaman görsek hiç gitmemişliğin ezikliğiyle geleneksel lafımızı ederiz.'bir gün de mutlaka bu hamama gelelim' ...



not:eksik fotoğraflar ilk fırsatta yazıya eklenmeli hata telafi edilmeli

İstanbul'da Paralel İki Rotanın 2.si


yazının giriş bölümü 1.rotanın aynısı desem de 2.rotanın tarifine başlasam mı acaba?evet evet öyle yapayım.bu rota daha şenlikli tekrar tumturaklı girişler yapıp da yormayayım yorulmayayım.
2.rota aynı yerden başlar.Sultanahmet'den Gülhane yada Cağaloğlu yokuşlarından Eminönü'ne ulaşırız.Eminönü,Mısır Çarşısı,Küçük pazar minik gezilerinden sonra Galata Köprüsünden Karaköy'e bağlanırız.

Karaköy'de balık pazarında bir piyasa araştırmasından sonra akşam dönüşte almak üzere kafamızda balıkları ve dönüş saatini netleştirip yürüyüşün gerçek etabına başlarız.

bazen Karaköy'den yokuş yukarı Kuledibi,İstiklal Caddesi,Taksim Meydanı,Gümüşsuyu'ndan Dolmabahçe Sarayı'na gideriz.Dolmabahçe Sarayı çaybahçesi olmazsa olmazımızdır.Zamanlama olarak tam mola gereken zamanda çay bahçesinde oluruz.
çoğu zamanda Taksim yönüne hiç sapmadan Karaköy Güllüoğlu'nda ufak tatlı molası verip outdoor mağazalarına baka baka tramvay yolunu takip ederiz.Tophane,Fındıklı,Kabataş derken yine Dolmabahçe Sarayı içindeki çay bahçesine gireriz.
geldiğimiz bu yol bizim için çok keyiflidir.farkında değilizdir ama aramızdaki bir çok anlaşmazlıkları bu yolda halletmişizdir.birbirimizi en iyi bu yürüyüşlerde anlamışızdır.abartılı olmasın ama evliliğimiz bu yolda olgunlaşmıştır.ilişkimizdeki pürüzleri halletdiğimizi farkettiğimizde de dertleşmişizdir.ayrıca en çok dedikoduyuda bu yolda yapmışızdır.
bu rotayı hayatımıza uyarlayacak olursak Sultanahmet-Dolmabahçe sarayı arası biz olduktan sonraki hayatımızı,ailelerimizi,arkadaşlarımızı anlatır.

aslında severek evlenen çiftlerde bazen problemleri çözmek bu kadar kolay hal alabiliyor.ihtiyacı olan denemeli.tabii partnerinizde bundan keyif almalı.

çay molasından sonra daha keyifli ama birazda kalabalık Dolmabahçe-Beşiktaş yolu bizi bekler.turistler,varoşlardan kopup kızlara bakmaya gelen canti oğlanlar daha çoktur bu yolda.onlara bakar aramızda eğleniriz.en ilginç tipi kim bulacak yarışı başlar.










bu yolda da gençliğimiz,biz olmadan önceki hallerimiz,çocukluk hayallerimiz sohbet konumuzdur.en saf çocukluk anılarını itiraf ederiz.sonra biraz dünya görüşlerimizden,siyasetten,tarihten konuşuruz.yani biz memleketi sadece rakı sofrasında kurtarmayız.yolun bu bölümüde daha bireysel açınımlar içerir.
Beşiktaş'ta genellikle çarşı içine uğrarız.balık pazarında Karaköy'de ki fiyatları karşılaştırır balık olayını netleştiririz.
bir simit veya meyve ile biraz nefsimizi körleriz.eğer karnımızı doyurursak balık alma isteğimizde geçer.alsak bile tok karna yiyemeyiz diye birbirimizi çok yememek konusunda uyarırız.

eğer canımız çok çekerse kazanda birer birada güzel gider.

Ortaköy'e yöneldiğimizde acaba yıldız parkındaki şark kahvesine mi çıksak yoksa Ortaköy'deki takıcılara mı baksak diye oylama yada yazı tura atarız.işte nereye gidiyorsak gider dönüşte bazen balık fikrinden vaz geçer film almaya karar veririz.

bazende saat erkense yine yürüyerek Karaköy'e gider balığımızı alıp bir an evvel eve dönmek için yoksa yorulduğumuzdan değil tramvaya bineriz.

yürüyüş odaklı bu gezimizi yağmur çamur demeden canımızın istediği her haftasonu yaparız.bir çok insan için şehir içi yürüyüşü gereksiz ve saçmadır.evet egzos kokusu çektiğimiz anlar da oluyor.ama bizim gibi yürümeyi seviyor ve haftasonu doğa yürüyüşlerine gidememişseniz hatta yapacak bir işiniz yoksa bir kere denemenizi tavsiye ederim.
köprü üzerinde sahilde balık tutanları,parkta oynayan çocukları,çay bahçelerinde yada banklarda koklaşan sevgilileri,turisti,esnafı gördükçe yaşadığımız şehir nefesini hissetirir bize...
not:eksik fotoğraflar ilk fırsatta yazıya eklenmeli hata telafi edilmeli

Lezzet Gezintisi-1:Paçacı Mahmut 03 Ekim 09


Paçacı Mahmut'u Vedat Milör abimizin ntv'deki programlarından birinde görmüştük.gittiği yerin semtini falan tam anlayamadan programı bitirmişti.bir yıl boyunca ara ara araştırmalar yaptım.

biz hafif puslu bir ekim cumartesisinde bulmaya karar verdik ünlü Paçacıyı.elimizde google map haritaları sağa sola baka baka ilerledik Fatih'in meşhur caddesinde.zaten Fatih semti böyle yerlerin membağı.bu civarlara yakında Büryan Kebabı içinde geleceğiz.

Adı üstünde Fatih Kıztaşı'na çok yakın.trafiğin az,park yerinin çok olduğu alalade bir mahallenin güzel bir esnaf lokantası olarak karşımıza çıktı Kıztaşı Paçacı Mahmut.tek katlı,ahşap doğramalı,özlediğimiz garson ilgisi ile girer girmez 'iyi ki geldik' dedirtti bize.

adı üstünde paça çorbasıyla ünlü ama başka yemekleride var.zeyinyağlıdan,et yemeklerine kadar her şey var.bize paçadan sonra övgüyle bahsedilen işkembeli nohutunuda denedik.

paçanın pişirilişindeki zahmet ve özenin dışında terbiyesinin manda yoğurduyla yapılmasıda lezzetinde altı çizilesi özellik diyebilirim.


gelelim paça çorbasına.faydalarını anneannemiz,annemiz 'paça' der demez sıralar.burada anlatmaya gerek yok.çorbanın suyunun ayrı lezzeti var.Vedat Milör abimizin 'bu böyle yenir' diyip paçayı emerek yediği kadar var.meraklısıysanız zerre bırakmadan paçayıda emin,yutun.ben bu kısımda biraz tutuldum kaldım.ama paça konusunda görüşüm günün birinde tekrar denemek istesem yada bizi bir paçacıya götür diyen arkadaşlar olursa buradan başka bir adres gelmez aklıma.


işkembeli nohutda güzeldi ama bence işkembe daha çok olsa daha iyi olurmuş.işkembelere saldırınca geriye kalan nohut bildiğimiz nohut yemeği gibi oluyor.

hem mekan olarak hem yemekleri çok temiz.garsonların ilgi alakası 10 numara.fiyatlara gelince paça 5,5 lira,işkembeli nohut 5-6 lira arasında.

mekanın karşısındaki şimdi adını unuttuğum süt ve süt ürünleri dükkanı çocukluğumuzdaki dükkanların havasında.biraz aç olsaydım ikinci durağım burası olurdu.adını unuttuğum için pişmanım ama 'değirmen' diyesim geliyor nedense..

Kıztaşı Paçacı Mahmut'u herkese tavsiye ederim.

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam