trekking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trekking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2009 Salı

Trans Kaçkar 12-19 Temmuz 09


Canım Kaçkarlar,ruhum Kaçkarlar.sana geldim,bağrımı bağrına dayamaya,koynunda uyumaya geldim.hayal ettimde geldim,umut ettim de geldim.


Trans Kaçkar'a geçen yıl Yayla Safari programını tamamlamamıza 1-2 gün kala grup olarak karar vermiştik.içimizden bir kaç kişinin eksikliğine rağmen gelebilenler geldi.yeni arkadaşlar da var.Tamzara Tur ile 3.kez kaçkarlardayız.seviyorum ben TAMZARA TUR'u.memnuniyetsiz olanlar vardır belki ama ben hala birisinden 'ya o da olmadı,şu da iyi değil lafı' duymadım.iyi ki de tanışmışız iyi ki de sevmişiz onlarda buraları sevdirdi bize.


1.gün: ilk durağımız Hodeçur (sıra konaklar).İspir'e bağlı eski Ermeni yerleşim alanı.Hemşin yaylaları arasında geçmiyor ama Hemşin yaylalarından ayırt etmek zor.ilk kamp yerimiz bir ilkokulun bahçesi.yanda akan dere işlerimizi kolaylaştırıyor.çimenlerin üzerindeyiz 1800-1850 m yükseklikteyiz.çadırları kurmaca,yemek pişirmece,insanlarla tanışmaca faaliyetleri içinde suratımızda koca koca gülümsemelerle tatilimiz başladı.

yemek,kamp ateşi derken uyku haline büründük hepimiz.sanki yayla safariden beri tatildeydim de şimdi evime varmışım gibi girdim çadırıma,uyku tulumuma.yanımda akan derenin ninnisi tulumun içinde eğimli arazinin beni aşağı doğru kaydırmasını bile unutturdu.öyle erkenden de yatmadık ama sabah 5-6 gibi gözlerim kapanmadı bir türlü.aynı semptomlar diğer arkadaşlarda da olmuş olmalı ki kalktığımda bir çok arkadaşım ayaktaydı bile.


2.gün:güzel bir kahvaltı sonrasında toparlanmaya başlıyoruz.bu gün aracımızdan ayrılacağız.araçla Ayder'de yani gezinin son gününde tekrar bir araya geleceğiz.bu ne demek? eşyalarımızı katırlar taşıyacak.o yüzden gezi sonunda işimize yarayacak eşyaları arabada bırakıp yanımıza sadece 4 gün boyunca işimize yarayacak eşyaları almak demek.katırlar geldi ve eşyaları yükledik.

hava biraz güneşli.krem falan sürmezsek kesin kavruluruz.Hodeçur'da (Sıra konaklar) bize bir yerel rehber eşlik ediyor ve konaklar hakkında bilgiler veriyor.Ermeni kardeşlerimizin hikayerini dinliyoruz.biraz vişne ve dut molasıda geziyi renklendiriyor.
özlediğim manzaralar eşliğinde yürüyüşe geçiyoruz.patikalar yerlerini kaya geçişlerine bırakıyor zaman zaman.her yerde su var.zaman zaman bulutlanan hava,yemek molasında hafif yağmurla bizleri serinletti.

varacağımız yayla Davalı Yaylası.2400m yükseklikte.yeşillikler hala bizimle.5 saatlik bir yürüyüş sonunda sürülerden anladım yaylaya vardığımızı.ne kadar 'merhaba' demek için de olsa biraz ürkmemize sebep olan çoban köpeklerinden de yerleşime yakın olduğumuz belliydi.ya çocuklar çocuklara ne demeli.karşılama komitesinde onlarda vardı.pembe yanakları artık kavrulmuş kabuk bağlamış.attım çantamı bi yerlere.koştum sarıldım hepsine teker teker.öptüm yanaklarından.


çadırları kurduk hep birlikte.bir yanımda keçi sürüsü,bir yanımda inekler suyun karşısında ise yerlilerin buzak dediği annesinden ayrılmış buzağlar.yaylada pek erkek görmedim.genelde kadın ve çocuklar vardı.sonradan öğrendim babaları genelde sıra konakalarda olup 1-2 haftada bir uğrarmış.




çadır tamam,eşyalar yerleşti,hava güzel.haydi çocuklar şenliğe.hepsini sıraya soktum.yanımda götürdüğüm aşçı şapkasını kafalarına,ellerine de içine kepçe koyduğum koca tencereyi verdim.teker teker sohbet edip fotoğraf çekindik.evet-hayır yarışması yaptık aramızda.Fatmanur,Ayşenur,Kader,Özal,Gaye,Burhan ve adını unuttuğum ama gözlerindeki ışıltıyı her gözümü kapadığımda gördüğüm diğerleri...kendine güveni kendiliğinden olan hayatları,günleri hakkında bilgi veren minik buzaklarım benim.








kendimi düşündüm.onların yaşlarında sümüğümü,çişimi tutamazken biri bi soru sorsa anamın eteğinden çıkıpda karşılık veremezdim.hamam böceği gibi kaçacak yer arardım.sanki biz biraz eblehtik yabancılara karşı.onlar hiç öyle değil.boyları kısa kısa,elleri ayakları yok yoksul ama her soruya güzel hatta eğitici yanıtları var.terbiyeleri hat safada.saçları örgülü güzel kızlar,afacanlıkda birinci güzel oğlanlar tablolardaki gibisiniz.

keçiler,buzaklar,davarlar eve dönüyor.gün davalı yaylasında olan her canlı için bitiyor.bizler içimizi çocukların gülümseleriyle ısıttık çorbaya gerek yok desekde acıkmışız ki hemde nasıl...

gece saat 3-4 civarlarında uyandığımda çadırın içinde tam tepemde parlayan bembeyaz ışık 'tövbe ya rabbi.günahlarımı affet' dedirtti.çadırın dışına çıktığımda koşsam 10m ötemde kucaklaşacağım ay'ı gördüm.hanene ay doğmuş derler ya işte bizim kampımıza ay doğmuştu.

3.gün:davalı yayalasında ayrılma hazırlıkları,miniklerimizin getirdiği kaymaklı ve sütlü kahvaltı şöleninden sonra hızla başladı.katırlar geldi yüklerini bekliyorlar.bizde tencere yıka,sandukaları hazırla,çadır topla,tuvalete git koşturmacamıza başladık.

bugün Davalı yaylasından (2400m),Soğanlı Gölü'ne (3400m) aşıtlar aşarak yaklaşık 5-6 saat yürüyüşle gideceğiz.
hava şartları sıkıntı yaratmıyor bize.hava kötü olursa kat edilecek mesafe kolay,kısa yada sorunsuz olsa bile zorluk çekebiliriz.geçen sene ki yayla safari güncesinde de yazdığımı hatırlıyorum.yürüyüş,her spor yada etkinlikte olduğu gibi disiplin isteyen bir uğraş.sadece yürüyüş düzeninde değil ruhumuzda da bazı şeyleri disipline sokmaya çalışmalı bu yeteneğimizi geliştirmeliyiz.'ay aman hep yukarı oldu,off ne kadar kaldı' diye söylenmelerle enerji tüketmektense,ortamdaki (misal havanın yağışsız yada az bulutlu olması gibi) olumlu yanlardan pozitif faydalanmayız.zira hiçbir yürüyüş hep iniş olamaz.kaldı ki onda bile hep aynı tarz yürümekten ayaklarınız yorulur.

'ne kadar kaldı?,çok gidecek miyiz?' gibi sabırsızlık lafları taşıyan arkadaşları biraz rahatlatacak tecrübemden bahsetmek istiyorum.şehirdeki 'ne kadar kaldı?' laflarımızla aynı düşünüp soruyoruz bu soruları ama doğadaki mesafelerle şehirdekiler aynı değil canım kardeşlerim.zira şehirde hep bir taşıt kullandığımızdan veya cevabımızı zamanla ölçtüğümüzden kafamız doğada daha da bi allak bullak olabiliyor.zira şehirde trafik,aracınızın gücü vs. etkenken burada farklı bi şey tecrübe ediyorsunuz.grubun yürüyüş hızı,sizin enerjiniz,hava şartları bu mesafeyi değiştirebilir.
sabırsızca sorulan 'ne kadar kaldı,daha çok var mı?' soru cümleleri,olabilecek kaybolma,yaralanma gibi aksi hallerde sabrınızı daha da çok enerjinizi birden sıfırlayabilir.bunlar da yürüyüşlerdeki naçizana gözlemlerim ve tecrübelerimdir.

ben yürümeyi çok seviyorum ve elbetteki yoruluyorum.fakat ne kadar kaldı,kaç aşıt aşacağız diye hiç irdelememeyi öğrendim.çok da rahat ettim.gözümde büyümüyor yollar.iki şey düşünüyorum birincisi kazasız belasız yürüyüşü tamamlamak ve bu günkü işimin yürüyüş olduğunu aklımdan çıkarmadan sabırla önümdekini takip edip doğadan zevk almaya çalışmak.abartı olacak ama samimi itirafımıda belirteyim size.bazen kendimi katırların,eşeklerin,atların yerine koyduğum bile olur.

rotayı takip etmek,mesafeleri,varış saatini düşünmek rehberin görevi.bırakın o da rahat etsin,sizde.

3400m soğanlı yaylasına geldiğimizi de adında geçen soğanların gittikçe artmasından anlamalıydım.bir sürü yeşil soğan çantamızda.aklımda ise soğan,ekmek,beyaz peynir üçgeni..bu hayallerle yükseldikçe yükseldik...


bu kampta insan yok.sadece biz varız.bir de sakin dingin duran Soğanlı Gölü.katır kardeşlerim çoktan eşyalarımızı bırakmış kamp alanından uzaklaşmışlar.kamp yerine vardığımızda irtifadan etkilenen arkadaşlarımız oldu.gittikçe artan baş ağrısı ve hafif mide bulantıları sıkıntı yaşattı onlara.ilaçlar vs. pek işe yaradı diyemem.en azından dindirmedi.


hava hala kuru.doğa kampımızı kurmamıza ve bi şeyler yememize müsade etti.2 gece burada olacağız.
gece erken yatacağız.yarın için enerji toplamamız lazım.yarın zirveye çıkılacak.

akşam yemeğinden sonra rehber arkadaşımız Cevdet bize çok önemli bilgiler verdi.zirvenin limitlerimizi zorlayarak olabilecek bir şey olduğunu,düşündüğü kadar hava şartlarının iyi olmadığını,nisan sonunda bile kar yağdığını ve keşif için çıktığı yürüyüşten hala o karların kalkmamış olduğunu gördüğünü söyledi.gerekli yerlerde krampon kullanılacağımızı,yürürken sırayla yürümemiz gerektiğini,aceleciliğin hepimize zararı dokunacağını,sis,yağmur gibi olaylarla da karşılaşabileceğimizi söyledi.işte ben bu laflar konuşulurken heyecanlandım ve sinirlerim bozulunca hep olan gülümsememi tutamaz oldum.ağzım bir türlü kapanmıyor.bazı anlarda böyle oluyorum.kafam sanırım kabullenmiyor bazı şeyleri ve refleks olarak sırıtıyorum.olmadık yerlerde bile böyle olunca utanırım.

kalk saatini 05:00 hareket saatini 06:00 olarak söyledi.yanımıza almamız gerekenlerden bahsetti.gerek gördüğünde çok yorulanları,yapamayacağını anlayadığı insanları kampa gönderme insiyatifinin olacağını ve buna kırılma gücenme olmaması gerektiğini hatırlattı.irtifanın yarattığı rahatsızlıklardan bir kaç kişi hariç yavaş yavaş herkes nasibini almaya başladı.

bi tereddüt içinde çadırımıza girdik ve uyumaya çalıştım.irtifa beni rahatsız etmemişti.başımda midemde,enerjimde iyiydi.fakat gece uyandığımda biraz karamsardım.hayalperest yanım ortaya çıkmış bu zamana kadar seyrettiğim tüm filmleri bize uyarlamış içimi sıkıntıya soktukça sokuyordu.gece zirveye çıkmama kararı aldım.'demek ki sana göre değilmiş.zaten kendini sınamak için gelmiştin ve buraya kadarmış' diyip zirveye çıkmama kararımı pekiştirdim ve güzel bir uyku çektim.

4.gün:saatin çalmasına 5 dakika kala uykumu almış olarak gözlerimi fırt diye açtım.aklımdan geçen tek şey 'zirveye çıkacağım' düşüncesiydi.dün geceki kendimle olan sohbeti unutmaya çalıştım.deneyecektim.zorlandığım yerden geri dönebilecek enerjiyi hep saklı tutabilirdim.sağlığım kondisyonum iyiydi.niye durayım ki.
05:15 de yemek çadırında iki arkadaşla karşılaştık.çok fazla duman (sis) vardı.hava çok soğuktu.birazda rüzgar vardı.Cevdet'in bu havada zirve olamayacağı kararından bahsettiler.bu duyuruyu duyanlar hala yatıyordu yada yavaş yavaş bizim gibi toplanıyorlardı.hiç üzülmedim.Cevdet çok profesyonel biri.ona yardımcı Bekir ve Ülkü bölgeyi bilen arkadaşlar.hepsinin ortak aldığı bir karardı ve üstüne hala gidelim demek maceraperestlik olurdu.

şimdi tek sorunumuz gece 20:30'da yatmış sabah 05:00'de kalkmış ve soğuk havayla karşı karşıya kalmıştık.yani bir çeşit yemek çadırında tıkanıp kalmıştık.tüm gün nasıl geçecek şimdi?

kahvaltı yaptık haydi saat oldu 07:00.koca gün başladı.sırayla çadırdan çıkıp hava kontrolü yaptık.
zirve için tercih edilen hareket saati 06:00 dönüş saati yaklaşık 17:00.yani hava güzel olsa bile zirve için zamanımız kalmıyordu.
saat 09:00 olduğunda Cevdet ve Bekir gidebileceğimiz kadar gidip,gidilemeyecek yerden geri dönme kararı aldılar.grup hızla hazırlandı ve zirve için yola çıktık.

kar geçişleri Cevdet ve Bekir için yol açmak adına sıkıntı oluşturuyordu.biz ise onların açtığı yoldan adeta çiçek toplamaya giden çocuklar gibi geçiyorduk.çarşak denilen oluşumla tanışma şerefine aşıtların ilkinde nail oldum.anladığım kadarıyla da anlatayım size.irili ufaklı,keskin,yumuşak küçük kaya parçalarının önünüzde koca dağ gibi durması olayı.gerçekten de mehteran yürüyüşü gibi bir durum söz konusu.çıkarken iki hamle yapıyorsunuz ama birinde aşağı kayıyorsunuz.inerkende kendinizi koyverin hop aşağıdasınız.biraz kontrolü kaybederseniz pantolonu falan yırtmanız kesin.her ne kadar 2 gün falan çarşaklarda inip çıktıktan sonra ayakkabınızdan artık hayır gelmez ve sanki 15 yıllıkmış gibi gözükse de ben çarşaklardan inmeye bayıldım.batonunuz varsa kendinize oyunlar bile geliştirebilirsiniz.okurken eğlenceli gibi gelse de dikkatli olmamız gereken durumlardan biridir çarşaklar.
karda,kayada,su geçişlerinde ayakkabınız iyi ve doğru basmayı kavradıysanız bir de yardımcı batonunuz varsa pek sıkıntı yaşamazsınız.Cevdet,Ülkü ve Bekir kardeşlerimiz her türlü teknik konusunda yardımlarını bizden sakınmadı sağ olsunlar.

kaçkar dağı zirve yürüyüşünde çok çok ülkeden,çok insan gördük.3 günden beri bu kadar insan görmemiştim.yemek molasında irtifadan etkilenen arkadaşların sıkıntıları biraz bizi üzdü.16 kişiden 5'i devam etmemeye karar verdi.itiraf edeyim bir kar geçişinden önce ilerideki zirve dönüşünde olan insanların inerkenki zorluklarını görünce,Cevdet'in kar geçişinde ipi sabitlerkenki çabasını seyrettiğim filmlerle bağdaştırınca,yetmiyormuş gibi dolunun gittikçe büyüyen tanelerinin suratımı ellerimi acıtmasıyla dönme kararı alan arkadaşların ne kadar ileri görüşlü olduğunu anladım ve ensemdeki tüyler hafif hafif kabarmaya,bacaklarım birbirine vurmaya başladı.10-15 dakika süren dolu durana kadar etrafımdakilere 'yani maceraya gerek yok.seneyede geliriz.dönelim vs.' gibi kendimi bilmez laflar ettim.nedense dolu durdu 'sana geliyorum zirve' nidalarıyla yürümeye devam ettim.
zirve çıkmak kolay değil.kendi içinde çeşitli tehlikeleri barındırıyor.irtifa rahatsızlıkları ve hava şartlarıda sıkıntıdan sıkıntıya sokabilir sizi.eğer zirve motivasyonunuz iyi değilse ciğerleriniz,bacaklarınız size ihanet edebilir.sayabileceğim bir çok olumsuzluk yanıbaşınızda dolaşırken sizin gerçekten inancınızın tam olması ve sağ duyunuzu,dikkatinizi bir an olsun zayıflatmamanız önemlidir.
grup hareketleride zirve yada yürüyüş konsantrasyonunuzu bozabilir.öndeki yavaş kalabilir,sonuncu olabilirsiniz yada bacaklarınız çok güçlüdür hızlı çıkmak istersiniz.kestirme yol görebilir ve gruptan kopabilirsiniz.bunların hepsi bana göre bencilce davranışlardır.madem bu kadar bireysel davranmak niyetindesiniz tehlikeye sokacağınız bir grupla böyle bir etkinliğe katılmaktansa daha az sayıda grupları hatta yanlız gelmeyi tercih edebilirsiniz.
oksijenin azlığı mı yoksa yüksek irtifanın etkisimi bilmiyorum.böyle bireysel çıkışlar her grupta her zaman olur eminim.sahalarda görmek istemediğimiz davranışlar diyelim bunlara
zirve 3937m yükseklikte.biz 3400m den yükseldik.09:15 de başladık yürüyüşe.15:00 de zirvedeydik.hava rüzgarlı,hafif yağmurlu genel olarak bulutluydu.duman (sis) ilk 1 saat hafif etkiliydi.25'ye yakın kar geçişi yaptık.16 kişiden 11 kişi zirvedeydik.
zirve heyecan verici olmasına rağmen rüzgarlıydı.ne yapacağımızı bilemez halde,fotoğraf çektik,bir şeyler yedik,zirve defterine notlar yazdık,bağırdık,çeşitli maymunluklar yaptık.
zirvede telefon çekiyor sevdiklerimizi aradık ve saat 16:00 gibi dönüşe geçtik.
dönüşte artık yorgunluk baş göstermiş dikkat dağılmıştı.inişe geçmenin ilk 1 saatinde gelişte yakalandığımız doludan daha büyüğüyle karşılaştık.arkasından yağmur eşlik etti.
20:00-20:30 arası sağ salim tüm arkadaşlar inişi tamamladı. son arkadaşımızında inmesiyle gök yarıldı.tüm gece süren 10 dak. dolu 20 dak. yağmur ve rüzgar döngüsü saat 24:00'e kadar sürdü.
günün sürprizi sağlık sebepleriyle zirveye gelemeyen canım arkadaşlarımızdan geldi.kampa vardığımızda sıcak çay,çorba ve yemekle karşıladılar bizi.haklarını nasıl öderim bilmiyorum.bazı arkadaşlar yorgunluktan ve başlayan yağmurdan dolayı çadırlarından çıkamadılar.
bu gün kaçkarkar bizi zirvesine davet etti.sabah vaz geçtiğimiz teklife geç de olsa icabet ettik.bağrımı bağrına dayadım.bin kez şükrettim.emeği geçen herkesede şükranlarımı gönderiyorum.
5.gün:
Şu dağın oylumuna
doyulmaz yaylımına
Eğil gözlerinden öpe`m
Geldik yol ayrımına...
Kemal Tahir'in Yol Ayrımı kitabından unutamadığım dörtlük hep kafamda bu sabah.benim için çadırda kalamayacağım akşamlarda dağ serüveni bitmiş oluyor.evimizi pardon çadırımızı ve tüm eşyalarımızı toparladık.katırlar hazır bekliyor.bu gün çantalarımızda 1 günlük eşyamızı da taşıyacağız.yani katırlardaki veya ilk gün minibüse bıraktığımız eşyalarla buluşmayacağız.pijamamız yedek çorap vs. eşyalarımızıda yanımızda taşıyacağız.bu gün trans günü.yani kaçkarları güneyinden kuzeyine geçeceğiz ve kavron yaylasına varacağız.Kavron'da bu akşam pansiyonda konaklama var.yemeğide yaylada yiyeceğiz.yani 'medeni' hayata dönüş var.içim buruk.
çarşaklı çıkış ve iniş ile aşıtları aşmaya başladık.güneyi,soğanlı gölünü,godik kafa çocukları hep arkamızda bırakarak kuzeye döndük yüzümüzü.çarşak inişleri gerçekten bana zevk verdi.trans geçişimiz son 3-4 saatinde kavronu görür olduk fakat kavronun bir türlü varılamaz hali vardı.sanki biz yaklaştıkça uzaklaşıyor gibiydi.
patikadan,yüz yılların ticaret yollarından,keçi,katır dostlarımın otobanlarından geçtik.son 3-4 saati zor olmayan fakat dumanlı(sisli),çiseli,hafif yağmurlu,bol su geçişli ve kaygan kayalardan yaptık.







yaklaşık 10 saat yürüdük.kar geçişleri yaptık.tüm grup sağ salim kavron yaylasına vardık ve çantasını atan horona ekledi kendini.akabinde kendinmizi medeniyetin en güzel icadı olan soba başında çorapları,ayakkabıları kuruturken bulduk.





akşam konaklama pansiyonda ama gerçek yatak,gerçek musluk ve gerçek sıcak su şakaları yapmaktan kimse odasına gidemiyor.
6.gün:kavron yaylasında bazı arkadaşlarla ayrılıyoruz.onlar minibüs ile biz ise yürüyerek Ayder'e gidip İstanbul Pansiyonumuzda buluşacağız.elinden oyuncağını hiç bırakmayan,paylaşmak istemeyen çocuklar gibi seviyoruz İstanbul Pansiyonu.geçen yıl da burada kalmış ve doyamamıştık.
Kavron Ayder arası zevkli bi o kadar da arabalı yol.ayder'e yaklaştıkça insanların hunharca etrafı kirletmelerine,devletin turizm ve kültür miraslarını ne kadar sahipsiz koyduğunu gözlemliyoruz.yani Ülkü dese ki geri dönelim hiç yorulmam soğanlı yaylasına kadar yürür ve orada yaşarım.
Ayder'de artık klasikleşen yürüyüş sonu kaplıca sefasının motivasyonu güç verdi de yürüyüşü her şeye rağmen tamamlayabildim.Ayder'de kaplıcaya gitmek,bir haftanın bitini pisliğini temizlemek,kaplıca çıkışı gazoz içmek ve erkeklerin traş olması bir gelenek halini aldı.kaplıcaya girmeden evvel ve çıktıktan sonra çektiğimiz fotoğraflarla öncesi-sonrası geyiğinin tadı ayrı bir güzellik.
(Ayder için yorumlarımı gezi güncelerinde sürekli yapıyorum.o yüzden artık bi şey yazmıyorum.)
Ayder'de akşamları 3 yıldan beri yaptığımız çise eğlencesi bu yıl da devam etti.seviyorum ben çiseyi horonunu,salaşlığını.beklentinizi ne kadar alçak tutarsanız o kadar mutlu olursunuz yaşadığınız anlardan.ben hep hayatımda bunu yaptım.nereye gittiğinin önemi,gittiğin insanlarla,o an ki halinizle çok alakalıdır.benim bildiğim Ayder'de akşamları çiseye gidilir,horon oynanır o kadar.

7-8. gün:son iki günümüzü ayrılamayan arkadaşlarla dinlenerek,makara yaparak ve hafif gezilerle tamamladık.İstanbul Pansiyon'da kafanız allak bullak olur.acaba yatıp dinlenip şu yeşilin tadını mı çıkartsam yoksa kalksam bahçesine bi sandalye atıp göklere değen ağaçlarınımı seyretsem.?karar vermekle vakit harcamayın.bırakın ayaklarınız,kollarınız,gözleriniz yönetsin sizi.
toparlanıp İstanbul Pansiyon'dan ayrılıp Fırtına vadisi boyunca şehire indik.göğe fırlatılan füzelerde parça parça bi şeyler kopar,bölünür ya işte bizde minibüste birer ikişer ayrılmalarla ilerdik.
son durak Rize otogarı.ayrılmamak için direnen altı kişi bir otobüse bindik.bölünme 3 kişinin Trabzon'da,2 kişinin Terme'de bir kişininde Ankara'ya devam etmesiyle tatilimizde,kaçkar zirveyle randevumuzda son buldu.
...
..
şimdi Ezginin Günlüğü beynimde dinletiye başladı
ilk parçalarıda Akıntıya Karşı
Uzun bir yol vardı nehir boyunca
Derin yamaçlardan dağlara doğru
Bir çocuk bulutlara çıkardı gördüğü düşün kanadıyla
Saçlarında bir yaz yağmuruydu, ellerinde nergis kokusu...
...
...
Trans Kaçkar programına katılan,bi şeylerin ucundan tutan,kendinden bi şeyler veren herkese teşekkür ederim.
TAMZARA TUR rehberleri,değer verdiğimiz canım arkadaşlarımız Ülkü & Cevdet'e yıllardan beri bitmek bilmez konuk ve yardım severliklerinden dolayı ve bu yıl aralarına yeni giren ama sanki hep varmış gibi duran Bekir'e de sonsuz şükranlarımı sunarım.
kişisel notum:uzun upuzun gezi güncesini kısaltmaya çalışmayı düşünsemde yazarken kendimi durduracak hiç değildim.bi şeyler yapmasanız köşeye sıkışmışlık yaşarsınız ya işte öyle bi durumdan çıkıyor bu uzun yazılar.itiraf ediyorum ki bende başkalarının uzun yazılarını nadir okurum.yazı ve blog adına bi şey belirtmek isterim ki ben bu yazıyı,blog'u en çok kendim için icra ediyorum.
herkese selamlar

17 Mayıs 2009 Pazar

Sultanpınar Yaylası Yürüyüşü 16 mayıs 09


Fotoğraflar

Koskoca İstanbul'da cumartesi yürüyüş yapacak 15 kişi bulmak ne kadar da zormuş.bahar geçiyor,'dur düşüneyim','nasıl olur bilmem ki','ayy bu haftasonu da indirimli mağazaları gezecektim' deyip de zaman kazanmaya çalışmak anlamsız.

günlük yürüyüşlere gitmeyenlerin bilemediği bir şey var.her yer,her zaman aynı havada değildir.doğada mevsim geçişlerinde görecekleriniz sizi düşündüğünüzden daha çok etkiler.sıcak günlerde sadece bitki örtüsü değil sizde kavrulabilir ve yürüdükçe ızdırap çekebilirsiniz.hiç yürümemiş arkadaşlar, ilkbahar veya sonbaharda yürüyüşe başlarlarsa daha çok zevk alırlar ve sonrasında hangi mevsim yürüdüğünün bi önemi kalmayacak kıvama gelirler.buda benim naçizane tespitimdir.

yürüyüş ve kamp yazılarımda hep belirttiğim gibi doğa yürüyüşlerinde TAMZARA TUR ilk tercihimizdir.bu işi profesyonel yaparlar,samimi ve yardım severdirler.donanımları tamdır.herkese de tavsiye ederim.başka bir firmaya ancak o hafta müsait değillerse yöneliriz.

cumartesi yürüyüş yapacak insan sayısıda az olduğundan yürüyüş grubu oluşturmak çok zor oldu.neyse ki yürüyüş çağrıma 7 cesur arkadaşım cevap verdi.hepsine öpücükler.

Sultanpınar yaylası, Sakarya/Akyazı/Dokurcun civarında.bölgede çok sayıda yayla yerleşimi var.yaylalara yaz aylarında hayvanlarını otlatmaya geliyorlar.şehirli insanın yazlık mantığı gibi ama çok daha sağlıklısı.
rakım 1250 m. civarlarında.yürüdükçe bitki örtüsü çok çeşitli oyunlar yapıyor.saki yeşil bir halı serilmiş gibi tatlı tepeleri aşıyorsunuz.her tepe ayrı bi çiçekle bezenmiş.her renk çiçek var.sağınız solunuz orman.ağaç çeşitliliğinden kadifemsi tonlar içinizi açıyor.kekik ve çiçek kokuları ilk duyulduktan sonra hafif başağrısı bile yapabilir.yürürken Kaçkarlar'da daha çok hissedeceğiniz huzura kapılıyorsunuz.
enerjiniz her yerinizden fışkıracak gibi oluyor.gülümsemenize hakim olamaz,koşmak aynı zamanda çığlık atmak istersiniz.hepsini o anda yapın,yaptık da.
dereye uzaktan baktığınızda virajlı bi yola tepeden bakıyormuşsunuz hissi veriyor.adeta çizgi filmlerdeki yollar gibi.dere her yerden kıvrılıyor.içme suyu ilk başlarda sıkıntı gibi gözüksede sonrasında bolca çeşme bulabilirsiniz.şapka bu yürüyüşün yanınızda mutlaka bulundur köşesinin ilk maddesi.açık çimenliklerden tepeleri aşıyorsunuz.ara ara orman içlerine dalınıyor ama güneşli bi günde iseniz güneşin kötü etkilerinden korunmak için mutlaka bi şeyler kullanın.

karşılaştığımız yaylacılar belki o günkü rızkları olan ayranlarını hiç çekinmeden ve karşılık beklemeden bizlerle paylaşıyorlar.şaşırırsınız samimiyetlerine.

parkura gelince; zor değil.uzun şehir yürüyüşleri yapanlar rahatlıkla yapabilir.su geçişlerinin mesele edilecek bi yanı yok.toplamda yaklaşık 12-13km yürüyüş yapılıyor.daha uzatmak daha kısaltmak mümkün.
yürür,uçar canlılardan bahsedecek olursak,kuş sesleri gerçektende ovaya yayılıyormuş buna tanık olduk.keçi sürüleri ve arkadaşım eşek zaten yaylaların olmazsa olmaz sahipleri.

burası uzak diyarlarda değil.İstanbul'un dibinde.şehirler arası karayolu yolculuklarında çokça geçip gittiğiniz yerlerden sadece biri.gitmekde zor değil,yürümekte,yaşamakda...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Kapadokya Gezisi 23-26 nisan 09


Kapadokya,Bülbüller ve Yeni Türkü
başka türlü bir şey
benim istediğim
ne ağaca benzer
ne de buluta
burası gibi değil
gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava


sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

Kapadokyayı görmek eski bir hayal idi bizim için.Eski dediğimiz belki 15 belki de 20 yıllık bir hayal..Yeterli paramız olduğunda vaktimiz olmadı, vaktimiz olduğunda da paramız yoktu.Ve en sonunda 2009'un Nisan ayında bu ikisini bir araya getirebildik ve düştük yola.Eski bir hayalin peşine sevdiğimiz eski şarkıları dinleyerek gitmeye karar verdik.Kapadokya ateşinin ilk içimize düştüğü yıllarda araba tekerleği boyutunda walkmanlerimizden kasetlerini dinlediğimiz Yeni Türkü bizce çok yakıştı bu seyahate...


Kapadokya'nın güzelliğinin yanı sıra yürüyüş parkurlarıyla da çok ilgiliyiz.yürüyüş programlı bir yer ile anlaşacakken yeterli katılımcı bulunamamasından tur iptal oldu.koskoca İstanbul'da Kapadokya'yı yürüyerek dolaşacak 10 kişi yokmuş.önemi yok...
çantalar,kumanyalar,tozluklar,kaybolmaya karşı düdük,bıçak,kibrit,yürüyüş ayakkabıları,pantolonlar,yağmurluklar,fularlar,güneş kremleri,ilaçlar,en önemlisi fotoğraf makinesi, her şey hazır.kara yolları ve kapadokya bölge haritası hemen elimizin altında.internetten edindiğimiz bilgilerde yanlarında.

Bizim gibi az maliyetli,yürüyüşlü bir gezi planlıyorsanız yazının gerisi daha faydalı olacaktır.peribacası nedir,nasıl oluşmuş,bu memlekette kimler yaşamış,tarihi diye bi araştırma içinde iseniz apayrı bi şey arıyorsunuz ve bu yazı size pek fazla yardımcı olamaz demektir.zira bu sorularınızın cevabını bilmesine biliyorum ama internetten copy paste yapmak istemiyorum :)
ulaşım için:varsa özel arabanız en iyisi.orada gezerken vakit kaybetmezsiniz.ama araba yok ise oradan kiralayabilirsiniz.oda olmaz ise biraz zorlayıp gezi rotanızı daraltırsanız yine yapacak çok şey var.yolculuk için dinlenmesi gereken en iyi grup kesinlikle Yeni Türkü.


istanbul-Göreme yaklaşık 750 km.İstanbul,Bolu,Ankara,Kırıkkale,Kırşehir,Hacıbektaş,Mucur,Avonos ve nihayetinde Göreme...hiç yorucu olmayan,virajsız,sakin bi yolu var.
gitmek için bir alternatifte Ankara'dan sonra Aksaray üzerinden olabilir.Hemen hatırlatayım bu yol üzerinde tuz gölünü görmeden geçmeyin.biz daha evvel tuz gölünü görmüş ve fotoğraflamıştık.
Konaklama için:çeşitli fiyatlarda alternatifler var.biz Göreme'de kaldık.Göreme,Ürgüp,Avanos,Mustafapaşa hepsindeki oteller bu işi iyi biliyorlar.odalarda ihtiyacınızı görecek bir çok şey sağlanmış durumda.bizim için gezilerde otel demek; yürüyüşten dönünce sıcak su bulabileceğin,temiz olan,gece soğuk ise kaloriferi olan üstü kapalı ve uygun fiyatta olan mekandır.kaldığımız yerde bunu sağladı zaten.peri cave otel: http://www.pericavehotel.com/
müzekart çok önemli.yok ise batarsınız.gezimiz boyunca 1 kişi 80 liralık müzeye müze kart sayesinde bedava girdi.müze karta nasıl sahip olursunuz artık bunu da yazmayayım.her yerden alabilirsiniz.20 lira.
bölge aktiviteleri:Göreme'de her türlü aktivite yapacak firma bulmak mümkün. atv safari,at safari,yürüyüş,balon gezisi her şey var.hemen belirteyim balonları biz ancak fotoğraflayabildik.zira ziyadesiyle pahalıydı.
Biz yürüyüş ile ilgilendiğimiz için diğer aktiviteleri kendiniz araştırırsınız artık.Yürüyüş rotaları çok belirgin,kolay kolay kaybolmazsınız.biz iki kişi günde ortalama 6 saat yürüdük.yöre halkı bu konuda çok yardımcı oluyor.eğer tedirgin bir yapınız var ise yerel rehberde bulabilirsiniz.
akşamları:ürgüp,göreme akşamlarında bi eksiklik vardı.şarabıylada ün yapan bu bölgede şarap içip sohbet edebileceğiz pek alternatif yok.bozcaada'yı bilen bilir.her köşe başında her keseye uygun şarap satan mekanlar vardır.biraz ona benzer yerler aradık.girdiğiniz her mekanda her türlü içkiyi bulabilirsiniz bi sorun yok o konuda da yılın her mevsimi sezon olan bi yörede alternatif yerler açısından biraz kısır gördüm.belkide kriz onları erken vurdu,belki de çoğunluk turla geldiğinden tur firmaları farklı yerlere yönlendiriyor insanları.
açıkçası bizim şaraplar şöyle iyi böyle iyi diyen yörede,mahsen havasını yakalamış,tatlı bi müzik eşliğinde yemek yemesenizde şarabınızı yudumlayacağınız,makul fiyatlarıyla 3 akşamınızıda burada rahat rahat geçireceğiniz bi mekan eksikliğini hissettim.aradımda üstelik.eminimde vardır.ama biz bulamadık.onun yerine çok sıcak bi mekan bulduk.ottoman kitchen yöresel yemekleri canlandırmaya çalışan çok samimi çalışanları olan bir mekan.her akşam oradaydık.
1.gün:Kızıl vadi,Pembe vadi,Göreme açık hava müzesi,Çavuşin,Kızıl çukur,Çavuşin,Uçhisar...
ortahisar ve uçhisar görmeye değer.kızıl vadi,Pembe vadi,açıkhava müzesi,çavuşin bölgesini ve adını hatırlayamadığım diğer vadilerini hep yürüdük.havası çok kuru.bölgenin yapısı,tarihi yerleri ile ilgili bilgi vermeyeceğim zira internette fazlasıyla bulabilirsiniz.parkur çok kolay.öncesinde biraz yürümüş olan herkes çok rahatlıkla tamamlar.zaten bir çok noktadan kestirme çıkışlar var.biz yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sonrasında 10 saatimizi bu vadilerde geçirmişiz farkında olmadan.o kadar büyüleyici.
eğer Göreme'de kalıyorsanız hiçbir vasıtaya gerek duymadan parkuru bitirebilirsiniz.zira gezilerde araba başa bela bile oluyor.çünkü sonunda ne yapıp ne edip arabanıza ulaşmak zorundasınız.

fotoğraflar umarım oradaki atmosferi biraz olsun hissettirir.


























2.gün:Kaymaklı yeraltı şehri,Derinkuyu yeraltı şehri,Ihlara vadisi,Turasan Şarap Fabrikası...
hepsi için araba gerekir.Ürgüp Nevşehir yolu üzerinde önce Kaymaklıyı sonra Derinkuyuyu gezebilirsiniz.Kaymaklı yeraltı şehri hayatımda girdiğim ilk yeraltı şehriydi.çok etkilendim.yeraltı şehirlerinin dar ve alçak tünelleri,geçitleri var.kaymaklı'da biraz daha geniş.
Derinkuyu için tavsiyem eğer önünüzde arkanızda kalabalık grup var ise bekleyin onlar gezsin siz sonra gezin.zira o kadar dar yerlerde kalabalık biraz bunaltabiliyor.ben Derinkuyu'yu bitiremeden çıktım.okul gezisine gelen enerjik gençler zaten dar olan koridorları daha bi dar ettiler.sanırım müze gezmeyi,toplu olarak aktivite yapmayı falan bizim ergenler hiçbir zaman öğrenemeyecek.sürekli bi bakın biz buradayız diye dikkat çekme çabası ve akabinde gürültüleri var.çevreyi ne kadar rahatsız edersek varlığımızı o kadar ispat ederiz modeli.ergenlik işte.
kaymaklı yeraltı şehri yada özkonak yeraltı şehri çıkışında köylü kadınların yaptığı bebeklerden alın bence.harika işlemeli fistanlarıyla çocukluğumun kitaplarındaki anadolu kadını resimlerini anımsattılar bana.
Ihlara,Ihlara,Ihlara aşkım Ihlara.çocukluğumun coğrafya derslerinin vazgeçilmez vadi örneğidir Ihlara.iki tarafınız kaya,kaya demek biraz kaba bile kaçıyor.
iki tarafınız kayalara oyulmuş kiliseler,altlarında yem yeşil doğa,tam ortada melendiz.kuş,sesleri,ibibikler,bülbüller,kartallar,leylekler,atlar...parkur 14km diye öğrenmiştim.yöre halkı 10km dedi.ıhlaradan girişte baya bi kalabalık gruplarla yürüyorsunuz.hoşur teyzelerden okul çocuklarına kadar bi güruh var.ama hepsi vadinin ortası sayılabilecek belisırma denen yerde kopuyor.kimi yemek yiyor,kimi yürüyüşü tamamlıyor.ilerisinde ise sadece üstte belirttiklerim ve sizi.
içindeymişik yeşilmişik sazmışık...
parkur çok belirgin.biz ilk etabı kalabalıktan uzaklaşalım diye biraz aceleyle geçtik.sonrasında ise yemek molası ve fotoğraf molalarıyla yaklaşık 4 saatte bitirdik.sonunda selime'ye varıyorsunuz.
eğer arabanızla gittiyseniz arabanızı Ihlara girişinde bırakın.Selime'ye yürüyün.orada bulunan Çatak kır lokantasından Ihlara'ya arabanıza dönmek için araç tutabilirsiniz.20-25 liraya bu dönüşün maliyeti.
ciğerlerinizde kır havası,ayaklarınızda tatlı bi yorgunluk,yüreğinizdeki huzur bu günün kazancı olacak.
dönüşte Ürgüp Turasan'dan şarabınızı almayı unutmayın.tadımda yapabileceğiniz fabrikadan mutlu mutlu otelin yolunu tutabilirsiniz.
3.gün:zemi vadisi,gomeda vadisi,sinesos (mustafapaşa),zelve,paşabağı,özkonak yeraltı şehri,gülşehir ve kızıl çukurda gün batışı...
bugün son gün ve gezilecek çok yer var.
zemi vadisi ile başlıyoruz.göreme açık hava müzesi yolu üzerinde.göreme'de konaklıyorsanız arabayla gitmenize gerek yok.rotası belli.5,6 km. uzunluğunda vadi yürüyüşü.açıkçası yapılacak görülecek o kadar çok yer kalmışken zemi biraz vakit kaybı oldu.ama buna diğer yerleri görünce karar verdik.aklımda benim hep gomeda vadisi,sinesos vardı.1 saat gidiş bir saat dönüş yetti bize zemide.vadinin sonuna kadar gitmedik.


mustafapaşa (sinesos) Ürgüp'ün güney çıkışından çıkınca çok yakında.eski bir rum köyü.zaten kendinizi içanadolu değilde egede hissedeceksiniz.dönüşte burada çay içmeye karar verdik ve gomeda vadisine doğru yola koyulduk.
mustafapaşa (sinesos)-gomeda birbirine çok yakın.bir dağın ucundan vadi içine girişiniz var.tatlı su geçişleriyle dolu patikası size huzur veriyor.aracımız dağ ucunda olduğundan sonuna kadar gidemeyeceğiz.1 saat gidiş 1 saat dönüş diye karar verdik.gomeda beni çok etkiledi.harabeleri,kiliseleri,güvercinleri var.
gomeda diye bir filmde varmış diye duymuştum ki dönünce araştırdım türk korku filmiymiş.iyiki gitmeden seyretmemişim.söz verdiğimiz gibi sinesos'da çay molası verdik.
sırada zelve.3 vadiden oluşan zelve bolca turisti ağırlıyor.eğer siz 'ben tek başıma ıssızda yürüyemem' diyorsanız zelve tam size göre.600-800 m lik vadi içinde ufak yürüyüşler yapabilirsiniz.müze ve ören yerlerinin hala yaz uygulamasına geçmediğini düşününce biraz hızlı geçtik zelve'yi.


zelve dışına çıktığımızda haritada nereye gitsek telaşımızı gören bi abi bize paşabağı'nı mutlaka görmemizi söyledi.abi hasbelkader okuyorsan teşekkür ederim.zira paşabağ tipik çocukluğumuzdan beri bildiğimiz peribacalarını çok ve yakından göreceğimiz bi mekan.burasıda turistden nasibini almış.tüm tur otobüslerinin uğrak yeri olmuş.harika fotoğraflar çekebilirsiniz.


paşabağından sonra vakit yetmeyeceğinden özkonak yeraltı şehri yada gülşehir arasında karar vermek zorunda kaldık ve özkonak yeraltı şehrine karar verdik..
avanos üzerinden gidilen özkonağa geldiğimizde saat 17:15 di.görevli bizi içeri almak istemedi.zar zor ikna edip hayatımızın en hızlı gezisini yaptık.7 dakikada çok dar ve alçak yeraltı şehrini gezdik.burasıda kaymaklı yeraltı şehrinden sonra vakit kaybıymış.
şimdi ver elini kızıl çukur ve güneşin batışı.kızıl çukur seyir tepesininde olduğu girişinde bi abinin 3 liraya bilet kestiği,ilk gün gezdiğimiz vadilerin tepelerinde bi nokta.şarabımızı açtık,elmaları soyduk,biraz peynir ve çerezle konumumuzu aldık beklemeye başladık.herkes,şarabını alan,sevgilisini kapan buradaydı.adeta bir ayin gibiydi.hatta güneş batarken görevli jandarmalar bile donup kaldılar.acele ederseniz ve makinanız müsait ise harika fotoğraflar alabilirsiniz.


eğer bu bölgeye geldiyseniz ve güneşin doğuşunu hep kaçırıyorsanız,kesinlikle güneşin batışını an an izleyeceğiniz kızılçukur'a şarabınızı alıp gitmemişseniz çok çok şey kaçırmışsınız demektir.
Kızıl çukur'da güneşin batışını syrederken bilin ki sizi sarhoş eden sadece içtiğiniz şarap olmayacak...
notlar:
kapadokya gezisi olmazsa olmazları:
-Ihlara vadisi,
-kızıl vadi,pembe vadi bölgesi yürüyüşü,
-kızılçukur güneşin batışı,
-gomeda vadisi yürüyüşü,
-paşabağ,
-zelve,
-turasan şarapları,
-yeni türkü
-yeni türkü
-yeni türkü
yanınıza mutlaka alın:
-karayolları ve bölge haritası
-müzekart
-tirbüşon
-fotoğraf makinası
-fener

12 Nisan 2009 Pazar

Menekşe Yaylası Yürüyüşü 11 nisan 09


geziden geriye kalanlar:
-sezona merhaba demiş tatlı tatlı ağrıyan bacaklar
-mor çiçekler,ağaçlar,kuş sesleri-ruhunuzu temizleyen bir dere
-toz toprak olmuş pantolonlar
hava açıyor kapatıyor, çeşitli oyunlarla bahar kendini bi hissettiriyor,bir gizliyor.bizim ruh halimizde ona göre şekilleniyor.nisanın 11'i oldu ve biz hala doğaya bütünleşemedik.
bi çok tur firmasıyla konuştuk ama çoğu yeterli sayıya ulaşamadığından gezilerini iptal ettiler.son anda bukla ile menekşe yaylasına gitmeye karar verdik.
gitmek isteyenler için bilgi vereyim.sadece bukla değil günlük yürüyüş düzenleyen bi çok firma var.bir çoğunuda takip ediyorum.genelde kahvaltı,ulaşım,öğle yemeği ve rehberlik hizmeti aynıdır bu firmalarda.aynı günde bi çok noktaya program yapsalarda son anda herşey değişip turun iptali bile söz konusu olabilir.tüm katılımcıların isteği aynı olmuyor tabii ki.bazıları su geçişli zorlu parkur isterken,bazıları yormayan yöreleri yada gitmediği yerlere gitmek ister.böyle oluncada zaten az olan yürüyüşçü sayısı gittikçe bölünürde bölünür.

menekşe yaylası istanbul'un dibinde desem yalan olmaz.yuvacık barajının yuarılarında parkurumuz başlıyor.parkur çok kolay,güvenli.önce dik bir tepeye tırmanmanız gerekiyor.biraz zorlayan yönü o.gerisi kolay.biz gittiğimizde doğa tam uyanmamıştı.yeni yeni menekşeler açıyordu.yaklaşık 4 saat süren yürüyüşün ardından sucuk partisi ve alm. folyada helva bombası.

sonra patikadan araca doğru güzel hafifi bir yürüyüş.


5 Mart 2009 Perşembe

trekking yapmak isteyenlere özel

yaklaşık 5 yıldan beri doğa yürüyüşleriyle ilgileniyoruz.ilk olarak oradan buradan duyduğumuz aktiviteyi korsan olarak 4 arkadaş icra ettik.o yıl 'günlük yürümek için tura para mı verilir' diye düşünüp tur rotalarını internetten araştırıp sabah erkenden istanbul yakınlarına doğru yola çıkardık.gerçi tura para verecek ekonomik durumumuzda yoktu o yıllarda.piknik+yürüyüş anlamına gelen besi turizm gibi bi deyim bile icat etmiştik aramızda.
(gittiğimiz yerlerle ilgili yazıları yazacağım.)


o zamandan beri bizi tanıyanlar doğa tutkusunun bizde nasıl geliştiğini iyi bilirler.işte o yıllardan beri bu aktivitemizi ilk anlattığım kişilerin çeşitli tepkileri beni acayip eğlendirir.


tepkileri sıralarsam
-en çok ve ilk tepki 'iyi cesaret' oluyor.
-sonra 'yorulmuyor musunuz?'
-'ben hayatta yapamam'
-'tabii çocuk çoluk yok gezin bakalım'
-hatta 'çocuğunuz olsun görürüm sizi' gibi hırslı cümleleride duydum.
tabii bunun yanında
-'iyi yapıyorsunuz'
-'bende denemek isterim' diyenler bile oluyor.

ne kadar yabancılaşmışız doğaya.oysa arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin bir köy bağlantısı,taşra geçmişi var.hiçbir şey olmasa bile çocukluğumuzda saatlerce sokaklarda oynanan dönemlerden gelmişiz.yapılan şeyin nesi garip sahiden algılayamıyorum.

eğer bi çiçeğin açması sizi mesut ediyorsa,kuş sesleri içinizi kıpırdatıyorsa sizde denemelisiniz.bu bir yarış değil.ben yapamam edememli cümlelere gerek yok.emekli hoşur teyzeler,ufacık çocuklar bile yürüyor.bir sürü klimanın,elektronik cihazın olumsuzlukları içinde alış veriş merkezlerinde saatler geçiriyorsanız siz doğada uçarak bile gezebilirsiniz demektir.

eğer sizde bu aktiviteye bulaşmak istiyorsunuz tek başınıza bile olsanız denemenizi tavsiye ederim.tur firmaları her konuda yardımcı oluyorlar.

ayakkabı:her sezon bir spor ayakkabısını çöpe göndere göndere biz bu işe giriyoruz dedik ve ilk işimiz iyi bir yürüyüş ayakkabısı almak oldu.sonra zaten gerisi yavaş yavaş geldi.

ilk etapta masraf yapmayın derim.bi deneme yürüyüşüne gidin.yürürken 'nereden düştüm buraya deseniz' bile sonunda mutlu iseniz ilk işiniz sizi yıllar boyu idare edecek yürüyüş ayakkabısı almak olsun.ayakkabının goratex olması önemli.su geçirmeyecek yani.lafuma,slewa,asolo gibi markalar var.bizde lafuma marka orta performansda ayakkabı var.yıllardan beride tık demedi.nazar değmesin.

eğer bizim gibi masraflarınız iki kişilik ise yıllara bile bölebilirsiniz.

ayakkabı en önemlisi idi gerisinde parayı toparlayana kadar şortla,kotla neyle olursa olsun yürüyün.zamanla iç giyimden dışa doğru bi çok özel eşyaya ihtiyaç yada gereksinim duyabilirsiniz.

istanbul'da outdoor mağazalar oldukça fazla.dechatlon kaliteli ve ucuz ürünlerde liste başında.

pantolon:yağmurda,su geçişlerinde zorlanmamak için çabuk kuruyan kumaştan pantolon iyi olur.kadife,kot ve eşofman çalıya falan çok takılıyor.ıslanıncada kuruması zorlaşıyor.artık outdoor mağazalarının kendi markaları bile olmaya başladı.üstelik çokda ekonomikler.ama bende para var alacağım diyorsanız marmot,jack wolfskin markalarda envayi çeşit şeyler var.ama bu donanıma çok takılırsanız yıllarca yürüyüşe gidecek parayı kıyafete verebilirsiniz dikkat edin.
bence azami şeylerle idare etmek en güzeli.doğru şeyler alıp iyice eskitmek gibisi yok.
yağmurluk:bi yağmurluğunuz olsun mutlaka.panço bazen terleme yapabiliyor.belinizi ve kafanızı iyi kapatanları tercih edin.
sırt çantası: terletmeyen cinsten olsa iyi olur.ama gerçekten de ilkokuldaki sırt çantanızla bile yürüyüşe gelebilirsiniz.ben tchibo'dan 20 liraya bana mükemmel gelen bi sırt çantası edindim.
bizim bir yürüyüşümüzde ayakta kösele yumurta topuk ayakkabısıyla,elince pazar poşetiyle bi abi bile gelmiş acayipde keyif almış ve keyif vermişdi.bizim donanımızı görünce dalgasınıda bi güzel geçmişti.
baton: böyle çubuklardan da alabilirsiniz zamanla.yürümeyi kolaylaştırdı,yormadığı söyleniyor.su geçişlerinde de kolaylık.bende henüz yok.alsam mı diye düşünmekteyim.ama yolda bulacağınız sopayla bu işinizi bedavaya da getirebilirsiniz.
yani bu işe girdiğinize karar verin önce.yoksa evde öylece duracak zavallı bir sürü eşyalarınız olur birden bire.
üst kıyafet:bi polarınız yada ona benzer bi şeyiniz olsun.yürüdükçe üşümezsiniz korkmayın.sadece terlersiniz.terletmeyen,boğmayan üst kıyafetleri tercih edin.hep yazar tur firmaları inceden kalına doğru.yedekte alın bi şeyler yanınıza.durunca rüzgar çarpar diye hafif bi şeyler giyersiniz.kendinizi iyi kollayın.hasta olursanız sevdikleriniz bir daha yollamaz sizi.
içlik:kış yürüyüşü yapacaksanız içlikde iyi olur.o boyuta gelince zaten benden çok şey biliyor olacaksınız.
liste teknolojik aletlerle sürüp gider.onlar ne midir?bir sürü para demektir.
fotoğraf makinası:ilk olarak averajdan profesyonele doğru fotoğraf makinası ve bir sürü aksesuarı masrafınız olur.
tavsiyem eğer fotoğraf çekme işine hobi olarak girecekseniz biran evvel girip en havalısından güzel bi makina almanız.çünkü eğer parti tipiyle başıyorsanız sonra bana slr değil de biraz daha iyi bir makina kurtarır diye makina değiştirirsiniz.sonra bu iş kanınızda gezinen bakteri gibi sizi sarar.slr peşine düşersiniz.ama bu arada bi çok yöreyi gezip bitirmiş olursunuz.sonra tekrar oralara gitmek fotoğraflamak için başa dönersiniz.işte bu yüzden içinizde bu yangın başlar mı başlamaz mı iyi bi tartın.
kamera da belgelemek için başka bir alternatif.
dürbün süper olur bence.bende bir tane dürbün almak istiyorum.çünkü artık kuşlar çok ilgimi çekmeye baladı.
hatta param olsa iyi bir ses kayıt cihazı bile alırım.doğada türlü türlü ses kaydetmek güzel olabilir.
uyku tulumu:eğer çadır konaklamalı aktivitelere bulaşacaksanız (-ki herkes önce 'mmm çadır hiç bana göre değil' der.sonra mutlaka dener.) uyku tulumu almanızı tavsiye ederim.günün birinde dağ yürüyüşlerinede gideceğinizi hesap edip yüksek irtifaya uygun tulum alırsanız karlı çıkarsınız.
son paragraf yenibaşalyanlar için çok uzak gözükebilir.inanın bana da öyle gelmişti.ama içine girdikçe daha çok yer,yöre görmek için herşey mübah oluyor.
aklıma bu işe bulaşma ihitimali olanlar için bunlar geldi.çocuğunuz varsa aksesuarlar daha da değişiyor.
son sözlerimi denemeden yapamam diyenlere yollamak istiyorum.bırakın kendinizi yürüdükçe yanağınızı öpen rüzgara,üstünüz başınız toz toprak olsun,belinze kadar çamur,yorgunluktan bacaklarınız tutmasın ne olur.ne kaybedersiniz.hep kaybetme hesapları yapmayın.birazda kazandıklarınıza bakın...

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam