gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2011 Çarşamba

Gaziantep Şubat 11


Gaziantep'e uçak biletlerini PEGASUS'dan gidiş dönüş 70TL/kişi'ye aldık.o zamanlar gelecek kişi sayısı 7 idi.çeşitli sebeplerle gelemeyenlerle birlikte 5 kişi yola çıktık.
uçak cumartesi sabah 06:00'da.1 saat erken gitmemiz lazım.PEGASUS gidiş dönüş bileti olan yolcularına 72 saat otopark hediye ediyor.bu güzel teklifi de değerlendirmek lazım.otoparkta yer olmamasına karşı 1 saatde otopark aramak için erken gidelim dedik.yani saat 04:30'da oralarda olmamız lazım.arkadaşlarıda toparlama süresini ekleyince 03:00'de yollarda bulduk kendimizi.
bu gezide kasa Ülkü olacak.
herşey yolunda gitti ve saat 07:30 gibi GAZİANTEP havaalanında güzel bir güneş bizi karşıladı.havaş ile şehre vardık.9tl/kişi
havaş otobüsünden GAZİANTEP'in en meşhur KATMERCİSİ ZEKERİYA 'nın yerini öğrendik.sonra öğretmen evine gidip eşyaları emanete bıraktık.birer bardak çay içip KATMERCİ ZEKERİYA'da soluğu aldık.
biz 4 tane katmer söyledik fakat Zekeriya usta müdahale edip 'siz 2 tane alın yetmezse takviye yaparız' dedi.dürüstlüğüyle gözümüze girdi.
ufak dükkanında ANTEP'in gezilecek çeşitli yerlerinin broşürleri var.bizde ilgilendiklerimizden aldık.katmerler 24TL
Katmer tek kelimeyle nefisti.2009 GAP turunda da katmer yemiştik.o biraz aceleye gelmişti ve yerken toktuk.şimdi kahvaltı niyetine katmer yemenin midelere,damağa verdiği hazzı daha iyi anladım.
ANTEP sokaklarına attık kendimizi.uçakta gördüğümüz insanlar da bizim gibi sokaklardalar. bakırcılar çarşısı,peynirciler,gümüşçüler,yemeni dükkanları,kehribardan yapılmış ürünler gezimize renk kattı.
MEDUSA ARKEOLOJİK CAM MÜZESİ'ne girmeyi denedik.gelen gruplardan dolayı izdiham söz konusuydu.biraz gezip tekrar gelmeye karar verdik.
NAİB HAMAMI yakınlarında bir lahmacun fırını dikkatimizi çekti.önünde duran amca o kadar güler yüzlü ve tatlıydı ki makul bir zaman gelse de lahmacun yemeye başlasam kararımı kim ne derse desin yiyeceğim fikriyle değiştirdi.meğer böyle düşünen bir tek ben değilmişim. grupta herkes sabahın 09:30 gibi lahmacun yemek istermiş.lahmacunlar o kadar büyüktü ki 3 tane bize yetti de arttı.8,5 TL.
şimdi gönül rahatlığıyla GAZİANTEP MEDUSA ARKEOLOJİK CAM MÜZESİ 'ne gidebiliriz.cam müzesi özel bir müze.girişi 4 TL/kişi
Fikret ve Ahmet müzeye girmedi.biz kızlar takı atölyesi ve satış mağazasını önceki araştırmalarımızdan bildiğimiz için hemen zıpladık.görmeye değer bir müze.takıları ve cam atölyesindeki ürünler ilgimi çekti.sergilenen eşyalar arasında hastalıklarda kullanılan ördeğin eski zamanlarda ki camdan yapılmışı ve yine camdan yapılmış vibratör dikkat çekiciydi.cam müzesinden birşey almadan çıkmayı başardım.
sokakları gezerken dönüp dolaşıp İMAM ÇAĞDAŞ'ın önünden geçerken,tok olmamızdan dolayı hemen girip yiyemek acı verdi.
yine önceki araştırmalarımızdan öğrendiğimiz GAZİANTEP'e özgü KUTNU kumaşı satıcıları,tarihi YEMEN KAHVECİSİ uğramadan gitmeyeceğimiz mekanlardan.
EMİNE GÖĞÜŞ MUTFAK MÜZESİ 'ne 2 arkadaş girdi.girişi 2 TL/kişi
çıktıklarında ikram edilen zerdeyi anlata anlata bitiremediler.'keşke girseydik' dedik.
GAZİANTEP müzeciliği,tanıtımı,yönlendirmeyi çözmüş bir il.fakat bu müzeleri faaliyete geçirmeyi bir türlü başaramıyor.2009 kasım ayında geldiğimizde kapalı olan TAHMİS KAHVESİ hala kapalı.ZEUGMA MÜZESİ hala açılmamış.1,5 yılda neyi tamamlayamadılar anlayamıyoruz. buraya gelme sebeplerimizin en üstünde yer alan iki yerin kapalı olması hayal kırıklı yaratsa da tekrar gelmemiz için bir sebep.
YEMEN KAHVECİSİ'ni yine bakır ve kuru ürünlerin satıldığı çarşıda bulduk.internette sahibi Mehmet Cevdet Akınal'ın fotoğrafını görmüştüm.şimdi onun 30 yaş genci karşımda duruyor. oğluymuş ve babası rahatsız olduğundan dükkana o bakıyormuş.küçücük dükkanda yok yok.buradan kakuleli ve sade kahve aldık.fiyatı 4,5TL/kişi
o da bize araştırmalarımdan satışını yapmadığını öğrendiğim,sadece gelen misafirlere ikram ettiği ve içindekileri sır gibi sakladığı özel kahvesinden tattırdı.ayrıca alış veriş için bize adresler verdi.hemen karşıdaki pasajda bulunan KUTNU KUMAŞI satan yere yönlendirdi.
KUTNU KUMAŞI aslında folklör gösterisi seyretmiş herkesin bildiği bir kumaş.sadece GAZİANTEP'e özgü olduğunu ve isminin KUTNU olduğunu bilmiyorduk.renk renk parlak KUTNU'lardan 1'er 2'şer metre aldık.ben yapılacak listemizdeki HAMAM sefamız için peştemal de aldım.
bu çarşıda gezerken çay içilebilecek bir yer bulmakta zorlandık.neyseki bahçesinde gelen geçeni seyredebileceğimiz,Türk Halk müziği çalan bir mekan bulduk.bir saat kadar burada sohbet edip dinlendik.hava yağışsız fakat soğuktu.ayaklardan çok soğuk yedik.hem ısınmak ve hem de besi turizmin hakkını vermek için İMAM ÇAĞDAŞ'a gittik.
İMAM ÇAĞDAŞ her zamanki gibi kalabalık.fakat ne kadar kalabalık olursa olsun hizmetindeki standartı hiç bozmuyor.ben 3 lahmacun+cacıkla hem giriş hem final yaptım.ezelden beri lahmacun benim zaafım.İMAM ÇAĞDAŞ'da sağ olsun bu beğeni çıtamı öyle bir yükseltti ki İstanbul'da sadece FATİH'de bulunan ÖZKİLİS LOKANTASI 'nda bu hazzı alıyorum.Ahmet'de benim gibi lahmacun ziyafeti çekti kendine.lahmacunun içine ek olarak SÖĞÜRTME denilen patlıcan ezmesi de ekliyorsunuz müthiş oluyor.ben finali mutlaka söğürtmesiz ile yapıyorum.diğer arkadaşlar et kebaplarınında tadına vardı.tatlı müptelası Ülkü ve Ahmet fıstıklı özel kare baklavayla mest oldular.tatlı ile arası olmayan bizler ise birer dilimde pes ettik.hesap 105TL/kişi
İMAM ÇAĞDAŞ'dan çıktığımızda hava kararmış ve soğumuştu.artık ucuz konaklayıcıların sarayı Öğretmenevinin yolunu tuttuk.5 kişi olmamızdan dolayı kızlar erkekler ayrı odalara yerleştik.gece aldıklarımıza bakıp fotoğraf çektirdik.kızlarla yataktan yatağa dedikoduyu koyulaştıramadan yorgunluk bastırdı ve uyuyakaldık.
Öğretmenevi gelen gruplara da hizmet veriyor.gece boyunca odadan odaya geçen insanlarla, koridorda yüksek sesle sohbet edenlerle ve çocuklarıyla koridoru oyun parkına çevirmiş hayvan ailesiyle mücadele ettik.otel kapılarının normal oda kapısıyla aynı olduğunu unutan otel sakinleri tüm hayvanlığını gösterdi.artık uyku haram diyip dayanamayıp gece müdahale ettim.koridorda odadan odaya topuklu ayakkabısıyla gezen birini yakaladım ve 'neden gürültü yapıyorsunuz' dedim.'yoo biz değiliz' dedi utanmadan.ya sabır ya selamet diyip bir an evvel sabah olması için dua ettim.
kahvaltıda erkeklerinde aynı durumda kaldığını öğrendik.o grubu teşhis etmeye çalıştık.aile sanki Bulgaristan güreş takımı gibiydi.hepsi iri yarı.iyi ki gece daha gerginlik olmadı diye sevindik.
sabah erkenden GAZİANTEP MÜZESİ'ne gittik.burası da hüsran müzesi halini almış.çünkü 2009'da gördüğümüz mozaikler yeni müzeye taşınmaya başlanmış,duvarlar bomboş.geçen sefer tam bakamadığım mars heykelinin yerinde yeller esiyordu.sadece duvara alçı ile sabitlenmiş, çıkması imkansız gözüken mozaikleri görebildik.onlar da yerinden sökemediler diye kalmış galiba.neden alçı ile duvara bu şekilde sabitlediler anlayamadık.
bugün alacaklarımızı alıp yarın için araç kiralamaya karar verdik.yerel araba kiralama şirketleriyle irtibata Ahmet ve Fikret geçecek.
2009 yılında gelip de çok beğendiğimiz helvalardan almak için ÖZGÜLER PASTAHANESİNE gittik.telefondaki adam yerini tarif etti.fakat bizim geçen sefer gittiğimiz imalathanesiymiş. oturma yeri olmayan şubesinden hediyelik helvalardan aldık.madem istediğimiz helvadan ve dondurmadan yiyemedik o zaman KATMERCİ ZEKERİYA'yı tekrar ziyaret edelim dedik.
ÖZGÜLER PASTAHANESİ'nden çıkışta artık heryerde pıtırak gibi çoğalan meyve sucu dükkanına rastladım.buralarda ucuz olabileceğini düşünüp nar suyu içtim.bir arkadaşta şalgam suyu aldı.sonra ben dayanamayıp bir de greyfurt suyu içtim.Fikret'de karışık içti.aslında Fikret atom denilen şeyi denemek istedi.ama tezgahtaki çocuk atom diyince bize bir kavanoz gösterdi.bizde içinde bal ve kuruyemiş olan kavonoz olarak satılan bir macunmuş atom diyip Fikret için karışık sipariş ettik.sonra dükkana giren biri 'bir atom yap' diyince anladık ki o kavonozdan da ekleme yapılarak hazırlanan muzlu,portakallı bir içecekmiş atom.siparişi verene bakışlarımdan anlamış olacak ki içindekileri bana sıraladı.içmemiz için ısrar etti ama bizde artık içecek yer kalmamıştı.
KATMERCİ ZEKERİYA'ya gittiğimizde tüm masaların boş olmasına çok sevindik ama Zekeriya Usta'nın dünkü şık aşçı kostümü yerine tişört ve terlikle görünce anladık ki bu saatte katmer falan yok ve masalar o yüzden bomboş.Zekeriya Usta'da temizlik yapıyor.kısmet değilmiş diyip erkeklerden ayrılıp kızlar grubu olarak alış verişe verdik kendimizi.
hediyelik olarak sumak ekşisi,salça,kuru biber ve patlıcan aldım.iş yerinde ve evde yemek içinde şam fıstığı.sonra hızımı alamayıp zincirli handaki antikacıdan otantik desenli bir masaörtüsü aldım.peynir ve baklava almaya artık param kalmadı.
kızlarla İMAM ÇAĞDAŞ'da bir yemek molası verdik.adam başı 1,5 tane lahmacun ve 2 ayran içtik.fiyat 35 TL
Ülkü ve diğer arkadaş hediye olarak götürecekleri tatlıları aldılar.Öğretmenevine gidip aldıklarımızı bırakıp hamam eşyalarımızı almak için yarım saatimiz kaldı.
Öğretmenevine vardığımızda Fikret ve Ahmet'de geçen gelişlerinde dadandıkları stadyum yakınlarındaki KÖŞK CİĞERCİSİ 'ne gitmişler.buranın methini yine 2009 GAP gezi güncesinde bulabilirsiniz.kiralık araba araştırmalarında ilerleme kaydetmişler. görüştüğümüzde onlarında keyiflerine diyecek yoktu.köşk ciğercisi 32 TLhamam saat 17:00'den sonra erkeklere hizmet veriyormuş.saat 16:00 ve biz hala Öğretmenevindeyiz. hamama yürümemizi de eklersen hamam bir sefadan çok eziyete dönecek.üzülerek hamam organizasyonumuzdan vazgeçtik. aldığım peştemallerde elimde patladı.

yarın için günlüğü 80 TL olan bir arabadan haber bekliyorlarmış.güzel bir gelişme.

şimdi bir şeyler yapacak vaktimiz var.yine internetten bulduğumuz GAZİANTEP GEZEGENEVİ 'ne gitmeye karar verdik.fakat Öğretmenevinin resepsiyonistleri dahil kimse nerede olduğunu bilmiyor.bir kaç yerde de yakında açılacak afişleri görmüştük.artık ümitlerimizi kaybetmiştik ki tesadüf eseri belediyede çalışan bir arkadaş yerini tarif etti.hatta 'mutlaka gidin çok beğenirsiniz' de dedi.hava yağmurlu ve gideceğimiz yer uzak olduğundan taksiye bindik.8 TL
GEZEGENEVİ izmirdeki fuar alanı gibi büyük bir bahçenin içinde kubbe şeklinde bir bina.içi gerçekten çok neşeli.bırakın çocukları büyükler bile çok eğlenceli vakit geçirebilir. aşağıdaki
bilim müzesine Ahmet ve ben hariç diğer arkadaşlar girdi.giriş 20TL/3 kişi
 sonrasında karadelikler adlı gösterim için bilet aldık.bilet alırken 'burayı çok kişiye sorduk ama kimse bilmiyor' dedik.'resmi açılışımız olmadı o yüzdendir' dediler.bizde ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ ve TAHMİS kahvesinin neden 1,5 yıldan beri açılmamış olduğunu böylece anlamış olduk.o sevimli bürokratlarımızın gelip kurdele kesmesi bekleniyor anlaşılan.
GEZEGENEVİ TURKCELL'in katkılarıyla olduğundan resmi açılışı beklemeden faaliyete geçmiş.
arkadaşlar gelene kadar bizde hediyelik eşya bölümünde ilginç eşyalara takıldık.yeğenlere kolye aldık.
karadelikler gösterisi güzeldi.yatan koltuklara oturup tavandan seyrediyorsunuz.salondaki minik bir çocuk korkup ağladı.annesi onu dışarı çıkartırken çocuk bize de 'sizde çıkın' diyordu.
çıkışta hediyelik eşya dükkanından Ülkü hariç herpimiz GEZEGEN EVİNİ anlatan tşört aldık.hatta gelemeyen arkadaşlara da aldık.
Fikret bir de POWERBALL diye bir alet aldı.ipi ile kendine modern topaç dedirtse de kol kaslarını çalıştırmak için dizayn edilmiş zevkli bir oyuncak.ama bu oyuncağı sadece Ahmet çalıştırmayı başardı.bizler ise hızlanan powerball'ı elimizde tutmaktan ve hızını kesmemeye çalışmaktan öteye geçemedik. Fikret tüm gece bu oyuncakla ilgilenip  çalıştırmaya gayret ettikçe hayattan koptu mutsuzlaştı.
GEZEGENEVİ'nden Öğretmenevine yine taksi ile döndük.taksici çok nazik ve kibardı.kartını verdi bize.'buralarda yoldan boş taksi kolay kolay bulunmaz' dedi.meğer yolun bazı yerlerinde butonlar varmış.taksi ihtiyaç duyduğunuzda,butona basınca en yakın taksi durağından taksi ayağınıza gelirmiş.güzel bir uygulama.yollarda boş taksiler hem trafik yapmıyor hem de boşuna benzin tüketmiyorlar.
Öğretmenevinde kiraladığımız araç için sözleşme işini hallettik.
BEYRAN ÇORBASI içmek için dünkü çarşı tarafına gittik yine.yolda benim yine canım lahmacun çekti.kiminin canı tatlı kiminin de kebap çektiğinden yine İMAM ÇAĞDAŞ da mola verdik.bu sefer BEYRAN ÇORBASI'da içeceğimden 1,5 lahmacunda pes ettim.diğerleride lahmacun yedi.rakam 28 TL
elimizdeki powerball'ı gören garsonlarda denemek istediler.bir kaçı denedi.komik görüntüler çıksa da bir kerede başarılacak kolay bir şey olmadığı kanısına vardılar.
İMAM ÇAĞDAŞ'dan çıkıp BEYRAN ÇORBASI için ACIOĞLU LOKANTASINA gittik.burasının adı değişmiş.ama yapan ustada çorbanın tadı da aynı.2 günden beri sadece lahmacunla beslenen bendenizin midesine farklı bir gıda girmiş oldu.BEYRAN ÇORBASI hakkındaki bilgiyi kasım 09 gap gezimizden öğrenebilirsiniz.Ülkü yine beyran içemedi.biz onu sarımsak ve sirke kokularıyla tüm gece zehirledik.BEYRAN ÇORBASI 8,5TL/3 kişi tuttu.
Öğretmenevine gittiğimizde hepimiz patlayacak gibiydik.eşyaları toparladık.hamama gidemedik bari burada banyo yapalım dedik fakat sağ olsun Öğretmenevi sıcak su tasarrufu olsun diye sıcak suyu kapatmış.
gece hayvan ailesinin sesi çıkmadığından gitmiş olabileceğini düşünüp güzel bir uyku çekelim dedik.bu seferde gece 05:30 gibi cam bir kapıya anahtar gibi bir şeyle vurulma sesiyle dikildik.ben bir hışımla koridora çıktığımda Ahmet'de çıngır mıngır oda kapısını açıp uykulu gözlerle bana baktı.rahatsız olan sadece biziz yada otel gerçekten bomboş.bu ses devam etti.'kimsin,napıyorsun,kes' falan diye bağırdık.hangi dana ise sustu sesini çıkartmadı.bizde kalan uykumuza geri döndük.
sabah GAZİANTEP'de yağmur yağıyordu.kahvaltımızı yapıp üstüne dünden içimizde ukte kalan katmeri yemek için tekrar KATMERCİ ZEKERİYA USTA'nın yerine gittik.günlerden pazartesi olduğu için turistler gitmiş ortalık sakinleşmişti.bizi tekrar görüdüğüne şaşırdı Zekeriya Usta.2 katmerden yiyemediğimizi paket yaptırıp arabayı almak üzere tekrar öğretmenevine gittik. katmerler 18 TL
arabayla GAZİANTEP'e 10km. uzaklıktaki DÜLÜK ANTİK kentine gittik.burada göreceklerimiz gördüklerimizle mi sınırlıydı bilmiyorum ama bir mağaradan öteye geçemeyecek şeyler görmemiz bizi şaşırttı.
dönüdüğümde internetten DÜLÜK'ü araştırdığımda MÖ 300 yıllarında  kurulduğunu,Jüpiter Dolichenus tanrısının anayurdu olduğunu,Jüpiter'in heykelinin şimdi Viyana'da olduğunu ve buradaki kazılardan çıkan eserleri zaten GAZİANTEP MÜZESİNDE görmüş olduğumuzu anladım.neyse ki DÜLÜK için çok yol gelmedik pek bir kayıp yaşamadık.
burdan çıkıp 2 saatlik mesafede,URFA-GAZİANTEP sınırında olan,2009 yılında bizi kendine aşık etmiş HALFETİ'ye gittik.yolda acıkan midemizi kalan katmerle doyurduk.
HALFETİ her haliyle,her mevsimde büyüleyici.buraya vardığımızda saat 12:00 idi ve bugün güneş kendini sadece burada gösterdi.biraz şehirde yürüdük.tekne turu satmaya çalışan yerlilerde arkamızdaydı.yolda yürürken bir bayan 'hoşgeldiniz' dedi.buraya has olan siyah lale yetiştirdiğini,isterse evde gösterebileceğini ve ilgilenirsek satabileceğini söyledi.eşi ile tekne turu yaptıklarını düşünürsek yardımcı olabileceğini de ekledi.'size bir de çay demlerim' diyince benim gönlümü çaldı.tur için söylediği rakam 35TL.'biz biraz gezelim ilgilenirsek seni arayalım' diyip telefon numarasını aldık.arkadaşlarla da konuşunca aramaya karar verdik.2009'da bu tarz bir tekne gezisini 50TL.'ye yapmıştık.
teknede yemek için ıvır zıvır alıp onları parkta bekledik.küçük oğullarıyla sevimli bir aile modeli olarak geldiler.tekneleri önceki gezimizde gezdiğimizden daha küçük fakat gerçekten samimi insanlar.daha HALFETİ'de kötü insana rastlamadık.
gezi boyunca kadınla HALFETİ'den evliliğinden,çocuklarından kendinden bol bol sohbet ettik.biraz para kazanıp tekneyi büyütmek istiyorlarmış.aslında karı koca çok girişimci ve yapıcılar.imkanlar biraz kısıtlı o kadar.eşi de kendi gibi nazik ve sohbetliydi.yol boyunca bize bilgiler verdi.baba evinin karşı tarafta şimdi sular altında olduğundan,çocukluğunda ki HALFETİ'den bahsetti.
RUM KALE'de yürüyüş yapacaktık ki kara buluklar hafif hafif çiselemeye başladı.'biz daha önce geldik yolu biliyoruz,boşuna ıslanmayın,siz bizi diğer tarafta bekleyin,en fazla 1 saat sonra orada oluruz' dedik ve onlardan ayrıldık.
yağmur biraz durdu,biraz yağdı.şarkılar söyleyerek 40 dakikada buluşma yerinde buluştuk ve dönüşe geçtik.
dönüş yolunda HALFETİ'yi anlatan bir albüm gösterdi bize.bu bölgede yapılacak ne çok şey varmış.kamp alanları,yürüyüş parkurları,doğal plajlarıyla 1 hafta yetmez gibi gözüküyor.
teknede biraz üşümüş olsak da içtiğimiz o çayın tadını galiba hiçbirimiz unutamayacak.
tekneden indiğimizde bu güzel sohbet,gezi,çay ve misafir perverlik için 50 TL. verdik.mahcup oldular.aslında bilmiyorlar ki gönülleri sayesinde çok fazlasını hak ediyorlar.
HALFETİ TEKNE TURU,TEKNE SAHİBİ HALİL BEY:0532 621 42 12
HALFETİ'yi tanıtma amaçlı kurulmuş hediyelik eşya dükkanından keçe bir cüzdan aldı arkadaşımız bende teknede bana gösterdiği HALFETİ kitabını kaçırmadım.
GAZİANTEP'e dönüş yolunda şöförümüz Fikret hariç herkes uyku moduna geçti.karnımız zil çalıyordu şehre girdiğimizde.
soluğu Fikret ve Ahmet'in müdavimi olduğu,bize anlata anlata bitiremedikleri KÖŞK CİĞERCİSİ'nde aldık.ben dalak,yürek,ciğer şiş yedim.üstüne de 2 tane de ciğer kavurma patlattım.yazınca anlıyor insan nasıl bir mideye sahip olduğunu.Ahmet'de benim gibi yedi.Fikret bu yediklerimize bir de KÜŞNEME denilen et şişi ekledi.sakatat yemeyen ÜLKÜ 2 küşnemede kaldı.diğer arkadaş da herşeyden sipariş etti fakat yiyemeyeceğini bir süre sonra anladı.etlerini paylaştırmaya başladı.biz sipariş ettin yiyeceksin diye işkence yapıp kalanları da bitirttirdik.hesap 90 TL
uçağa kadar kalan süreyi İMAM ÇAĞDAŞ'da tatlı yiyerek geçirelim dedik.17 TL
İMAM ÇAĞDAŞ'ta son bir lahmacun yiyecek yerimin olmamasına çok üzüldüm.son tatlıları da yiyip havaalanı yolunu tuttuk.arabayı havaalanında teslim ettik.
eşyalarımızı kabin içine almak için PEGASUS kontuarında şirin gözüktük.onlarda tüm çantalara kabin etiketi verdi.fakat uçağa bineceğimiz sırada Ahmet'in ve Fikret'in çantasını büyük buldular.illa bagaja göndermek istediler.biz 'gelirken de bunu kabine aldık.bu çanta bu güne kadar bagaja hiç girmedi.inince yolumuz uzun bize bagaj bekleme işkencesi yapmayın' desekte,zaman zaman konuşmalar sertleşse de görevli abla 'olmaz' dedi de başka bir şey demedi.
İstanbul'a geldiğimizde en son bizim bagajlar çıktı.PEGASUS'un beleş otoparkına uçuş kartlarımızı ve otopark fişini vermek suretiyle bedava park ettiğimiz arabamıza atlayıp arkadaşları bıraka bıraka evimize geri geldi.
gezi maliyeti:
konaklama:60 TL/2 gece/kişi
ulaşım:70 TL/uçak gidiş-dönüş/kişi
araba kiralamak ve yemek vs.:162 TL/kişi
özel harcamalar:yazamayacak kadar çook TL./kişi
toplam:292TL/kişi

not:GAZİANTEP KÖŞK CİĞERCİSİ'ni blogunda övgüyle bahseden,bu mekan için bizim 2009 yılı GAP gezimizde de teşekkür ettiğimiz,LÖPLÖPÇÜLER blogunun sahibine bu güzel mekanı aklımıza soktuğu için tekrar teşekkürü bir borç bilirim.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Gap ve Halep Gezisi 07-15 Kasım 09 Bölüm-1 Halep

Temmuz ayında Pegasus'un kış tarifesi kampanyasından 15 lira ile 45 lira arası değişen biletler almıştım.Fikret,Ahmet ve ben TRABZON'a gidiş-dönüş toplam 270 lira vermiştik.ADANA gidiş,DİYARBAKIR dönüş biletlerinide toplam 120 liraya aldık.şaka gibi.yani bir uçuş 20 liraya geldi bize.biletleri alırken bir kaç arkadaşı daha arayıp 'hadi alalım,durmayın,kaçırmayın' çağrısı yapmıştım.müsait olanlardan ses geldi.aralık ayı içinde 15 liraya adana gidiş-dönüş bilet aldık.çağrıma 2 gün gecikmeli cevap veren Ülkü ve Cevdet bizim kadar şanslı rakamlara uçamasalarda yine de araba kirası,yakıt gibi giderleri düşününce gelmeye karar verdikleri için karlı bir iş yapmış oldular.
SURİYE TC. vatandaşlarına vize uygulamıyor.bizde 2 günümüzü HALEP'de geçirmeye karar verdik.Pegasus'un c.tesi 6:20 ADANA uçağına binmek için akşamdan herşeyimizi hazırladık.akşam geç saatte Fikret aradı.pasaportunun süresinin uzatılması için karakola verdiğini ama almayı unuttuğunu,almak için elinden gelen herşeyi yapacağını söyledi.pek umudum yoktu.ya Fikret 2 gün ANTAKYA'da takılacak bizi bekleyecek yada HALEP gezisi suya düşecekti.neyse ki gece geç vakitlerde çeşitli yöntemlerle pasaportunu aldığını haberi geldi.böylece gezi için gereken heyecan,daha geziye başlamadan vücudumuzda harekete geçmeye başladı.
sabah Fikret'in bir arkadaşı bizi Sabiha Gökçen'e bırakacak.Ülkü ve Cevdet'le de orada buluşacağız.hava alanına vardığımızda bizim uçuş için son anonsları yapıyorlardı.aralardan geçip işlemlerimizi yaptırdık.Ülkü ve Cevdet gecikmeli de olsa yetiştiler.uçaktaki görevlinin 'bayanlar baylar ve sevgili çocuklar' diye başlayan çok acayip aksanlı anonsu,inişe geçerken torosların üzerindeki karları yakından görmemiz ve Çukurova dikkatimizi çekti.1 saatte ADANA'daydık.aracı ADANA'dan alıp DİYARBAKIR'da teslim edeceğiz.bu transfer dahil araç için 9 günlüğüne 680 lira verdik.
ANTAKYA/REYHANLI-CİLVEGÖZÜ sınır kapısına doğu yola çıktık.otobanda adı MISTIK olan tesisde çay ve börek molası verdik.biraz sohbet edip kabukları yeşil ama tadı süper mandalinalardan aldık.yol boyunca yedikçe yedik.
gezi boyunca harcanacak paralar için bir kasa oluşturmaya ve kasayıda Fikret'in tutmasına karar verdik.bittikçe takviye yapmak üzere ilk etap için kasaya adam başı 300 lira koyduk.kişisel harcamalarımız dışında herşeyi kasa ödeyecek.
REYHANLI'ya geldiğimizde bir bilinmezlik hakimdi.elimde blog yazarları sandaletli seyyah ve yanık ayak'ın SURİYE notları ve oradan buradan duyduğumuz şeyler vardı.
araçla geçebilir miyiz? yada aracı 2 gün sınır kapısında bıraksak güvenli olur mu?,sınırı nasıl geçeceğiz? gibi sorulara yanıt bulmak için herkes bir yere dağıldı.her yerden insanlar gelip bir sürü fiyata transfer önerileri sunuyordu.
birileri gelip tl'yi suri'ye çevirmek için tekliflerde bulunuyordu.başkalarıda arabanızı otoparka alın diye baskı yapıyordu.yani herkes bir şekilde bizim saflığımızdan faydalanıp para kazanmak istiyordu.en sonunda bir araya gelip durum değerlendirmesi yaptık.
kiralık araba ile sınırı geçmek için vekalet gerektiğini öğrenince arabayla geçmekten vazgeçtik.arabayı otoparka bırakmayıp bir polis memurunun güvenlik kamerasına yakın park edin nasihatini dinlemeye karar verdik.
transfer için 5 kişi 100 lira diyen adam yerine 5 kişi 50 lira olan nuh'un gemisinden bozma otobüsü tercih ettik.tl'yi suriye çevirmek için de geçemezsek elimizde patlamasın diye sadece 100 suri almaya karar verdik.sınırda 1tl=3,5 suri.
arabadan sırt çantalarımızı alıp otobüsümüze bindik.sınırın ne SURİYE kısmında ne TC. kısmında hiç bir görevli bilgi vermiyor.öndeki ne yapıyorsa onu yapıyorsunuz.otobüse biniyorsunuz 2 dakika sonra iniyorsunuz,harç parasını yatırıp pul alıyorsunuz,TC.'den çıkış yapıyorsunuz.otobüse binip 3-5km gidiyorsunuz SURİYE'ye giriş yapıyorsunuz.
araç aranıyor.valizler istenirse açılıyor.keyfi uygulamalara maruz kalıyorsunuz.bu kadar işleme bir de havanın sıcaklığını eklerseniz biraz eziyet oluyor.
SURİYE tarafında pasaportlara giriş damgası vurulması için sıraya girdiğimizde arkalardan koşarak biri geldi.hatta kaynak yapmak için kendini zorlayarak önümüze geçti.Ahmet ile ne tipler var gibisinden birbirimize baktık.hemen arkasından aynı tavırla koşup gelen biri yine önümüze geçti.ama öndeki kadar pişkin değildi sanırım bu seferkiyle göz göze geldik.kontak kuruncada rahatsızlığımızı anlatır bir tavırla 'beyefendi önümüze geçiyorsunuz' dedik.
ilk önümüze geçeni göstererek 'o benim rehberim onu takip etmek zorundayım' dedi.rehber mi?bir rehber bu kadar kaba olabilir mi?sanırım yaptığının farkında değil,madem rehber diyalog kurabilirim diye düşündüm.'rehber bey pardon ama önümüze geçtiniz' dedim.yo siz otobüsten indiğinizde ben zaten buradaydım diye yalan söyledi.nasıl olur koşa koşa geldiniz ve önümüze geçtiniz dedim.yoo hayır ama madem bu kadar yerime geçmek istiyorsunuz buyurun geçin diye hafifçe beni çekip öne aldı.kendide yan bankoya geçti.hafif gergin bir rüzgar esti.bizde teşekkürler diyip yerimize geçtik.ama öküz arkadaşa yetmemiş olacak ki etraftakilere bizi şikayete başladı.'geldiler benim yerimi aldılar,üstelik laf ediyorlar' vs. demeye başaldı.zaten ilk yalanından rehber değil de garibanların pasaport işlerini yaparak geçimini sağlayan mafyamsı biri olduğunu anladık.söylenmesi bitmedi bir türlü arkadaşın ve bizde artık dayanamayıp karşılık vermeye başladık.durumun öyle olmadığını anlatmaya çalıştık.ayı hırsını alamayıp tehtitler savurmaya başladı.'akıllı ol olm' gibi salyalar fışkırıyordu ağzından.bizde Ahmet'le yanıt vermeye çalışıyorduk.hatta ayı adam en sonunda 'burası ne Amerika ne Avrupa burası REYHANLI' gibi buradan çıkış yok mesajı verdi.bizde 'nolcak ulan vs.' gibi aklımıza gelen lafları etmeye başladık.insanlar etrafımızı sarıp yapmayın etmeyin diye telkinde bulunuyorlar.toplumsal sağ duyu ile gerginlik yatıştı.o işine bizde gergin gergin otobüsümüze döndük.kontrolden çıkan bir olayla ile sinirlerimiz epey gerildi.sanki bizler avrupa yada Amerika'da yaşıyormuşuzda geldiğimiz yerde herşey çok sistemliymiş gibi yada sanki öküz adam,o memleketleri görmüş geçirmiş gibi kurtlar vadisi tavrıyla 'burası ne avrupa ne amerika akıllı ol' tehtidinin şakasını yaptık bol bol.

haribo'nun diş şeklindeki şekerlerini dişlerimize yapıştırıp yapıştırıp,öküzün laflarını söylemeye çalışıp fotoğraf çektirdik.
SURİYE şehirlerine girince sanki zaman tüneline girip TÜRKİYE'nin 1975-1985 yıllarına gitmişiz gibi olduk.HALEP yaklaşık 40dak. uzaklıkta ama otobüsümüz anlam veremediğimiz molalarla yaklaşık 1,5 saatte HALEP'e geldi.şehire tek renk hakim.toprak rengi ile bej renk arası garip bir renk.gözlerimiz Migros,Metro market,Teknosa yada benzin istasyonu gibi işaret noktaları arıyor ama bulmak imkansız.
meydanda 3,5G reklamlarını görünce bu ne tezatlık diye kafamız karıştı.bize daha 3G yeni olmuşken komşumuzda 3,5G var.
bizdeki dükkanlarda vergi levhaları gibi onlarda da her yerde Başer Esat'ın fotoğrafı var.
her yer toz yumağı içinde.kendimizi etin,şarküterinin,sakatın satıldığı bir çarşısına attık.sonradan öğrendik ki burası 12km.lik kapalı çarşısının bir koluymuş.kokusu kendisine has,uzak doğu filmlerinde gördüğüm sahnelerdeki gibi karmaşası vardı.yol kenarında bağırsak temizleyen insanlardan,balık temizleyenlere,kumaş satıcılarından kuruyemişçiye her türlü renk var.
biraz irkilerek çıktık bu çarşıdan.
sonra dolaşa dolaşa kalesini bulmaya karar verdik.hatta bu amaç için,film çeken bir Türk grubunda figüran olarak SURİYE askeri kıyafeti giymiş birilerini,SURİYE polisi sanıp kaleyi bile sordum.güzel Türkçesiyle tarifinden dolayı şaşırdığımı ve onu SURİYE'li sandığımı anlayan arkadaşlar benimle nasıl dalga geçtiler anlatamam.ben gerçektende onları çekim yapan Türklerin güvenliğini sağlayan SURİYE polisi sandım.
kaleye geldiğimizde tüm turistleri orada bulduk.sürekli önümüzü kesip bizde yiyin,bizde için diyenler vardı.az da olsa Türkçe bilen garsonlarıyla burası Halep'in Sultanahmet'i diyebiliriz.

4 tane tost,1 tane salata,4 tane çay ve 1 tane türk kahvesi söyledik.yaklaşık 45dak. bunların olması için bekledik.tost lavaş ekmeğine yapılmıştı.
salata içinde çatalı rica minnet getirdiler.çay sallamaydı.her şey çakma durumda burada.bu yemek için 650 suri yaklaşık 20 lira ödedik.

biraz para bozdurduk ve gitmek istediğimiz yerler hakkında bilgi aldık.
meydanda bildiklerimizden çok çok tombul cins olan haşlanmış mısırı bıçakla sıyırıp içine karper katan bir satıcı vardı.bizde deneme amaçlı bir tabak aldık.
gerçekten de çok lezzetliydi.
bizim buralarda son yıllarda bardakta mısır furyasını fıs diye bitirecek bir yöntem bence.ama mısırların gerçekten tombul olması lazım.
KAPALI ÇARŞI girişini bulup bıraktık kendimizi kalabalığa.
İstanbul'daki KAPALI ÇARŞI mantığında ama daha kalabalık ve renkli.
bisikletle geçenler,el arabalarında sürekli eşya yük taşıyanlar alış veriş yapmak isteyenleri biraz rahatsız etsede biraz uyanıklıkla keyif alabilirsiniz.
her şeyi söylediklerinin 1/4'ü fiyatına alabilirsiniz.sürekli fiyat kırıyorlar.hatta bazen sen bir rakam söyle diyorlar ve tak diye söylediğiniz rakama bırakıyorlar.tl. olarak da harcama yapabilirsiniz.ilk gün olması sebebiyle pek alış-veriş yapmadık.
KAPALI ÇARŞI otomatik sizi ZEKERİYE CAMİ!sine götürüyor.buradaki en önemli camilerden.
ayakkabılarınızı avlusuna girmeden çıkartmak ve bayanların başlarını kapamaları için fuları olsa dahi yinede yöresel bir entariyi giymeleri gerektiği için caminin içine girmeyip,girmeye karar veren Fikret'in fotoğraflarından yararlanmaya karar verdik.
hava kararmaya başladığından artık konaklayacak bir yer bulmanın zamanı geldi diye düşünüp yine bloglardan öğrendiğim otelleri aramaya başladık.yerel halk gerçekten çoğu şeyden bihaber.en ünlü oteli BARON OTELİ bile bilmiyorlar.belki nasıl tarif edeceklerini bilmediklerinden bilmiyormuş ayağına yatıyorlar.
elimizde çeşitli fiyatlarda oteller var.hepside BARON OTEL denilen HALEP'in en meşhur otelinin etrafında.isimlerini bildiklerimizi bir türlü bulamıyoruz.sürekli dönüp dolaşıp BARON OTEL'in önüne geldik.bir de BARON OTEL'den fiyat alalım dedik.standart odaları kalmamış süit odalarına da 100 dolar fiyat çektiler.oteli gerçekten kendine has kokusu,havası var.
bloglarda okumuştum Agatha Christie'de kalmış otelde.onun romanlarındaki geçen otellerin aynısı.BARON OTEL'den istediğimiz cevabı alamayınca ve bildiğimiz diğer otellerde de yer kalmayınca son olarak yanık ayak blogçusundan öğrendiğim SOMAR OTEL'e gittik.
Müjde Ar filmlerinde geçen oteller gibiydi.yeni abdest aldığı sıvanmış paçalarından belli olan görevliyle tarzanca,ingilice anlaşmaya çalışıyoruz.odalar ya 4 yada 3 kişilik.hiç bir pazarlığa yanaşmadı.ama en uygun fiyatlı otelde burasıydı.en sonunda kızlar erkekler ayrı kalıp 2 odayı kahvaltı hariç 2640 suriye (yaklaşık 90 lira) kiraladık.
odaların şekli,wc,banyo falan hep 1980leri yaşıyordu.gel buraya kitap yaz.otele eşyalarımızı bırakıp HALEP meyhanelerini keşfetmek için çıktık.
SURİYE'nin rakısı ARAK'ı yine blog yazarları sandaletli seyyah ve yanık ayaktan duymuştum.tesadüfen de bizdeki tekel bayisi gibi bir büfe karşımıza çıktı.hediyelik ARAK aldık.sonrada ARAK içebileceğimiz yeri sorduk.ARAK,humus vs. dedik.adam elimizeki kağıda bir şeyler yazdı.bizde o kağıdı sokaktaki insanlara göstere göstere meyhaneyi aradık.tarifler bizi şarküteri dükkanına götürdü.anladık ki adam bize meyhane adı değil mezeci yazmış.
tekrar macera başladı.birileri elimizden tutup bu gece 10-15 kere geçtiğimiz BARON OTEL sokağının başına götürüp bir yerler tarif edip bırakıyor.biz bulamayıp,dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyoruz.en sonunda derdimizden anlayan bir amca meyhaneyi tarif etti,hem yazdı hemde haritasını çizdi de aç kalmaktan kurtulduk.
MEYHANE de HALEP'deki her mekan gibi 80'lerdeydi.her tarafı perdelerle kapanmıştı.hatta mekan içinde mekan bile vardı.oturduk.kazıklanmamak için öncesinde anlaşmaya çalıştık.
muhammara,humus,karışık kebap,küçük arak,çerez aldık.servis çok hızlıydı.hijyene takılmazsanız bir sorun yok.etleri lezzetliydi.çiğköfte berbattı sadece.rahatsız edici insanlar yok etrafta.ilk etapta garip garip bakıyorlar.sonra herkes kendi eğlencesinde.
hafiften bir müzikle,fotocu,sigaracısıyla,garsonların kıyafetiyle tam bir MEYHANE havası.garsonlardan biri çat pat TÜRKÇE biliyordu.nereden öğrendiğini sorduk.Almanya'da Urfa'lı kebapçıların yanında tırnaklı pide ustası olarak çalışmış.orada öğrenmiş.neden döndün dedik.çocuklar,hasret dedi.iyi yapmışsın ayrılma çocuklarından dedik.
ARAK içimi,kokusu güzel %52 alkollü bir içki.şerbet gibi akıyor.meyhaneye 2600 suri (yaklaşık 90 lira) verdik.5 kişilik yemek ve  sonradan istediğimiz içkilerle normal bir rakam diye düşündük.
çıkışta her yerde tatlıcılar vardı.muhallebiye benzer sıcak bir tatlıyı kaselere  koyup satıyorlardı.meyhaneci ararken gördüğümüz tatlıcıda tatlı yemeğe karar verdik.bir türlü bulamadık muhallebiciyi.kapanmışda olabilir ama yakınına bile geldiğimizi hiç düşünemedik.en sonunda açık pastane-internet cafe gibi bir yere girip tatlı yedik.hatta biz daha yerken yukarıdaki merdivenleri haldır haldır sularla yıkamaya başladılar.ayaklarımız havada tatlıları bitirdik.5 kişilik tatlıya 200 suri (7 lira) verdik.
SOMAR OTEL'e gidip kızlar erkekler ayrılıp uykuya daldık.otelin yatakları çok rahatsızdı.zaten rahat bir yatak beklentimiz hiç olmamıştı.
saat 7 de Ülkü ile kalktık.erkeklerin eşyalarını almadan kahvaltı için gittikleri yeri görevli tarif etti.ne Ülkü'de ne bende suri yoktu.telefonlarımızda yurtdışına kapalıydı.aklımıza bin türlü terslik getirip adamın tarif ettiği yöne yürüdük.yolda bizimkileri bir köşe başında sağa sola bakınırken bulduk.adam bize tarif ettiği kadar açık tarif etmemiş onlara.üstelik bahsettiği yer kapalıydı.
pazar günü HALEP'te esnaf 12:00'den önce açmıyor dükkanlarını.açık büfe kahvaltı bulduk.5 kişi 1000 suri (35 liraya) anlaştık.kahvaltıda herşey soğanlı yada sarımsaklıydı.peynir ve zeytin fena değildi.poşet çay değilde demleme çayı bir türlü anlatamayıp poşet çayla idare ettik.ekstra çaylaradan olsa gerek çıkarken 1050 suri aldılar bizden.
HALEP MÜZESİNİ gezmeye karar verdik.MÜZE girişinden eşe dosta yollamak için kartpostal aldık.MÜZE çıkışında kartpostalları yazıp postane aramaya başladık.
HALEP halkı anlayamadığım bir cahillik içindeler.televizyonların çoğu uydu olmasına rağmen gençlerde,yetişkinlerde en belirgin yabancı kelimeleri bilmiyor.postane,post,post office diyorsunuz hala yüzünüze bakıyorlar.elimdeki kartpostalları gösteriyorum değişen bir şey yok.dün gece meyhane ararken de lokanta,restorant,arak,humus vs. dedik anlayan olmadı.ingilizce bilen zaten hiç yok.üstelik HALEP SURİYE'nin 2 büyük kentinden biri.Köylerinde bu soruları sorsanız bilmemelerini anlarım ama televizyondan bile kere restorant duymadınız mı komşular.Türkiye'de istiklal caddesinde yada Bakırköy'de bir kaç yaş grubu insanı çevirip rakı,haydari desek sanırım doğru yeri gösterirler.yada elinizdeki kartpostalı yollar gibi işaret yapsanız postaneyi tarif ederler.çok garibimize gitti.
turizm information'dan HALEP haritası edindik.haritada HATAY'ı SURİYE sınırları içerisinde göstermişler.sonra sırf bu ayıp için baktığımız tüm haritalarda durum aynıydı.gittiğimiz yerlerde Türk olduğumuzu anlayınca 'TÜRKİYE SURİYE gardaş,komşu,şükran' diyip ellerini Özal selamı diyebileceğim şekilde birleştirip sallıyorlar ama HATAY'ı da kendi sınırlarında göstermeye utanmıyorlar.postanede de aynı Türk dostluğuyla karşılaşıp oteli boşaltmak üzere SOMAR OTEL'e geri döndük.
yolda değişik bir yöntemle kahve satan bir dükkandan kahve içitik.filtre kahveyi elle sıkıştırarak içmeye hazırlıyorlar.ilkel bir ekspresso makinasıydı.bir kaç yudumluk,sıcak ve acıydı.5 kahve 70 suri (2,5 lira) tuttu.
dünküne benzer tatlılar satan yerlerden geçerken birerde tatlı yiyelim dedik.bu sefer 140 suri (5 lira) verdik tatlılara.
hızla SOMAR OTEL'e döndük.dün resepsiyonda bir kuruş bile inmeyen paçaları abdest almak için sıvamış abi bize çay içmeyi ikram etmek istedi.demleme olacaksa olur dedik.gerçekten de bir demliğin içine sıcak su ve çay eklemiş şekilde çayı getirdi.
otelin kapalı avlusunda etrafımızı seyrede seyrede birer bardak içip kendimizi alışveriş yapmak ve kaleyi gezmek için dün geldiğimiz yollara attık.
niyetimiz öğle saatlerinde dün bizi bırakan otobüse binip REYHANLI'ya dönmek.
KAPALI ÇARŞI'ya acele acele giderken Ülkü'nün MARDİN'de çok meşhur dediği mavi badem şekerlerinden gördük.biraz yemelik aldık.
sonra ben ayçekirdeği içi gördüm.temiz ve fiyatınıda uygun bulunca aldım.yavaş yavaş üzerimizdeki surileri de harcamaya yönelik alış-verişler yapmaya başladık.Ahmet farklı olarak kendine entari aldı.adam Türk lirası olarak 50 lira dedi.biz yok çok pahalı dedik.ne verirsin dedi 20 çıktı ağımızdan.'al senin olsun' dedi.o zaman uzun kollusunu alırız dedik.itirazsız verdi.genelde bu şekildeydi alış-verişler.
hediyelik kıyafetler,takılar aldık.dönüş yolunda yemek için 250 suri'ye (9 lira) çok kral çerez aldık.
çok duyduğum FALAFEL satıcılarını tok olduğumuz için bir bir geçiyorduk.FALAFEL bir çeşit bulgurlu köfteyi halka yapıp kızartıyorlar,lavaşın içinde parçalıyorlar,marul,domates,salatalık son olarak da tahinli bir sos ekleyip dürüm yapıyorlar.ayranla tercih ediliyor.her FALAFELCİ öğle saatlerinde tıklım tıklım oluyor.çok ucuz ve doyurucu olduğundan genelde beden gücüyle çalışanlar tercih ediyor.
HALEP KALE'sine geldiğimizde SURİYE'lilerin 50 yabancıların 150 suri'ye (5,25 lira) kaleyi gezebileceklerini gördük.buraya kadar gelmişken girelim,bu uygulama her memlekette var dedik.uzun zamandır kale gezilerinden bu kadar zevk almamıştım.genelde kalelerin içi boş olur.bu o kadar da boş değildi.kale çok büyük,tüm şehir ayaklarınızın altında.dürbünümüzle biraz etrafa baktık.
HALEP evleri 1-2 katlı ve hepsi aynı renk.
HALEP KALE'sinden çıktıktan sonra otobüsü yakalamak için taksiye binmekten başka çaremiz kalmamıştı.ana yola doğru hızla yürümeye başladık.burada trafik çok hareketli ve berbat.ne olursa olsun öndeki bir araba frene azıcık dokunsa arkadaki tüm arabalar klakson çalıyor.asla yayaya yol vermiyorlar.birbirlerine çok yakın geçiyorlar.öyleyken hiç bir kazaya rastlamadık.
ara yollardan geçerken FALAFELci gördük ve denemeye karar verdik.5 FALAFEL ve 5 ayrana 250 suri (8,75 lira) verdik.tam amele yemeği.
FALAFEL'leri her yerimizi batıra batıra yerken artık taksiyede binsek işe yaramayacağını anladık.
bir zamanlar tedavi amaçlı kullanılan BİMERİSTAN denilen bir mekan dikaktimizi çekti.burayıda gezmeden gitmeyelim dedik.akustiği güçlü,ortada avlusunda havuz bulunan yapıda biraz oturduk.
hala hızlı hızlı otogar'a gitmeye çalışıyoruz ama bu seferde önümüze 'SABUN FABRİKASInı gezebilirsiniz' diye bir yazı çıktı.orayada uğrayıp hızlı bir gezi yaptık.
Buradaki tüm SABUNların önce başka SABUNlarla yıkanması gerekli gibi bir hisse kapılıyorsunuz.her yerde sabunlar,yağlar,tozlar.SABUN imalathanesi böyle ise diş macunu,tuvalet kağıdı imalathanesini görmek istemiyorum.
artık bizi bırakan otobüs ile dönme ihtimalimiz kalmadı.bu gün pazar SURİYE'lilerin saat 13:00 gibi iş yerlerine gittiklerini düşünürsek akşamda erkenden işi bırakabilirler.
bu akşam dönüş yapamazsak tekrar otel aramak zorunda kalacağız.o yüzden garaja kadar taksiye binme kararı aldık.
HALEP trafiğinden daha önce bahsetmiştim.bir taksi bulduk ve atladık 5 kişi.garaja gideceğimizi söyledik,haritada gösterdik,otobüs işaretleri yaptık.şöför anlamış olacak ki gaza bastı.araba gayet eskiydi.ama korna yeri sanki arabadan daha da eskiydi.artık kullanılmaktan delinmiş,oyuğun içinden korna gözüküyordu.enerjik turistler gibi arabanın içinde fotoğraf çektirdik.
taksiden inerken bizi dün bırakan otobüsü gördük.koşup yetişmeye çalıştık ama o otobüs yarın sabah 5'te REYHANLI'ya dönecekmiş.tekrar REYHANLI'ya taksi tutmaya karar verdik.taksi işlerine bakan adamlar arap asıllı Türkler.adam başı 500 suri toplam 2500 suri (87,5 tl) diyorda başka bir şey demiyor adam.gelişi 50 tl.'ye yaptık falan diyorum yemiyor.uğraş didin dediğine geliyoruz.yaşlı,iyi niyetli bir amca bizi REYHANLI'ya bırakacak.geldiğimiz yoldan dönüyoruz.
hava yavaş yavaş kararıyor.SURİYE kısmında çıkış için pasaportları onaylatıyoruz.tampon bölgedeki FREE SHOP'a dalıp hiç aklımızda olmayan cep telefonu,ucuz sigara,parfüm ve makyaj malzemesi gibi şeyler alıyoruz.şöför amca bizi çok almamamız konusunda uyarıyor.
fazlasını polisler alıyormuş.buradan geçen insanlara her iki tarafın polislerinin,askerlerinin yaptığı zulmlerden bahsediyor.insanlara yaptıkları keyfi uygulamaların sürekli değişiklik gösterdiğini uyum sağlayamadıklarını bu yüzden buralarda rüşvetin kaçınılmaz olduğundan konuştuk.TÜRKİYE tarafına geldiğimizde yalaşık 40-45 dakika sırada bekledik.önümüzdeki arabanın sürücüsü camekanlı bir bölüme aldılar.pantolonunu çıkarttırdılar.bizde arabadan görüyoruz manzarayı.adamın bacaklarının,belinin etrafından sigaralar çıktı.sonra adamın eline tornavida verdiler.gidip kendi arabasındaki gizili bölmeleri açıp oralardan da sigaralar,toz şekerler falan döküldü.sıra bize geldiğinde bizide didik didik ararlar ve hediyelik arakları alırlar diye düşünüyorduk.başka bir polis bize hoşgeldiniz dedi.öğrenci olup olmadığımızı sordu.bizde 'hiç öğrenciye benziyor muyuz?' dedik.fotoğraf çekmek için gittiğimizden bahsettik.fazla sigara,alkol yada sakıncalı bir şey var mı dedi.sadece birer şişe ve birer karton dedik.şöföre daha sert aynı soruları sorup eşyalarını karıştırdı.dağınık bir şekilde bırakıp geçebilirsiniz dedi.filmlerdeki manzara gibiydi durumlar.sulhte böyleyken acaba savaşta falan buralarda neler döner kim bilir.arabamızın oraya götürdü amca.parasını verip helalleştik.HALEP gezisini 5 kişi 11100 suri (350 TL.)'ye yapmış olduk.
telefonumuzu açıp hemen HATAY öğretmenevini arayıp hemen geleceğimizi söyleyip 3 oda ayırttık.yaklaşık 1 saat sonra odalarımıza yerleşip yemek yemek için dışarı çıktık.hepimiz KÜNEGE,İÇLİ KÖFTE diye inliyorduk.hava hafif bir kıyafetle gezilecek kadar ılıktı.pazar akşamı olmasına rağmen sokaklar cıvıl cıvıldı.en iyi künefeyi bulmak için bize söylenen KRAL KÜNEFE'yi aramaya başladık.yolda 3 genç arkadaşa 'burada en güzel KÜNEFE nerede yenir?' diye sorduk.3'ü de başka yeri söyledi.hatta aralarında tartıştılar bile.Mehmet Yaşin'in Lezzet Durakları kitabında bahsettiği SULTAN SOFRASI'nı bulup şansımızı İÇLİ KÖFTEde deneyelim dedik.SULTAN SOFRASI da bu gün kapalıymış.peki buralarda güzel ve uygun fiyata nerede bir şeyler yeriz dediğimizde karşı komşusu kebapçıyı tarif etti.denemeye karar verdik.gerçekten de 10 numara kebapaları,mezeleri,salataları vardı.5 kişi yaklaşık 5 kebap,meze,içecek ve salataya 36 lira verdik.HALEP fiyatları devam ediyordu.buralarda humus,acılı ezme ve yeşillik ikram olarak masaya geliyor.gayette lezzetli.müessesenin sahibi olduğunu söyleyen genç bir arkadaş fotoğraf merakından bahsetti.arkadaşlarda biraz bilgilendirdi.deneme için hepimizin fotoğraf makinasıyla resimlerimizi çekti.iyi de oldu böylece hepimizin fotoğrafı bir karede olmuş oldu.
KÜNEFE için sokak girişinde gördüğümüz FERAH KÜNEFE'ye gittik.
KÜNEFEnin yanında çay içmek istedik ama buralarda böyle bir uygulama yok dediler.aslında müşteriyi kırmamak adına yan taraftaki kahveden gidip alabilirler.
hem müşteri kırmamış memnun etmiş hem de biraz daha fazla bahşiş hak edebilirler.ama böyle zihniyetler çok yavaş gelişir böyle yerlerde.
bizde keşke yapsaydınız gibi temennilerde bulunduk.KÜNEFE İstanbul'da yediklerimiz kadar sıcak değil daha ılıktı.künefeye ve bu tarz tatlılara çok düşkün olmayan bana göre gerçekten daha lezzetliydi.
biraz mekanın fotoğrafını çektik.KÜNEFECİ amcanın bize verdiği artistik pozların aynısını duvarda resmi bulunan amca vermiş.bu dükkanı kuran babasıymış.zaten bunu söylemese de anlamamak çok zor değil çok benziyorlar.4 KÜNEFEYE 12 lira verdik.
ÇAY nerede içilir sorumuza karşıda diye sokakta ÇAY,sahlep satan tezgahı gösterdiler.tezgahın etrafına küçük tabureler ve sehpalar koymuşlar.gençler kızlı erkekli sohbet edip sahlep içiyorlar.bizde hem sohbet edip hem de demlenmeye başladık.bir sürü ÇAY içtik.hesap 3 lira geldi.şaka gibi.
HATAY Öretmenevine giderken artık soda şart oldu.yarın sabah kahvaltıda yada yolda yemek için KEREBİÇ denilen buraya özgü kurabiyelerden aldık.yarın sabah pek oyalanmayıp YESEMEK-GAZİANTEP'e doğru harekete geçeceğiz.1,5 ay sonra 3 günlüğüne 7 kişi HATAY gezimiz olacak.öğretmenevine 5 kişi oda+kahvaltı 150 lira verdik.HATAY gecesi 5 kişi 200 liraya geldi.
odaya gidip uzun hafta sonunu,başımıza gelenleri,HALEP'i konuşup,sodalarımızı içtik.biraz kitap okuyup,tv izleyip uykuya daldık.
(yarın YESEMEK-AÇIK HAVA MÜZESİ,GAZİANTEP kent gezisi planımız var.bu gezi güncesini bölüm-2 de bulabilirsiniz)

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam