31 Ağustos 2010 Salı

Dost İlinde 3 Gün RİZE 27-31 Ağustos 10

Bu seferki seyahat Meltem'siz oldu.Ve dolayısıyla bu macerayı yazmakta bana düştü.Ayder'de bize olağanüstü konukseverliği ile eşlik eden sevgili dostum Cevdet başta olmak üzere, Tüm TAMZARA ailesine teşekkür ederim.


İstanbul'da Ağustos ayı.Gece kafam hep yastığın soğuk yerini arıyor.Buda yetmiyor, biraz olsun uyuyabilmek için odadan odaya,yataktan yatağa geziyorum.Yastığımda biriken ter göletinde tam boğulacakken saat çalıyor ve kalkıp işe gidiyorum.
Gün içersinde işlerle boğuşurken birden 30 Ağustosun Pazartesi gününe denk geldiğini fark ettim.Cuma günü de izin alabilirsem küçük bir kaçamak için yeterli süreye sahip olabilecektim.Öyle de yaptım.Yeğenimin eşi tolga'yı da kandırıp 27 ağustos için Trabzon'a uçak biletlerini hemen aldım.
27 Ağustos günü Havaş vasıtasıyla Sabiha Gökçen Havalimanı na ulaştık.Sabah kahvaltı yapamadığımız için bagajlarımızı verip bir şeyler atıştırmaya karar verdik.Ve simit sarayında bir yer bulup oturduk.Yıllardır pıtırak gibi çoğalan simit sarayları bir yenisini de havaalanına eklemişti.Ama bir farkla..Buradaki gerçekten saray olmalıydı ki 2 adet laneten peynirli sandwich, 1 çay ve 1 limonata ya 27 TL verdik.Normalde 8 – 10 TL. etmeyecek bir menüye böyle bir meblağ ödemek beni oldum olası çileden çıkarmıştır..Söylene söylene yedikten sonra uçağa doğru yöneldik.Ve benim için bir ilki daha yaşayıp tam vaktinde kalkan Pegasus uçağı ile Trabzon'a doğru yollandık.
Trabzon'a inince hemen kapıda bekleyen Havaş'ın otobüsüne bindik.Sanırım geçen sene hizmete başlamış burada Havaş.Çok da iyi olmuş.Direk Ardeşen'e doğru yola çıktık.Otobüste iken bizi arayan herkes Rize'deki sel felaketi ve ölümlerden bahsetti.Nitekim Rize Gündoğdu Mevkiinden geçerken felaketin boyutunu açık seçik görebildik.Kayan toprak,yıkılan evler,camlardan giren ağaçlar yaşananların korkunçluğunu gözler önüne seriyordu.Yolların da bu felaketten etkilenmesi sebebiyle Ardeşen'e biraz gecikmeli olarak vardık.

Ardeşen'de bizi TAMZARA'dan dostumuz Cevdet karşıladı.Ve Ayder'e doğru o yemyeşil keyifli yoldan temiz havayı ciğerlerimize doldurarak çıktık.Tolga bu kadar yeşili ve her yerde gürül gürül akan dereleri ilk defa gördüğünden benim ilk gelişimdeki gibi mest oldu.


Yöre insanının çılgın  fikirleri ve doğayla içiçe yaşamı bu senede objektifimize takıldı.
Ayder e çıkınca hemen otele yöneldik.Otel Cevdet lerin bu sene işletmesini aldıkları Natura Lodge adında şirin bir mekan.İçeri girince bir sürü tanıdık yüz ile karşılaşınca kendimi evimde hissettim.Cevdet'in yeğenleri,ablası ve eniştesi ile Tamzara'dan tanıdığımız diğer arkadaşlar ordaydı.


Yemekten sonra Ayder'in yukarısına doğru küçük bir yürüyüş yaptık.Bu sene Ramazan'dan dolayı Ayder hiç görmediğim kadar boştu.Yollarda ne insan ne araba vardı.Yol boyunca sıralanan Mısırcıları göremeyince biraz üzüldüm.İstanbul dan gelirken Tolga ya çok bahsetmiştim. Allahtan tepeye doğru varınca hala açık olan bir tane bulduk.Ama oda geçen yıllardaki tadından çok farklıydı.Sanırım ithal mısır furyası buralarda da kendini göstermiş.

Akşam yemeğinden sonra sabah Tar deresi boyunca yürüyüş yapmaya karar vererek odalarımıza çekildik.Aylardır sıcaklarla boğuştuktan sonra yaylanın serin gecesinde yorgana sarılarak uyumanın keyfini ise hiç anlatamam.

Sabah kahvaltıdan sonra araca atlayıp biraz aşağıya inerek derenin bir noktasından yürüyüşe başladık.
Başladığımız noktada ağaçlar ve çalılar arasında kaybolmuş eski kemerli bir köprüyü gösterdi bize Cevdet.Çalıları temizleyip biraz ortaya çıkardık.Başka yerlerde insanlar en ufak kültürel mirasını allayıp pullayıp satarken biz bize ait olanı böylece yok olmaya terk ediyoruz.Bunları düşünerek yürümeye devam ettim.

Hava tamamen açık ve çok sıcak.Bu seneki aşırı sıcaklar herhalde yaylaları bile vurmuş. Bu coğrafyayı hiç bu kadar sıcak görmemiştim.Dere boyunca uzunca bir süre yürüdükten sonra sudan karşıya geçmemiz gereken bir noktaya geldik.Arkadaşlar ziyadesiyle alışkın olduğundan taşlardan keklik gibi sekerek karşıya geçtiler.Bizde Tolga ile ayakkabılarımızı çıkararak ve fotograf makinemiz düşmesin diye dua ederek karşıya geçtik.
Kısa bir moladan sonra dereyi besleyen bir kolun doğrultusunda biraz daha yürüdük.Kafamızı kaldırdığımızda Bulut şelalesi tüm güzelliği ile karşımızda duruyordu.
Biraz fotograf çekip geri döndük.Az önce geçtiğimiz dereyi tekrar geçecek olmak biraz canımı sıksa da ilkinden daha başarılı bir geçiş yaptım.Ayakkabılarımızı giyerken bizim acemi Tolga şapkasının üzerine taktığı güneş gözlüğünü düşürmüş olduğunu fark etti.Aynı dereyi bir daha geçmektense onu yolu buraya düşecek birine hediye olarak bırakmaya karar verdik.Dere boyunca biraz daha ilerleyip yemek için geri döndük.

Ayder'in girişine yakın Mucit in Yeri diye anılan bir mekana oturduk.Buraya daha önce de gelmiştim.Tolga yaylalarda güzel et yemenin hayaliyle menü sordu.Yöresel Laz Mutfağı sloganıyla hareket eden tesiste muhlama,alabalık ve muhtemelen hazır alınan köfteden başka sloganlarını destekleyecek bir şey yoktu.1 köfte,salata,2 muhlama ve 3 yoğurta 55 TL verip tesisten ayrıldık.

Tesisten çıkarken Mucitin Yeri ismini destekleyen bir salıncağa takıldık kaldık.Salıncak o kadar yükseğe tırmanıyordu ki her salınmada insanın içi boşalacak gibi oluyordu.Hepimiz sallanıp tadını çıkardıktan sonra otele doğru yol aldık.


Mayolarımızı alıp Fındıklı'ya doğru yola koyulduk.Planımız derede yüzmek.Aracımızı gidebildiği son noktada parkedip ilerde görünen dere üstündeki asma köprüye kadar yürüdük.Yörenin gençleri 4-5 metre yüksekliğindeki bu köprüden dereye atlıyorlardı.verilen tüm gazlara rağmen benim cesaret edemeyeceğim bir şeydi.İlk olarak Fatih köprüye çıkarak atladı.Macerayı seven adam Cevdet durur mu?Fırladı köprüye.. Ama kıyısına geldiğinde cesaretini bastıran yusuf sesleri zannımca arttı.
Bir süre köprünün ucunda dikildikten sonra kendini aşağıya sarkıtarak mesafeyi azaltıp bıraktı kendini serin sulara.Ama ikinci atlayışı daha başarılıydı.

Daha yeni dövme yaptırdığı için suya girmesi yasak olan Tolga dayanamayarak attı kendini sulara.
Buraya kadar gelipte bu deneyimi yaşamamak olmazdı tabi.Dere keyfinden sonra yolumuz üzerindeki fındık bahçelerine göz attık.Ama ağaçlar yeni toplandığından tek bir fındık bile yoktu.Ağaç diplerinde otların arasında gözden kaçan fındıklar nefsimizi körlemeye yetti.
Akşam yemeğinden sonra Şener'in Bahçeden topladığı süt mısırları mideye indirerek güzel bir uyku çektik.
Ertesi gün Remziye Abla'nın reçelleri için Buradakilerin SELA dediği yaban mersini toplamaya gittik.Ben yine sıcaktan bunalmamak için şort giydiğimden bacaklarımda çalıların parçalamadığı yada ısırganların yakmadığı yer kalmadı.Yaban mersinini ilk defa görüyordum.Küçük yuvarlak kimi tatlı kimi ekşi ve şortumda inatçı lekeler bırakan bir meyve.

Ama toplaması sinir bozucu.Ebat ufak olduğundan 1 saatlik bir mesai kovanın sadece dibini doldurmaya yetti.Allahtan arkadaşlardan biraz destek alıp Remziye Abla ya rezil olmadan kovayı doldurabildim.Hırs yapan Remziye Abla'yı sela dan zorla koparıp yemek için Galer Düzü ne indik.

Yemek yiyeceğimiz yerde büyük kazanlarda kaynatılan Yaban Mersini reçellerini gören Remziye abla yine hırs yaptı ve oruçlu haliyle biraz daha toplamak için kendini tepelere vurdu.Uzun yemeğimiz ve çay keyfimiz boyunca sela topladı.Artık gitme vakti geldiğinden onu cebren indirme görevi bana kaldı.İyiki de bana kalmış.Sela topladıkları yere vardığımda tadı bal kıvamında bolca böğürtlen buldum.
Yalnız yöre fiyatlarından hiçbirşey anlamadım.Burada da yediğimiz 2 muhlama,1 köfte,1 saç kavurma turşu ve yoğurda 85 TL verdik.Açıkçası bana biraz pahalı geldi.Muhlamanın maliyeti ne olabilir ki diye düşündüm.
Akşam yemeğinden sonra Mardin den gelen Cevdet'in eşi Kızkardeş Ülkü ile kısa bir görüşmeden sonra son gecemizi geçirmek üzere odamıza çekildik.Gece serin ve bulutlu,gökyüzü ise pamuk şekeri gibiydi.

Sabah kahvaltıdan sonra Cevdet ve Remziye Abla ile vedalaşıp Trabzon'a doğru yola çıktık.Havaalanında Europcar dan araç kiraladık.Hedefim Tolga'ya Sümela'yı gezdirmekti. Ama öncesinde karnımız aç olduğundan Akçabat'a köfte yemek için deniz kenarındaki Nihat ustaya gittik.2 kişi yaklaşık 4 kişilik yemek yiyip 40 TL verince hatanın bizde değil Ayder'deki esnafta olduğuna karar verdik.
Daha önce 2 kere gitmeme rağmen Sümela yolunu bulmakta zorlandım.Trabzon trafik tabelaları yönlendirme konusunda zayıf.Sümela tabelasını göz seviyesinden oldukça aşağıya ve hiçbir yaklaşım tabelası olmadan koymuşlar.Biraz dolanarak da olsa en sonunda doğru yolu bulduk.Benim üçüncü gelişim olduğu için Ben Tolga'nın yaşadığı heyecanı yaşayamadım.

Gezerken gözüme flaşlı fotograf çekmenin yasak olduğunu buyuran bir tabela takıldı.Tabelanın etrafındaki manzarayı görünce duyarlı yetkililerin şimdiye kadar aklı nerdeydi acaba diye sorgulamadan edemedim.


Trabzon a vardığımızda Tolga'ya hep methettiğim Çardak pidecisi ne gittik.birer tane kavurmalı pide söyledik.Garson kavurmalı pide olmadığını ve sadece peynirli ve kıymalı yiyebileceğimizi söyledi.Kıymalıyıda sadece kapalı pide olarak yiyebileceğimizi söyledi.Açık istersek olmazmış.Anladığım kadarıyla ramazan sebebiyle pideleri hazırlamışlar ve ısıtarak servis ediyorlar.Seçeneksizlik hoşumuza gitmediği için hayal kırıklığıyla oradan ayrılıp malesef Trabzon da Mc Donalds yedik.

Ertesi sabah saat 6 daki uçağımıza yetişebilmek için 04:30'da kalkıp havaalanına gittik.Erken saatte gideceğimizi söylediğimiz halde Kiraladığımız aracı teslim edecek kimse yoktu ve defalarca aramamıza rağmen yetkili birine ulaşamadık.Tam havaalanında bir görevliye zabıt tutturup araç anahtarınıda alıp İstanbul'a dönmeye karar vermiştim ki,uykudan henüz uyandığı belli olan bir görevliye ulaşabildik.Uçak saatimiz gelmişti ve o bu saatte havaalanına yetişemeyeceğini,aracı ise güvenlik görevlilerinden yada açık olan rent a car'cılardan birine teslim edebileceğimizi söyledi.Bize de bu iş ciddiyetinden uzak teklifi değerlendirmekten başka çare kalmadı.

Uçağımız tıpkı gelişimizdeki gibi rötarsız kalktı ve bizi tekrar bu şehrin keşmekeşine kavuşturdu.İstanbul'un pis trafiğinde geçen 2 saatten sonra işimin başında masamdaydım.

Ve her yolculuk sonrası kendime sorduğum soruyu sordum.


Ne işim var benim bu şehirde?????

11 Temmuz 2010 Pazar

Ağrı Dağı Tırmanışı 04-09 Temmuz 10


Ağrı gezisi ile ilgili forum tarzı sitelerde çok yazı yazdım.o yüzden tekrar yazı yazmak yerine gezenbilir'de yayınlamış olduğum yazının bol fotoğraflı kopyasını blogumda sunayım diye düşündüm.aşağıdaki yazı tırmanış raporu niteliğinde bir güncedir.umarım keyif alırsınız.
04 Temmuz 2010 (VAN / DOĞUBEYAZIT-AĞRI)
Tamzara Tur ile Ağrı Dağı yolculuğumuz başladı.buluşma noktamız Van merkez.Ağrı Doğubeyazıt'a giderken Muradiye şelalesi ve İshakpaşa Sarayı'nda fotoğraf molası verdik.otele yerleşip,eksik eşyamız var mı kontrol ettik.bu turda bize Tamzara tur Doğubeyazıt Şubesi eşlik edecek.
05 Temmuz 2010 p.tesi (2200m-3200m kampı)
sabah jandarma izinlerimizi bekledik.eşyaları minibüse yükleyip yola çıkmamız 12:00 gibi oldu.minibüsle dağa doğru yaklaştıkça heyecanım arttı.kafamda bir yıldan beri hazırlandığım, son 2-3 aydan beri de internette okuduğum gezi/tırmanış güncelerinin oluşturduğu manzara hiç de karşımdaki gibi değildi.gerçekten çok büyük bir dağ.heyacanım zaman zaman ürkmeye dönüşsede hep olumlu şeyler düşünüp rahatlatmaya çalıştım.
minibüslerden indiğimizde Ağrı Dağının eteklerindeydik.eşyalarımızı yüklenecek olan atlar bizi bekliyordu.faktörü 50-60 olan güneş kremleriyle cildi güneşten korumaya çalıştık.çantalarda 2lt.'ye yakın suyumuz vardı.geri kalan suları at kardeşler taşıyacak.
ilk hedefimiz 3200m. kampı.ilk yükselişler sıcak eşliğinde biraz yorucu olsada sorunsuz geçti.bir arkadaşımız ishal olması sebebiyle çantasını yarı yolda atlara verdi.bir arkadaşımızın bacakları güneş yanığı oldu.bunun dışında keyifli 4 saatlik bir yürüyüşle 3200m. kampına vardık.
bizden evvel gelen aşçı ve diğer görevli arkadaşlar çay demleyip,kek,kurabiye,çerez, meyve hazırlamışlar.diliniz dışarda kamp alanına ulaşıyorsunuz karşınızda güzel bir çay ve yiyecekler.dağ için süper lüks ortam.böyle incelikleri de görünce zirvede hedefinizde ise kondüsyon,yükseklik hastalığı veya farklı bir aksiliğiniz olmazsa çıkamamak şımarıklık olur.orada olmasa da dönünce çok üzülürsünüz eminim.
fiziksel ve ruhsal ön çalışmaları yaptıktan sonra bölgeye geldiğinizde yapmanız gereken tek şey vücudunuza iyi bakmak,moralinizi yüksek tutmak,rehberlerin tecrübelerinden faydalanmak ve yürümek.kısacası dağ disiplininde olması gerekenleri yapmak.
bir saat sonra yemek için çadırlardan çıkıp ana çadırda buluştuk.grupta yükseklikten rahatsızlanan (nefes alma zorluğu,mide bulantısı ve baş ağrısı) arkadaşlar vardı.yavaş yavaş hepsi kendine geldi.yemek sonrası çay faslıyla beraber atçıların dengbej'leri başladı.bizde kendi türkülerimizle onlara eşlik ettik.
rahatsızlanan arkadaşların kendilerine gelmesiyle,aklimitizasyon için ertesi gün 4200m'ye çıkıp tekrar 3200m'ye inme fikrinden vazgeçip,yarın direk 4200m kampına gidip aynı gece zirve denemesi yapmaya karar verdik.4200m. kamp alanında yer sıkıntısı ve kalabalığı bu yöntemle aşmayı planladık.
06 Temmuz 2010 Salı (3200m-4200m kampı)
08:00 gibi kalktık.güzel kahvaltıdan sonra sonra su ve kumanya dağılımı yaptık.yüksek faktörlü kremleri yine sürdük.ishal olan arkadaş bugün daha iyi yinede çanta taşımayacak.
gruptan bahsetmek gerekirse:11 kişi biribirimizi tanıyoruz.yıllardan beri beraber yürürüz,gezeriz.64 ve 70 yaşlarında 2 İtalyan var.5 kişi ile yeni tanıştık.toplam 18 katılımcı var.2 yerel rehber bize eşlik ediyor.ağrı için kalabalık bir grubuz.hele Ağrı Dağı'na gelen Türk gruplarını düşünürsek 18 oldukça çok sayı.rehberler Türklerin ilgisinin çok az olduğundan bahsediyorlar.
3200m-4200m arasında tatlı bir patika var.bugün yüksekliğe,yürüyüşe ve sıcağa daha çok adapte olduk.mutluyum.dağ bizi rahatlatıyor.kendimize getiriyor.kötü hiçbir şey düşünmüyorum.
yine 4 saat bir yürüyüşten sonra 4200m kampına varıyoruz.çadır yeri konusunda söylendiği gibi kısıtlı bir yermiş.yolda bulduğumuz yassı bir taşın altına tüp yakıyorlar.üzerinde tavuk pişiriyoruz.
krampon takmayı ve kramponla yürümeyi öğreniyoruz.çaydan sonra saat 20:00 gibi zirve çıkışı için son konuşmaları yapıyoruz.gece 01:00 gibi kalkıp,saat 02:00 gibi harekete geçeceğiz.
4200m kampının manzarasına diyecek yok.saat 20:30 gibi yattık.hava 8-10 derece.heyecan var,uyku yok,çarşakların yukarıdan gelen sesleri de eklenince uyumanın imkanı yok.saat 22:30 gibi çadırdan dışarı attık kendimizi.o ne manzara.solda İran sınırı ve İran,karşıda Doğubeyazıt ışıkları,yukarıda yıldızlar ve ay.Doğubeyazıt'da atılan havai fişekler pastadaki maytap gibi gözüküyor.hava hala çok soğuk değil.bir süre manzarayı seyrettik.keşke şimdi çıksak başlasak yürüyüşe.bu imkansız tekrar çadıra gidip uyumaya çalıştık.
07 Temmuz 2010 Çarşamba (4200m-5137m (zirve) / 5137m (zirve)-4200m / 4200m-3200m kampı)
01:00 gibi kalkıp hazırlandık.balaklava,eldiven,montlar,içlikler bugün işe yarayacak. kahvaltı yapıp 02:00 gibi yola koyulduk.
bugün su ihtiyacımızı kardan eritilmiş sularla karşılayacağız.metal mataranız varsa kaynamış su da alabilirsiniz yanınıza.fakat 10dak. sonra o da buz gibi oluyor.hava sıcaklığı -5,-10 derece civarlarında değişiyor.hava kapalı.yağış yok.
önümüzde iranlı bir grup var.kafa lambalarımızı takıp yavaş yavaş yükselişe geçiyoruz.kar yürüyüşleri buz yürüyüşüne dönüyor.saat 04:00 gibi yavaş yavaş güneş doğuyor.
sağ tarafınızda küçük ağrı.hep internette okuduğum 'Ağrı Dağı'na kendi gölgesinde tırmanıyorsunuz' lafını şimdi anlıyorum.üstümüzdeki gölge tırmandığımız Ağrı Dağına ait.
mide sorunu yaşayan iki arkadaşımız dönme kararı alıyor.4900m civarındayız.onları bir rehberle birlikte kampa yolluyoruz.
5100m civarında krampon takıyoruz.rüzgarla birlikte bana göre -12,-15 derece sıcaklık. kramponun perlonlarını hissedemiyorum.5 dakika falan perlonu tutup bir delikten geçirmeye çalıştım.ellerimde,parmak uçlarımdan bileğime doğru ilerleyen uyuşma var.eldivenler ince geldi sanırım.başka bir yerimde üşüme yok.herkes yorgun ve üşüyor.krampon takmak bir mesele oldu bizde.
yürümeye başlayınca ellerimi ekstra hareket ettiriyorum.yaklaşık 20 dakika sonra ellerim kendine geliyor.hala tam yorgunluk yok.baş ağrısı hafif vardı ağrı kesici sayesinde geçti,midem bulanmıyor.gruptaki şanslılardanım,iyiyim.
krampon meselesinden sonra grubun konsantrasyonu dağılıyor.yorgunluğa yüksek irtifa şikayetleri,ona da soğuk eklenince dönme isteği kabaranlar oluyor.döndüğümüzde eşim Ahmet 'dönseydin dönerdim' dedi.'sen dönseydin ben dönmezdim' dedim ona.eğer sağlıkta çok fazla bir şikayet yoksa yani düşmemiş,bir yerini incitmemişse,dönmek isteyenlerle partnerleride dönmemeli bence.hayal hayaldir.gerçekleştirmeye çalışmalıyız.
zirveyi gördüğümüz noktada Ahmet'in yorgunluğu tavan yapmıştı.iyi şeyler söyleyerek ona moral vermeye çalıştım.bunu ne kadar istediğimizden bahsettim.gelecek seneki dağ planlarımızdan konuştuk.MUNZUR olabilir diye kararlaştırdık.bu sohbet işe çok yaradı.hiç şikayeti olmadan buzulu çok rahat geçip zirveye çıktı.
zirve muhteşemdi.herkes zirveye aya ayak basan astronot gibi geldi.bulutsuz,açık,az rüzgarlıydı.fotoğraf çektirip bir sürü delilik yaptık.15 dakika sonra inişe geçme başladık.
siz siz olun zirvede balaklavanızın falan ağız kısmını açın.ben açmayı unutmuşum şimdi tüm fotolarda kendimi tanıyamıyorum.hatta çıkmadan evvel Ağrı hazırlıkları içinde zirve fotoğraflarını tasarlayın.telafisi biraz zor olabilir.
dönüş yolunda karlı alandan çıkıp kayalık 4200m patikasının girişinde,yorulan,zirve sarhoşluğu yaşayan,konsantrasyonu bozulan Ahmet düştü.düşmeden evvel bir kayanın üstünde sesi geldi sonra ayakları yerden havalandı,önce başı sonra beli kayaya çarptı.düştükten sonra ilk lafı 'kör oldum.göremiyorum' oldu.ilk müdehaleyi bir arkadaşla yaptık.sakinleştirmekten başka bir şey değildi yaptığımız.neyseki körlük söz konusu değildi.kafaya aldığı darbeden dolayı ilk anda olan bir durum olduğunu dönünce öğrendim. batonunu 5-6m sağa sola fırlamış bulduk.ne olmuş nasıl olmuşsa olmuştu işte.kafasında kan yoktu.sırt çantası bel ve kafasına gelen darbeyi engellemişti.ayakkabılarıda bacaklarını korumuştu.biraz ilerimizde olan grup arkadaşımız Gülçin'e (nörologmuş) seslendik.sağolsun koştu geldi.fiziksel muayenesini yaptı.kaburgada kırık değil ama çatlak yada ezik olabileceğini söyledi.kamptan gelen iki rehber arkadaşla birlikte,ip ile emniyet alarak kardan kaydırarak 4200m kampına ulaştırdık.ucuz atlatılmış bir kazaydı.sitelerde hep söylenen 'istatistiklere göre kazaların çoğu dönüşlerde olmuştur' lafını bizde doğruladık.
patikadan kampa ulaştığımda kamp toplanmaya başlamıştı.4200m kampından 3200m kampına ineceğiz.Ahmet'in kaburga ağrısından dolayı 4 saatlik dönüş yolunu 8 saatte falan aldık.bir arkadaşımızı yarı yoldan ata bindirdik.bir de çok yorgun arkadaşımız vardı.bunların dışında kimsede sorun yok diyebiliriz.
3200m kampına varır varmaz yemek yedik.sağolsun arkadaşlar çadırımızı hazırlamışlar. hemen girip yattık.gece ağrısı olduğundan,bu tarz kazaların bu tarz aktivitelerin riskleri arasında olduğunu,ucuz atlattığı için şanslı olduğumuz hakındaki konuşmayı ancak ertesi gün akşam yapabildik.
08 Temmuz 2010 Perşembe (3200m-2200m)
kampı toparlayıp inişe geçtik.4 saatlik sürmesi beklenen iniş yürüyüşümüz dünkü sebeplerden dolayı 6 saatimizi aldı.bacağında sorunu olan bir arkadaşımızı direkt atla aşağıya yolladık.
dönüş yolu tam bir turistik gezi gibiydi.yemeli içmeliydi.yöre çocuklarından alış-veriş yapa yapa indik.suyu biraz ihmal etmişiz.biraz susuz kaldık fakat 2200m de bizi bekleyen minibüslerimize ulaşana kadar dayandık.
araçlara ulaştığımızda çok huzurluydum.dağ ilk gördüğüm gibi gelmiyordu bana.gelecek sene ki MUNZUR DAĞI'nı planlamaya başladım.etrafımdaki arkadaşları MUNZUR DAĞI için gaza getirmeye çalıştım.
Doğubeyazıt'a geldiğimizde bizi Tamzara Tur Doğubeyazıt Şubesi Mustafa Arsin karşıladı. çay içip biraz sohbet ettik.hemen hamam organizasyonu yapıp yıkanıp paklandık.gecede tüm tur üzerine değerlendirme yaptık.
benim kanaatim:her yaş grubundan,Ağrı Dağı için kalabalık bir sayı olan 18 kişilik bir ekibin 16 kişisinin zirveye çıkması,kişisel başarının yanında rehber başarısı,firma başarısıdır da aynı zamanda.
dağda karşılaştığım ticari amaçla dağda oldukları belli olan fakat ne ticaret,ne de dağ disipliniyle alakası olmayan insanların ellerine düşmediğimiz için şanslıydık.bu kannatimi daha evvel gezenbilir'de başka bir başlıktada paylaşmıştım.paylaşma sebebim bizim gibi profesyonel değilseniz ve bir dağ firması ile gidecekseniz mutlaka A GRUBU SEYAHAT BELGELİ firmaları tercih edin.riskleri en aza indirin.

naçizane tavsiyelerim:öncesinde kondüsyonlu olmaya çalışın.giden insanlardan bilgi edinin.internet bu konuda eşsiz bir hazine.dağda kimseye sinirlenmeyin bile.enerjinizi idareli kullanın.olumlu şeyler düşünün.çok yorulduğunuzda daha kolay ve sevdiğiniz bir yerde yürüyormuşsunuz gibi düşünün.rehberlerin tavsiyelerine mutlaka uyun.gereksiz cesaret,kestirme yol,önemsememe gibi şeylere girişmeyin.zirveye odaklanın.profesyonel kişilerle sportif bir aktivitede olduğunuzu hatırlayın.dünyada bir çok insan,zaman zaman sizin kadar ekipmanı,donanımı,bilgisi,gıdası/suyu ve rehberi olmadan bu tarz durumlarda hayatta kalma mücadelesi veriyor.bir çok sporcuda yılın soğuk zamanlarında bile ekipmanını yanında taşıyor.onları düşününce bizi gerçekten sosyetik bir Ağrı Dağı tırmanışı yapmıyormuyuz?
teşekkürler:ben gezenbilirde tanıştığım OMER ONAY bey ile sohbetler sonucunda çıkmaya,mevsimine karar verdim.ona verdiği bilgiler için teşekkür ederim.
TAMZARA TUR ve tamzara tur Doğubeyazıt Şubesi Mustafa Arsin'e,rehberlerimiz Yusuf ve Zeki'ye,yemeklerimizi yapan Ali Usta'ya teşekkür ederim.
bir çok çatlamalı patlamalı eğlencelerimize maruz kalan kamp arkadaşlarımıza yardımları ve dostlukları için,at kardeşlerimiz ve sahiplerine o ağır eşyalarımızı taşıdığı için,eşime düşüp sakat kalıp beni eve mahkum etmediği yada ölüp beni yanlız bırakmadığı için teşekkür ederim.

Esenlikler..

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam