26 Nisan 2010 Pazartesi

Van Gezisi 23-25 Nisan 10


VAN biletlerini 2009 Kasım ayında PEGASUS HAVAYOLLARI'ndan gidiş-dönüş (90tl./kişi)'ye aldık.ha geldi o günler,ha gelecek derken 23 nisan geldi çattı.5 kişiyiz.
PEGASUS'un SABİHA GÖKÇEN'deki EKOPARK'ına arabayı bırakmayı planladık.fakat makul bir saatte gitmemize rağmen EKOPARK'ta yer bulamadık.yol kenarına bırakılan çok araç var.arabaları çekip çekmediklerine dair de net bir bilgi yok.biraz bekleyip park için gayet uygun bir yerden çıkan aracın yerine park ettik.arabanın arkası tarla.arabayı çekme ihtimalleri,tarladaki elektrik direğine birşey olma yada tarlada bir inşaata başlamaları ihtimali ile aynı diye düşünüp PEGASUS servisine binip havaalanına gittik. geziden döndüğümüzde bizim araba ortada tek başına öylece bizi bekliyordu.üstelik arabanın önünde yığılmış inşaat kumu,arkasında tuğlalar sağında bir iş makinası duruyordu.belli ki bu tarlada bi faaliyet olmuş.way arkadaş sen dur dur,tam biz park edelim inşaata başla. yinede şanslıyız araba çekilmemiş bir hasarda almamıştı.
VAN havaalanı pisti denizin bittiği yerden başlıyor.VAN'lılar ve gölü gidip görenler internette hep göle deniz diyorlardı.çok haklılar.uçaktan baktığımızda VAN GÖLÜ değil de VAN DENİZİ görüdük bizde.
VAN ara ara yağmurlu,rüzgarlı ve genelde soğuktu.VAN havaalanında kiraladığımız dizel araç yerine benzinli araç verdiler bize.(90tl/gün).bu gezide de kasa yapıp tek ödeme noktası yapmaya karar verdik.
ilk durağımız ilk gördüğümüz çay içebileceğimiz bir yer oldu.TADIM KÖFTE EVİ adında deniz kenarı sevimli bir yerde çay içtik.(0,5tl/adet).EDREMİT denilen bölgesi yazlık lüks  evlerle dolu.(EDREMİT-VAN MERKEZ 25km)
AHDAMAR ADASINA geçebileceğimiz iskele yolunu tuttuk.tekne ile GEVAŞ'tan AHDAMAR ADASINA (5 tl/kişi) geçtik.(GEVAŞ İSKELE/VAN 40km)
15 dakikada AHTAMAR ADASI'ndayız.AHDAMAR ADASI'nda bizi AHDAMAR KİLİSESİ karşıladı.kabartma işçiliğinin en güzel örneğini sergileyen kilisenin dışı içinden iyi durumda.
kilisenin dış kabartmalarında kutsal kitapların hepsinden hikayeler resmedilmiş.kilisenin kapısına sırtınızı verirseniz sağ tarafta bulunan cephedeki Adem/Havva kabartması Nilüfer ve beni çok etkiledi.
İnternetten öğrendiğim bilgilerde; en tepeye gidersek martıların uçuş noktalarından bile yukarı çıkabileceğimiz,karşımızdaki uçurumdan manzaranın görmeye değer olduğu ve insanın intihar edesinin geldiği yazıyordu.
tel örgü ile girilemez imajı verse de yırtık tel örgüyü bulup yukarı kadar çıktık.gerçekten de çok etkileyici manzarası var.martı yuvaları aşağıda kalmıştı.
biraz dinlenip inişe geçtik.inerken arkamızdan herkesin yırtık dikenli teli bulduğunu ve tepeye tırmandığını gördük.
yağmur kah yağıyor kah duruyor.bulutlara bakarak başınıza ne geleceğini tahmin etmeniz zor değil.AHDAMAR KİLİSESİNİN yakınında bulunan çay bahçesinde açık havada çay içtik. (1tl/adet).
dönüş yolunda tekne geçişi için para ödemiyorsunuz.gelirken ödediğiniz para dönüşüde kapsıyor.
ikinci durağımız ÇAVUŞTEPE KALINTILARI/KALESİ.(ÇAVUŞTEPE/VAN 25km) VAN'ın GÜRPINAR ilçesindeki kalenin büyük bir bölümü toprakla dolu.her yere hakim konumu var.
kendi kendine URARTUCA öğrenmiş ve dünyada URARTUCA bilen 23,28,36 kişiden biri olarak bloglardan ve bir belgeselden tanıdığım kalenin bekçisi MEHMET BEY'i görüp selamlaştık. bazalt ürünlerin bulunduğu tezgahını topluyordu.bizde biraz göz atıp bir kaç fiyat sorduk.URARTU alfabesinin olduğu bir bazalta 400tl. dedi.kulaklarımıza inanamadık. alamayacağımız her halimizden belli olmasından mı nedir 'haftaya amerikada sergim var' diye bilgi verip tezgahını toplamaya devam etti.
arabaya atlayıp HOŞAP KALESİ'nin yolunu tuttuk.(HOŞAP (GÜZELSU)/VAN 60km.).ZERNEK BARAJI'nı sağımıza alıp HAKKARİ istikametine doğru gittik.dönüşte jandarma kontrol merkezine takılacağımızı gördük.HOŞAP KALESİNİ görünce içimiz kıpır kıpır oldu.kaleden çok orta çağ şatolarını andırıyordu.kaleyi uzaktan gören en güzel noktada jandarma karakolu vardı ve onları farketmemiş gibi yapıp Murat ve Ahmet fotoğraf çekmeye çalıştılar.genelde böyle noktalardan fotoğraf çektirmeyeceklerini düşünüp fazla oyalanmayıp HOŞAP KALESİNE geçtik.
halen çalışmaların olduğu kale akşam olduğundan ziyarete kapalıymış.aslında karakol komutanının emriyle uzun zamandan beri ziyarete kapalıymış kale.sadece az kişi olursanız ve gündüz gelirseniz bekçisine ricada bulunup içini gezebilirsiniz dediler.son gün vaktimiz kalırsa mutlaka uğramaya karar verdik.bekçininde telefon numarasını aldık.
dönüşte ZERNEK BARAJI yakınlarında jandarma kontrol noktasına takıldık. kimliklerimize ve bagaja bakıp saldılar.
VAN MERKEZE otelimize doğru dönüşe geçtik.YAKUT OTEL şehirin göbeğinde,orta sınıf,temiz bir otel (40tl/kişi). yanlız yan odadakilerin duş aldığını,sifonu çektiğini, koridordakilerin ne konuştuğunu falan odanızdan duyabilirsiniz.önemli bir kusuruda asansör her durduğunda bir hastalıklı bir insanın iniltisi şeklinde ses çıkartıyor.kahvaltısı bu tarz otellere göre oldukça iyi.hatta MEŞHUR VAN KAHVALTISI denilen yemekten bile iyi.
otele eşyalarımızı bırakıp BÜRYAN KEBABI yada TANDIR KEBABI yoksa iyi et yiyebileceğimiz bir yerler bulmaya çıktık.oteldekiler HALİL İBRAHİM SOFRASI diye bir yer tarif etti.merkezde her çeşit yemeği bulabileceğiniz,yöresel olarak da sadece AYRAN AŞI yiyebileceğiniz bir yer.saat geç olduğundan istediklerimiz kalmamış ama bizi mutlu edecek yemekler vardı.salata,çiğ köfte ve acılı ezme ikram.lahmacun,içli köfte,ayran aşı çorbası,sac tava,alinazik yiyip 5 kişi 110tl.hesap ödedik.yemekleri ve sunumları kadar tuvaletlerine de özen gösterseler daha iyi olacak.
otel yakınlarındaki ATASOY GÜMÜŞ'e öylesine bir bakıp çıkalım diye girdik.mağaza sahibi SAVAS denilen buraya özgü gümüş işleme tekniğinden bahsetti.birde baktım ki 2 küpe almışım.Nilüfer'de bileklik,kolye ve küpe aldı.
internet cafe bulup online check-in yaptıralım dedik.bir internet kafeye gidip hem sohbet ettik,hem çay içtik,hem de yarın ki programı planladık.yarın programda olan DOĞUBEYAZIT / İSHAKPAŞA SARAYINI temmuza bırakırsak 170km. yaklaşık 3 saat kazanabileceğimize karar verip,yarın MEŞHUR VAN KAHVALTISI,MURADİYE ŞELALESİ,ERCİŞ,ADİLCEVAZ üzerinden AHLAT SELÇUKLU MEZARLARI,NEMRUT KRETER GÖLÜ YÜRÜYÜŞÜ ve feribot saati denk gelirse feribotla,denk gelmezse karayoluyla TATVAN'DAN VAN'a dönüş planladık.
kafede VAN hakkında değerlendirmelerde bulunduk.bizi VAN'da en çok şaşırtan şey insanlarının nezakete çok dikkat etmeleri,yardım sever ve misafirperver olmaları oldu.medeniyet seviyesi gördüğüm diğer illerin çok çok üstünde.kadınlar istedikleri vakit sokaklarda serbestçe dolaşıyorlar.bizi şaşırtan bu gelişmişliğin sebebinin sivil toplum örgütlülüğünün bolluğu ve çekilen sıkıntılardan dolayı göçlerden ve dönüşlerden olduğunu düşünüyorum.
sokakta 'doğu anadolu çocukları,YGS'nin üvey evlatları' yazan çadır dikkatimizi çekti.
otele gidip gürültülere kendimizi kaptırıp uyumaya çalıştık.
sabah 6:30 da lobide buluştuk.
MEŞHUR VAN KAHVALTISI yapabileceğimiz yerleri bulmaya çalıştık.SÜTÇÜ FEVZİ adında bloglarda çokça söz edilen yer karşımıza çıktı.zaten kapı önüne çıkan personelin baskısıyla biraz tur atayım diyemeyip içeri giriveriyorsunuz.
İstanbul'da VAN KAHVALTISI denemiş ve damak tadımıza uymadığına karar vermiştik.belki buralarda taze ve güzel bir şeyler bulur severiz diye ve döndüğümüzde 'VAN'a gittiniz kahvaltı etmediniz mi?' sorularına maruz kalmamak için gidelim dedik.keşke demeseydik.en ünlüsü böyleyse batsın VAN KAHVALTISI adeti.çok çeşitli olmamakla yöresel 4 ürün geldi.unlu yumurta bize göre değildi.cacık ve otlu peynir idare ederdi.manda kaymağı çok azdı.gerisi alalade,sıradan yöreyle alakası olmayan şeylerdi.5 kişiye 4 tane yarım kibrit kutusu büyüklüğünde en ucuz beyaz ve kaşar peyniri geldi.balın,kaymağın tadı yoktu.domates henüz olmamıştı.porsiyonlar minicikti.menüde fiyat yazmayan,garsonun sizin tipinize göre fiyat biçtiği,kurnaz esnaf zihniyetli bir yer.biz ki en kötü ihtimal açlıktan ne gelirse yeriz.fakat burada bir çok tabağa dokunmadan kalktık.bu kahvaltıya 5 kişi için 50tl ödedik.
ertesi gün farkettik ki bundan daha güzelini YAKUT OTEL'in standart kahvaltısında zaten yiyebilirmişiz.
VAN KAHVALTI bunalımını atlatmaya çalışarak MURADİYE ŞELALESİ için yola koyulduk.(MURADİYE ŞELALESİ/VAN 80km).
şehirden ERCİŞ tabelallarını takip edip MURADİYE ayrımından ulaşılabilir.yolu temiz ve göl manzaralı.şansımıza bol bol şahin gördük.
MURADİYE ŞELALESİ tam havasındaydı. şelale manzarası için asma köprüden geçmek gerekiyor.bloglardan bu asma köprüyü okuyunca ben geçemem diye düşünmüştüm ama korkulacak bir şey yok.geniş ve güvenli bir köprü. sallanma huyu var.çok korkunuz varsa acele edersiniz,aşağıya bakmazsınız olur biter.
hava kapalı,zaman zaman yağmurlu.dağlardan gelen sulardan dolayı MURADİYE ŞELALESİ kahverengi akıyor.15-20m yükseklikten çağlayarak beni dinleyin mesajı veriyor.
1 saat kadar burada fotoğraf ve seyir molası verip ERCİŞ,ADİLCEVAZ üzerinden AHLAT'a geçmek üzere yola koyulduk.(ERCİŞ/VAN 100km)
ERCİŞ'ten çıkışta BİTLİS iline girdiğimizdendir diye düşünüp yine jandarma güvenlik noktasına takıldık.kimliklerimizi alıp,bagaja baktılar.kayıt edeceğiz diyip bir arkadaşımızı çağırdılar.BİTLİS çıkışında da çıktılar diye yine kayıt alacaklar diye düşündük fakat öyle bir şey olmadı.
yol yine göl manzaralı.doğal plajlar insanın yüzme isteğini kabartıyor. ADİLCEVAZ'da BÜRYAN KEBABI yiyebileceğimiz bir yer aradık fakat buralarda bu saatte olmaz dediler.BİTLİS'te bulabilirsiniz dediler.AHLAT'ın çarşısında çok güzel bir et kavurma,pilav yedik.5 kişi  55tl. ödedik.
AHLAT SELÇUKLU MEZARLARINI yıllar evvel alakasız bir derginin arka sayfasında görmüş ve aklıma kazımıştım.BİTLİS'e nasıl gideriz diye araştırıyordum.işte şimdi buradayız.
yamurun dinip güneşin çıkmasından mı yoksa kış uykularının bitme mevsiminden midir bilinmez mezarların arasında çokça kaplumbağa gördük.
bloglarda yazdığı gibi 4-5 futbol sahası büyüklüğünde,yeşil otlarla kaplı.
gerçektende açık hava müzesi,en uzunu 4m'yi bulan mezar taşları ve eski yerleşim alanıyla çok geniş bir yer kaplıyor.
hava burada açıldı,fotoğraf çekebilmemiz için izin verdi.AHLAT TAŞI'da buralarda çok ünlü.kırmızı renkteki taşlar hala ev yapımında tercih ediliyor.
en fazla çocuğuda burada gördük.biraz sıkıntı verselerde bir şekilde anlaşıyorsunuz.
 AHLAT'dan TATVAN'a geçiyoruz.feribot saati uyarsa feribotla uymazsa kara yoluyla VAN'A geçiş yapacağız.(AHLAT/TATVAN 1saat uzaklıkta).
TATVAN gördüğümüz ilçelerden en gelişmişi.alış-veriş merkezi falan var.Fikret'in bir yakınını ziyaret edip BÜRYAN KEBABI yiyebilecemiz bir yer öğrenmeye çalıştık.bu saatte hiç bir yerde BÜRYAN KEBABI olmazmış.CUMAALİ ABİ bizi bırakmadı beraber yemek yedik.
NEMRUT GÖL'ü içinde 'şimdi oralar karla kaplı.gitmenize imkan yok' dedi.bizde NEMRUT GÖL'ünden vazgeçtik.VAN'a feribot 4 saat sürüyormuş.feribot buralarda pek rağbet görmezmiş.kara yoluyla 2-2,5 saatte varılıyor dedi.feribotun saatleride uymadığından karayoluyla VAN'a döndük.çok az virajlı yol var.genelde yollar temiz ve geniş.
göl kenarında durup gün batımını ve gölü fotoğraflamaya çalışıyoruz.
GEVAŞ'a vardığımızda 430km olan VAN GÖLÜ çevresini 1 tur atmış olduk.
bunun şerefine yine TADIM KÖFTE EVİ'ne gidip çay molası verdik.
tok iken yemek yeme ve yedirme şampiyonu Fikret bu seferde Murat'ı gözüne kestirdi.
birlikte tok karnına köfte yediler.bizide zorla bu suça ortak etmek için denemelerde bulunsalar ve kokularla büyülensek bile biz yiyemedik.sonrasında köfteyi kaçırdığımız için çok nispet yaptılar.
otele geldiğimizde suyun olmadığını öğrendik.biraz dolaşmak ve tatlı yemek için çıktık.bloglardan öğrendiğim SAÇI BEYAZ PASTAHANESİ'ni denemeye karar verdik.üst kata Murat,Ahmet ve Fikret,Nilüfer ve benden önce çıktılar.biz yukarı çıkarkende 'hadi buradan gidiyoruz' diyip dönüşe geçtiler.kapıdaki garsona şikayet ederlerken duydum.yukarıda bir garson oturmak istedikleri yer için orası yemek yemek için siz şöyle geçin diyip kirli bir masa göstermiş.bizimkilerde bu muameleyi kabul etmeyip çıkma kararı almışlar.talihsiz bir durum elbette.garson ona söyleneni yaptığını düşünüyor belki ama her zaman nazik bir dil vardır.
yolda yürürken daha şirin bir pastahane bulduk.maraş dondurması,supangle,sütlaç yedik.5 kişi 25tl ödedik.
artık karnımız patlamak üzere.bir an evvel odaya gidip rahatlamak istiyoruz.
yolda bir sokak adamı Ahmet'e takıldı.para istedi Ahmet biraz bozukluk verdi.'yok ben dilenci değilim' diyip 5 lira istedi.Ahmet'de biraz direnince adam Ahmet'e yakın hafif saldırganlaşabilecek konuşmalarda bulundu.bizler hop noluyo derken.caddede yürüyen insanlarda durdu ve 'hadi yoluna' falan diye tepki gösterdiler sokak insanına.sonrasında da 'burada hep dolaşır kusura bakmayın' diye açıklamada bile bulundular.toplumsal duyarlılığın buralarda ölmediğini gösteren bu davranışları,İstanbul'da yollarda endişe ile yürüyen bizleri çok etkiledi.
otele geldiğimizde suların gelip gelmediğini sorduk.yarım saat,1 saat sonra,yok yok 2 saat sonra falan gibi açıklamalar geldi.bu su gelmez bizde ancak İSTANBUL'da banyo yaparız hissine kapılıp uykuya dalmıştık ki gece suların geldiğini acı bir telefon sesiyle bildirdiler. son gün için kahvaltı saatini 9 olarak belirledik.
tekrar HOŞAP KALESİ,VAN KALESİ,VAN kent gezisi,TEKRAR GÜMÜŞÇÜLER ve dönüş yolu diye plan yatık.
otelin kahvaltısı morallerimizi düzeltti.gürültü ve su sorununu unutturdu.otel çıkışından sonra HOŞAP KALESİ için HAKKARİ yönüne GÜZELSU'ya yola koyulduk.
HOŞAP KALESİ bekçisi ALİ BEY ile dün telefon görüşmesi yapmıştık.'keşke ilk gün arasaydınız yine gelir açardım sizin için.istediğiniz zaman gelin sizi bekliyor olacağım' demişti.gerçekten de bizi kapıda karşıladı.çok ilgilendi.
HOŞAP KALESİ'nin dış görünüşü kadar içeriden dışarısıda etkileyici.
her yer ayaklarınızın altında.400 yıllık kalede restorasyon yada ona benzer çalışmalar var.çeşitli güvenlik önlemlerinin yetersizliğinden ziyarete kapalı.yakında kültür bakanının da geleceği bir törenle ziyarete açılacak diyor ALİ BEY.
HOŞAP KALESİ'ni gördükten sonra bizi hangi kale keser diye düşünerek dönüşe geçtik.
yine ZERNEK BARAJI yakınlarında jandarma güvenlik noktasına takıldık.kimlikleri önceden hazırlayıp askere uzattık.'yok gerekli değil' dedi bize.bir öncekinde istemişlerdi ama.bagajı kontrol etti.o sırada yan minibüsü arayan asker bizi arayan askere 'burada org var' dedi.'tamam geliyorum şimdi 'dedi bizi arayanda.minibüsün bagajının yanında olan ve muhtemelen orgunda sahibi bir genç bize gülümseyerek 'ben müzisyenim' diye açıklama yapıyordu askere.bir org nasılda gündemi değiştirdi.
gezi boyunca gördüğümüz toplam kedi sayısının 3,bunların 2 sininde yolda ölü olduğu dikkatimizi çekti.gerçekten de şehirde ne kedi ne de köpek gördük.
dönüş yolunda bir köyde düğün vardı.yemek servisi yapıyorlardı.girsek mi? bizi aralarına alırlar mı? fotoğraf çekebilirmiyiz? diye düşündük.girişimde bulunamadığımızdan şehire TANDIR KEBABI yemek için ilk gün gittiğimiz yere HALİL İBRAHİM SOFRASINA gittik.
burada da su yoktu.VAN genelinde 1 hafta su olmayacak dediler.bu nasıl olur.her yerden su akıyor fakat şehirde su yok.bu insanlara reva mı?
neyse ki TANDIR KEBABI varmış.öncesinde AYRAN AŞI ÇORBASI'da içtik.et güzeldi.5 kişi 95 tl.verdik.
VAN KALESİNİ ve akşam için İNCİ KEFALİ yiyebileceğimiz bir yer araştırmak için yola koyulduk.İNCİ KEFALİ sadece VAN GÖLÜ'nde yetişen bir balık.23 nisan'da başlayan ve 2 ay süren av yaşağı varmış.bu aralar bulmak çok zor olacağından AĞRI TIRMANIŞI için VAN'a geleceğimiz temmuz ayına ertelemeye karar verdik.
VAN KALESİ ve çevresi çok kalabalıktı.tüm VAN'LILAR piknikteydi.dün CUMAALİ ABİ  'buralarda piknik çok meşhur' demişti.onu doğrularcasına havayı güzel gören,mangalıyla kale ve etrafına gelmiş.
kale çok büyük,gezilecek yeri az ama manzarası nefis. göl ve mevsiminde olduğumuz için yeşillikler içindeki eski VAN yerleşimi çok güzel.hafif esen rüzgarla aldığımız erikleri yedik.
iskelede çay içebileceğimizi yazan blogları dinleyerek iskeleye gittik.fakat il genelinde su olmadığından esnaf çay servisi bile yapamaz durumdaydı.
tekrar merkeze dönüp Nilüfer'in aklında kalan yüzüğü gümüşçüden alıp EDREMİT'de bulunan TADIM KÖFTE EVİ'ne gittik.
buraya 3 günde 3.gelişimiz olduğundan artık bizi tanır oldular.mekanın sahibi ALİ BEY ile VAN GÖLÜ CANAVARI hakkında sohbet ettik.yemin vererek gördüğünü söylüyor. yüzünü,cizmini gören olmamış.yaklaşık 10m uzunluğunda,süratli bir canlının gölün içinde yol aldığını fakat 2 yıldan beri hiç ses sedanın çıkmadığını söyledi.yörede görenlerin sayısı az değil.bende büyük bir canlının varlığına inananlardanım.
gün batımını fotoğraflamak için beklerken çay içiyoruz.dün Fikret ve Muratı'ın nispet yaparak yediği köftelerden sipariş ediyoruz.
gün batımının buradan çok iyi olduğundan söz ediyor ALİ BEY.gerçekten de saniye saniye yaşıyorsunuz güneşin battığını.
battıktan sonra bir soğuk esinti sarıyor etrafı.içinizde bir huzur.
ALİ BEY'in eşi yapıyormuş köfteleri.biz müptelası olduk.temmuz ayı gezisi için şimdiden sipariş bile verdik.TADIM KÖFTE EVİ sahibi ALİ BEY 'yasak temmuzda kalkmış olacak haber verirseniz inci kefali pişiririm size' diyor.şimdiden haber verdik say bizi diyoruz.burada yediğimiz 5 kişilik köfte=30tl. ALİ BEY içtenlikle arabamıza kadar uğurluyor bizi.
VAN havaalanında arabayı teslim ediyoruz.kaba bir hesapla VAN harcamalarımızı hesapladık.
90 tl/kişi--uçak
80 tl/kişi--2 gece konaklama
90 tl/kişi--benzin+araba kiralamak
100 tl/kişi--yemek+çaylar+ara ulaşım ve bahşişler
toplam harcama =360tl/kişi.yaklaşık 750km yol yapmışız.
PEGASUS sağ olsun yine 50 dakikalık rötarla kalkıyor.bir güzel gezi daha bitti diye düşünerek VAN gezisinin fotoğraflarına bakıyoruz.

21 Şubat 2010 Pazar

Büyük Kemikli 20 Şubat 10

çok az yere mevsiminin dışında gidebilmeyi başarmışızdır.özellikle yazın gidilen yerlere kışın tenhasında ve ayazında gidildiğinde bambaşka bir yere gitmişiz gibi olur.
BÜYÜKKEMİKLİ koyu 2009'da,deniz sezonunu muhteşem finalle kapattığımız yer. GELİBOLU'nun şehitlikler tarafında.balık sezonunda burada verimli balık tutacağımızı düşünüp hafta sonu buraya kaçmaya karar verdik. Ahmet cuma akşamı balık takımları için tezgahını kurdu.saatlerce takım hazırladı,oltaları gözden geçirdi.bir gün önceden de sevgili balıklar için kalamar,karides temin etmişlerdi.
yiyeceklerimizi de cuma akşamından hazırladık.yıllarca anneme kızdım piknik için ne kadar çok hazırlanıyorsun,çok eşya alıyorsun dedim ve şimdi annem gibi oldum.çay için termos,kahvaltı malzemeleri,yerlerin yaş olma ihtimaline karşı sandalye,tabure aldık.börekler Nilüfer'den.
bu gezimizde bizim için şehir efsanesi halini alan TENEKEDE TAVUK olayını da gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.bunun içinde bir hayli ön hazırlık gerekiyor.Fikret onun hazırlıklarıyla ilgilendi.TENEKEDE TAVUK kısmında bu konuya ayrıca değinmek lazım.
sabah saat 05:30 gibi BÜYÜKKEMİKLİ için yola koyulduk.yollar bomboş.yazın geçtiğimiz cıvıl cıvıl yerlerde in cin top atıyor.bu tenhalık çok tedirgin etti bizi.insanların İstanbul'da oturdukları bir evleri var.yazın maksimum 3 ay oturdukları bir de yazlıkları var.her iki ev de de aynı eşyalardan var.2 buzdolabı,2 tv,2 çamaşır makinası.hatta çoğunun yazlıkları iki üç katlı.yani gelirlerine bakılırsa orta yada biraz aşağı seviyedeler ama bu kadar eşyaya sahipler.fakir miyiz? zengin miyiz? anlayamadık.en dramatiği de bu evlerin hepsinin tarım arazileri üzerinde olması.ayçiçek,buğday tarlaları bir kaç yılda yazlık sitelere dönmüş. denizin de hızla kirletildiği ve eski popülerliğini yitirdiğini düşünürsek insanoğlu bu bölgede de yapacağını yapmış.ne tarım bırakmış ne deniz.bu dönüşü olamayan yıpranmayı sezon dışındaki tenhalığı görünce daha iyi anlayabilirsiniz.
BÜYÜKKEMİKLİ'e bir plaj vardır.çok büyük olmayan doğal bir koy.bu mevsimde sular altında kalmış.biz biraz daha yukarıya,temiz ve düz bir yer bulup yerleştik.
hava bulutlu ve ılıktı.zaman zaman rüzgar kendini hissettiriyordu.
kahvaltı için hazırlıklara başladık.ufak bir ateş yakıp sucuk kızartacağız.şans eseri bizim başında olmadığımız bir anda yaktığımız ateş havaya uçtu.koşup ateşe baktığımızda ateşten eser yoktu.küller her yere dağılmış.buna sebep olacak bir şey yapmamamıza rağmen taşın patladığına kanaat getirip tekrar ateş girişiminde bulunduk.
dalga sesleri eşliğinde kahvaltımızı yaptık.
baş parmağı büyüklüğünde bir arı konuğumuz oldu.kovmaya çalışsak da sonradan anladık niye geldiğini.obur arı bal için gelmiş.artık uçamayacak hale gelene kadar baldan yedi.bizde onu incelemeye aldık.
rüzgar ve büyük dalgalar balık tutulamayacağı sinyalini versede azimle,gayretle denemeler yaptık.
Nilüfer ilk ve tek balık tutan şanslımız oldu.avuçiçi büyüklüğünde KARAGÖZ yakaladı.balık tutamamaya devam ettikçe tek balığımızla aramızda bağ kurmaya başladık.yeni seyrettiğimiz YUKARI BAK filmindeki kuşun adı olan KEVIN ismini verdik ona.
ortama,BÜYÜKKEMİKLİ'ye o kadar adapte olduk ki ziyaretimize gelenler bile oldu.
karnımız acıkmaya başlayınca TENEKEDE TAVUK hazırlıklarına başladık.Fikret teneke ve ateş için odun temin etmişti.ben de tavuğu geçireceğimiz şişi temin etmiştim.Ahmet tavuğu aldı,Nilüfer ise tavukları o ortamda yıkayıp şişe geçirdi.el birliğiylede ateşi yaktık.
TENEKEDE TAVUK için içi iyi temizlenmiş 5kg.lık motor yağı,gıda yağı yada peynir tenekesi lazım.teneke,tavuk içinde bir yere temas etmeden durabilecek büyüklükte olmalı.
şiş mümkün ise paslanmazdan olmalı yada alüminyum folyo sarabilirsiniz.yaklaşık 50cm. uzunluk fena değildir.
şişimizi toprağa batırıp tenekeyi de üzerine kapattığımızda,şiş ve tavuk tenekeye temas etmeyecek,teneke toprağa kadar da kapanmış olacak.bunu hesaplayarak şişi toprağa saplamanız lazım.bizim şişimiz çatal şeklinde olduğundan biz iki tane tavuk yapacağız.uygun bir zemin bulup şişi toprağa sapladık.
zemine alüminyum folyo serip patates,soğan koyduk.tavukları yıkayıp baharatladık.şişe geçirdik.
tenekeyi üzerine kapadık.tenekenin etrafını toprakla sıkıştırdık.
odunlarımızı dizdik,biraz çalı çırpı ile destekleyip verdik ateşi.
süre boyunca rüzgardan dolayı ateşimiz zorlanarak yandı.
tenekenin bazı yerleri ateşle az temas etti.bunları düşünerek biz hata edip 1 saat bekledik.ateş sönmediği sürece tenekeyi kapatıp 40 dakika beklemek yeterli süre olduğunu anladık.sürenin sonunda ateşi tenekeden uzaklaştırıp,alkışlarla tenekeyi açtık.
pişmemiştir diye düşündüğümüz tavukların bazı yerleri,hatta ateşin az geldiği yerleri diyebiliriz fazla pişmişti.alttaki soğan,patatesler tam kıvamındaydı.tavuk bu yöntem ile harika bir lezzet kazanmış.40 dakikada bıraksaydık bu kadar kurumayıp daha lezzetli olabilirdi ama bu haliyle bile tek başına bir ziyafetti.
biz bu yöntemi internette ve çeşitli insanlardan hep duymuştuk.günlerce teneke ve şiş bulma çabalarımız,odunları taşımamız biraz zahmetli olsa da başarmış olmak bizi mutlu etti.tavuk ne yapsak tavuktur diye düşünüp aynı yöntemi kuzu buduyla yapmanın planlarına başladık.o yüzden TENEKEDE TAVUK bizim için bir tecrübeden ibaretti diyebiliriz.
tekrar deniz kıyısına gittik.deniz,içindeki tüm pislikleri sanki ayrıştırmış gibi kıyıya sadece yok edemeyeceği şeyleri atmış gibiydi.her yer plastik şişe kapağı doluydu.plastik şişe yada bardak değil özellikle mavi plastik su şişesi kapağı.ne bitkisel bir şey,ne kağıt,ne cam.Nilüfer poşetler dolusu plastik mavi şişe kapağı topladı.
sonrasında sandalyelerimize kurulup,dalgaları seyrederek ruhumuzu arındırdık Nilüfer ile.
Ahmet ve Fikret biraz daha balık tutma girişiminde bulundurlar.onlarda pes edince hep birlikte güneşin bulutların ardından batmasını bekledik.güneşi göremesek de havanın renk değiştirdiğini görmek bizi çok etkiledi.
ikinci KEVIN'da işte tam bu zamanda geldi yanımıza.kangal kırması,eziyet gördüğü tedirgin hareketlerinden belli olan bir köpek,uzaktan bize öyle acı acı baktı ki onu beslemeye karar verdik.ilk önce balık KEVIN'ı,köpek KEVIN'a verdik.yemedi.sonradan arkadaşlar söyledi pişmemiş yada tuzlu olmasından dolayı köpekler balık yemezlermiş.artan tavukları falan zaten bize kendini göstermeden evvel yemiş.ahmet biraz ekmek verdi.KEVIN doymadı bir bütün ekmek yedi.ahmet KEVIN'a acıdı kahvaltıdan kalan sucuklardan verdi.yine doymadı. bir ekmek,bir ekmek daha derken 5 ekmek yedi bizim KEVIN.öyle ufak somunlardan değil bildiğiniz top ekmeklerden.hala da versek yiyecekmiş gibi baktı kaldı.
saat 18:00 gibi toparlanıp arabayı yükledik.4 kişi o kadar çok eşya getirmişiz ki getirdiklerimizin bir çoğunu biz yedik,KEVIN yedi,odunları yaktık ama hala herkesin sırtı,kolları,elleri doluydu.herşeyi de kullandık.bir sonraki sefere neyi azaltırız diye düşünürken aslında eşyaların çok değil arabanın küçük ve bizim güçsüz olduğumuza karar verdik.balık tutamasakta terkedilmiş plajları bu şekilde ziyaret edip ruhumuzu yenilemek çok iyi geldi bize.

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam