27 Nisan 2009 Pazartesi

Kapadokya Gezisi 23-26 nisan 09


Kapadokya,Bülbüller ve Yeni Türkü
başka türlü bir şey
benim istediğim
ne ağaca benzer
ne de buluta
burası gibi değil
gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava


sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

Kapadokyayı görmek eski bir hayal idi bizim için.Eski dediğimiz belki 15 belki de 20 yıllık bir hayal..Yeterli paramız olduğunda vaktimiz olmadı, vaktimiz olduğunda da paramız yoktu.Ve en sonunda 2009'un Nisan ayında bu ikisini bir araya getirebildik ve düştük yola.Eski bir hayalin peşine sevdiğimiz eski şarkıları dinleyerek gitmeye karar verdik.Kapadokya ateşinin ilk içimize düştüğü yıllarda araba tekerleği boyutunda walkmanlerimizden kasetlerini dinlediğimiz Yeni Türkü bizce çok yakıştı bu seyahate...


Kapadokya'nın güzelliğinin yanı sıra yürüyüş parkurlarıyla da çok ilgiliyiz.yürüyüş programlı bir yer ile anlaşacakken yeterli katılımcı bulunamamasından tur iptal oldu.koskoca İstanbul'da Kapadokya'yı yürüyerek dolaşacak 10 kişi yokmuş.önemi yok...
çantalar,kumanyalar,tozluklar,kaybolmaya karşı düdük,bıçak,kibrit,yürüyüş ayakkabıları,pantolonlar,yağmurluklar,fularlar,güneş kremleri,ilaçlar,en önemlisi fotoğraf makinesi, her şey hazır.kara yolları ve kapadokya bölge haritası hemen elimizin altında.internetten edindiğimiz bilgilerde yanlarında.

Bizim gibi az maliyetli,yürüyüşlü bir gezi planlıyorsanız yazının gerisi daha faydalı olacaktır.peribacası nedir,nasıl oluşmuş,bu memlekette kimler yaşamış,tarihi diye bi araştırma içinde iseniz apayrı bi şey arıyorsunuz ve bu yazı size pek fazla yardımcı olamaz demektir.zira bu sorularınızın cevabını bilmesine biliyorum ama internetten copy paste yapmak istemiyorum :)
ulaşım için:varsa özel arabanız en iyisi.orada gezerken vakit kaybetmezsiniz.ama araba yok ise oradan kiralayabilirsiniz.oda olmaz ise biraz zorlayıp gezi rotanızı daraltırsanız yine yapacak çok şey var.yolculuk için dinlenmesi gereken en iyi grup kesinlikle Yeni Türkü.


istanbul-Göreme yaklaşık 750 km.İstanbul,Bolu,Ankara,Kırıkkale,Kırşehir,Hacıbektaş,Mucur,Avonos ve nihayetinde Göreme...hiç yorucu olmayan,virajsız,sakin bi yolu var.
gitmek için bir alternatifte Ankara'dan sonra Aksaray üzerinden olabilir.Hemen hatırlatayım bu yol üzerinde tuz gölünü görmeden geçmeyin.biz daha evvel tuz gölünü görmüş ve fotoğraflamıştık.
Konaklama için:çeşitli fiyatlarda alternatifler var.biz Göreme'de kaldık.Göreme,Ürgüp,Avanos,Mustafapaşa hepsindeki oteller bu işi iyi biliyorlar.odalarda ihtiyacınızı görecek bir çok şey sağlanmış durumda.bizim için gezilerde otel demek; yürüyüşten dönünce sıcak su bulabileceğin,temiz olan,gece soğuk ise kaloriferi olan üstü kapalı ve uygun fiyatta olan mekandır.kaldığımız yerde bunu sağladı zaten.peri cave otel: http://www.pericavehotel.com/
müzekart çok önemli.yok ise batarsınız.gezimiz boyunca 1 kişi 80 liralık müzeye müze kart sayesinde bedava girdi.müze karta nasıl sahip olursunuz artık bunu da yazmayayım.her yerden alabilirsiniz.20 lira.
bölge aktiviteleri:Göreme'de her türlü aktivite yapacak firma bulmak mümkün. atv safari,at safari,yürüyüş,balon gezisi her şey var.hemen belirteyim balonları biz ancak fotoğraflayabildik.zira ziyadesiyle pahalıydı.
Biz yürüyüş ile ilgilendiğimiz için diğer aktiviteleri kendiniz araştırırsınız artık.Yürüyüş rotaları çok belirgin,kolay kolay kaybolmazsınız.biz iki kişi günde ortalama 6 saat yürüdük.yöre halkı bu konuda çok yardımcı oluyor.eğer tedirgin bir yapınız var ise yerel rehberde bulabilirsiniz.
akşamları:ürgüp,göreme akşamlarında bi eksiklik vardı.şarabıylada ün yapan bu bölgede şarap içip sohbet edebileceğiz pek alternatif yok.bozcaada'yı bilen bilir.her köşe başında her keseye uygun şarap satan mekanlar vardır.biraz ona benzer yerler aradık.girdiğiniz her mekanda her türlü içkiyi bulabilirsiniz bi sorun yok o konuda da yılın her mevsimi sezon olan bi yörede alternatif yerler açısından biraz kısır gördüm.belkide kriz onları erken vurdu,belki de çoğunluk turla geldiğinden tur firmaları farklı yerlere yönlendiriyor insanları.
açıkçası bizim şaraplar şöyle iyi böyle iyi diyen yörede,mahsen havasını yakalamış,tatlı bi müzik eşliğinde yemek yemesenizde şarabınızı yudumlayacağınız,makul fiyatlarıyla 3 akşamınızıda burada rahat rahat geçireceğiniz bi mekan eksikliğini hissettim.aradımda üstelik.eminimde vardır.ama biz bulamadık.onun yerine çok sıcak bi mekan bulduk.ottoman kitchen yöresel yemekleri canlandırmaya çalışan çok samimi çalışanları olan bir mekan.her akşam oradaydık.
1.gün:Kızıl vadi,Pembe vadi,Göreme açık hava müzesi,Çavuşin,Kızıl çukur,Çavuşin,Uçhisar...
ortahisar ve uçhisar görmeye değer.kızıl vadi,Pembe vadi,açıkhava müzesi,çavuşin bölgesini ve adını hatırlayamadığım diğer vadilerini hep yürüdük.havası çok kuru.bölgenin yapısı,tarihi yerleri ile ilgili bilgi vermeyeceğim zira internette fazlasıyla bulabilirsiniz.parkur çok kolay.öncesinde biraz yürümüş olan herkes çok rahatlıkla tamamlar.zaten bir çok noktadan kestirme çıkışlar var.biz yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sonrasında 10 saatimizi bu vadilerde geçirmişiz farkında olmadan.o kadar büyüleyici.
eğer Göreme'de kalıyorsanız hiçbir vasıtaya gerek duymadan parkuru bitirebilirsiniz.zira gezilerde araba başa bela bile oluyor.çünkü sonunda ne yapıp ne edip arabanıza ulaşmak zorundasınız.

fotoğraflar umarım oradaki atmosferi biraz olsun hissettirir.


























2.gün:Kaymaklı yeraltı şehri,Derinkuyu yeraltı şehri,Ihlara vadisi,Turasan Şarap Fabrikası...
hepsi için araba gerekir.Ürgüp Nevşehir yolu üzerinde önce Kaymaklıyı sonra Derinkuyuyu gezebilirsiniz.Kaymaklı yeraltı şehri hayatımda girdiğim ilk yeraltı şehriydi.çok etkilendim.yeraltı şehirlerinin dar ve alçak tünelleri,geçitleri var.kaymaklı'da biraz daha geniş.
Derinkuyu için tavsiyem eğer önünüzde arkanızda kalabalık grup var ise bekleyin onlar gezsin siz sonra gezin.zira o kadar dar yerlerde kalabalık biraz bunaltabiliyor.ben Derinkuyu'yu bitiremeden çıktım.okul gezisine gelen enerjik gençler zaten dar olan koridorları daha bi dar ettiler.sanırım müze gezmeyi,toplu olarak aktivite yapmayı falan bizim ergenler hiçbir zaman öğrenemeyecek.sürekli bi bakın biz buradayız diye dikkat çekme çabası ve akabinde gürültüleri var.çevreyi ne kadar rahatsız edersek varlığımızı o kadar ispat ederiz modeli.ergenlik işte.
kaymaklı yeraltı şehri yada özkonak yeraltı şehri çıkışında köylü kadınların yaptığı bebeklerden alın bence.harika işlemeli fistanlarıyla çocukluğumun kitaplarındaki anadolu kadını resimlerini anımsattılar bana.
Ihlara,Ihlara,Ihlara aşkım Ihlara.çocukluğumun coğrafya derslerinin vazgeçilmez vadi örneğidir Ihlara.iki tarafınız kaya,kaya demek biraz kaba bile kaçıyor.
iki tarafınız kayalara oyulmuş kiliseler,altlarında yem yeşil doğa,tam ortada melendiz.kuş,sesleri,ibibikler,bülbüller,kartallar,leylekler,atlar...parkur 14km diye öğrenmiştim.yöre halkı 10km dedi.ıhlaradan girişte baya bi kalabalık gruplarla yürüyorsunuz.hoşur teyzelerden okul çocuklarına kadar bi güruh var.ama hepsi vadinin ortası sayılabilecek belisırma denen yerde kopuyor.kimi yemek yiyor,kimi yürüyüşü tamamlıyor.ilerisinde ise sadece üstte belirttiklerim ve sizi.
içindeymişik yeşilmişik sazmışık...
parkur çok belirgin.biz ilk etabı kalabalıktan uzaklaşalım diye biraz aceleyle geçtik.sonrasında ise yemek molası ve fotoğraf molalarıyla yaklaşık 4 saatte bitirdik.sonunda selime'ye varıyorsunuz.
eğer arabanızla gittiyseniz arabanızı Ihlara girişinde bırakın.Selime'ye yürüyün.orada bulunan Çatak kır lokantasından Ihlara'ya arabanıza dönmek için araç tutabilirsiniz.20-25 liraya bu dönüşün maliyeti.
ciğerlerinizde kır havası,ayaklarınızda tatlı bi yorgunluk,yüreğinizdeki huzur bu günün kazancı olacak.
dönüşte Ürgüp Turasan'dan şarabınızı almayı unutmayın.tadımda yapabileceğiniz fabrikadan mutlu mutlu otelin yolunu tutabilirsiniz.
3.gün:zemi vadisi,gomeda vadisi,sinesos (mustafapaşa),zelve,paşabağı,özkonak yeraltı şehri,gülşehir ve kızıl çukurda gün batışı...
bugün son gün ve gezilecek çok yer var.
zemi vadisi ile başlıyoruz.göreme açık hava müzesi yolu üzerinde.göreme'de konaklıyorsanız arabayla gitmenize gerek yok.rotası belli.5,6 km. uzunluğunda vadi yürüyüşü.açıkçası yapılacak görülecek o kadar çok yer kalmışken zemi biraz vakit kaybı oldu.ama buna diğer yerleri görünce karar verdik.aklımda benim hep gomeda vadisi,sinesos vardı.1 saat gidiş bir saat dönüş yetti bize zemide.vadinin sonuna kadar gitmedik.


mustafapaşa (sinesos) Ürgüp'ün güney çıkışından çıkınca çok yakında.eski bir rum köyü.zaten kendinizi içanadolu değilde egede hissedeceksiniz.dönüşte burada çay içmeye karar verdik ve gomeda vadisine doğru yola koyulduk.
mustafapaşa (sinesos)-gomeda birbirine çok yakın.bir dağın ucundan vadi içine girişiniz var.tatlı su geçişleriyle dolu patikası size huzur veriyor.aracımız dağ ucunda olduğundan sonuna kadar gidemeyeceğiz.1 saat gidiş 1 saat dönüş diye karar verdik.gomeda beni çok etkiledi.harabeleri,kiliseleri,güvercinleri var.
gomeda diye bir filmde varmış diye duymuştum ki dönünce araştırdım türk korku filmiymiş.iyiki gitmeden seyretmemişim.söz verdiğimiz gibi sinesos'da çay molası verdik.
sırada zelve.3 vadiden oluşan zelve bolca turisti ağırlıyor.eğer siz 'ben tek başıma ıssızda yürüyemem' diyorsanız zelve tam size göre.600-800 m lik vadi içinde ufak yürüyüşler yapabilirsiniz.müze ve ören yerlerinin hala yaz uygulamasına geçmediğini düşününce biraz hızlı geçtik zelve'yi.


zelve dışına çıktığımızda haritada nereye gitsek telaşımızı gören bi abi bize paşabağı'nı mutlaka görmemizi söyledi.abi hasbelkader okuyorsan teşekkür ederim.zira paşabağ tipik çocukluğumuzdan beri bildiğimiz peribacalarını çok ve yakından göreceğimiz bi mekan.burasıda turistden nasibini almış.tüm tur otobüslerinin uğrak yeri olmuş.harika fotoğraflar çekebilirsiniz.


paşabağından sonra vakit yetmeyeceğinden özkonak yeraltı şehri yada gülşehir arasında karar vermek zorunda kaldık ve özkonak yeraltı şehrine karar verdik..
avanos üzerinden gidilen özkonağa geldiğimizde saat 17:15 di.görevli bizi içeri almak istemedi.zar zor ikna edip hayatımızın en hızlı gezisini yaptık.7 dakikada çok dar ve alçak yeraltı şehrini gezdik.burasıda kaymaklı yeraltı şehrinden sonra vakit kaybıymış.
şimdi ver elini kızıl çukur ve güneşin batışı.kızıl çukur seyir tepesininde olduğu girişinde bi abinin 3 liraya bilet kestiği,ilk gün gezdiğimiz vadilerin tepelerinde bi nokta.şarabımızı açtık,elmaları soyduk,biraz peynir ve çerezle konumumuzu aldık beklemeye başladık.herkes,şarabını alan,sevgilisini kapan buradaydı.adeta bir ayin gibiydi.hatta güneş batarken görevli jandarmalar bile donup kaldılar.acele ederseniz ve makinanız müsait ise harika fotoğraflar alabilirsiniz.


eğer bu bölgeye geldiyseniz ve güneşin doğuşunu hep kaçırıyorsanız,kesinlikle güneşin batışını an an izleyeceğiniz kızılçukur'a şarabınızı alıp gitmemişseniz çok çok şey kaçırmışsınız demektir.
Kızıl çukur'da güneşin batışını syrederken bilin ki sizi sarhoş eden sadece içtiğiniz şarap olmayacak...
notlar:
kapadokya gezisi olmazsa olmazları:
-Ihlara vadisi,
-kızıl vadi,pembe vadi bölgesi yürüyüşü,
-kızılçukur güneşin batışı,
-gomeda vadisi yürüyüşü,
-paşabağ,
-zelve,
-turasan şarapları,
-yeni türkü
-yeni türkü
-yeni türkü
yanınıza mutlaka alın:
-karayolları ve bölge haritası
-müzekart
-tirbüşon
-fotoğraf makinası
-fener

12 Nisan 2009 Pazar

Menekşe Yaylası Yürüyüşü 11 nisan 09


geziden geriye kalanlar:
-sezona merhaba demiş tatlı tatlı ağrıyan bacaklar
-mor çiçekler,ağaçlar,kuş sesleri-ruhunuzu temizleyen bir dere
-toz toprak olmuş pantolonlar
hava açıyor kapatıyor, çeşitli oyunlarla bahar kendini bi hissettiriyor,bir gizliyor.bizim ruh halimizde ona göre şekilleniyor.nisanın 11'i oldu ve biz hala doğaya bütünleşemedik.
bi çok tur firmasıyla konuştuk ama çoğu yeterli sayıya ulaşamadığından gezilerini iptal ettiler.son anda bukla ile menekşe yaylasına gitmeye karar verdik.
gitmek isteyenler için bilgi vereyim.sadece bukla değil günlük yürüyüş düzenleyen bi çok firma var.bir çoğunuda takip ediyorum.genelde kahvaltı,ulaşım,öğle yemeği ve rehberlik hizmeti aynıdır bu firmalarda.aynı günde bi çok noktaya program yapsalarda son anda herşey değişip turun iptali bile söz konusu olabilir.tüm katılımcıların isteği aynı olmuyor tabii ki.bazıları su geçişli zorlu parkur isterken,bazıları yormayan yöreleri yada gitmediği yerlere gitmek ister.böyle oluncada zaten az olan yürüyüşçü sayısı gittikçe bölünürde bölünür.

menekşe yaylası istanbul'un dibinde desem yalan olmaz.yuvacık barajının yuarılarında parkurumuz başlıyor.parkur çok kolay,güvenli.önce dik bir tepeye tırmanmanız gerekiyor.biraz zorlayan yönü o.gerisi kolay.biz gittiğimizde doğa tam uyanmamıştı.yeni yeni menekşeler açıyordu.yaklaşık 4 saat süren yürüyüşün ardından sucuk partisi ve alm. folyada helva bombası.

sonra patikadan araca doğru güzel hafifi bir yürüyüş.


5 Nisan 2009 Pazar

60 yıl yeter NATO dağıtılsın


4 nisanda kadıköy'de NATO'ya hayır,60 yıl yeter dedik.beklediğim kalabalığı bulamasamda oradaydım,karşıydım sesimi duyurmaya çalıştım.küresel bak'ın renkli aktivistleri arasında yerimi alıp saatlerce 'obama boşuna gelme afganistan'a asker yok' diye haykırdım.

nato için yazacak hiç bir şeyim yok.dünyaya ne getirdiği neleri yok ettiğini meraklıları zaten biliyor.hakiki bilgileri almak isterseniz http://www.kureselbarisveadalet.org/ adresini tavsiye ederim.

5 Mart 2009 Perşembe

trekking yapmak isteyenlere özel

yaklaşık 5 yıldan beri doğa yürüyüşleriyle ilgileniyoruz.ilk olarak oradan buradan duyduğumuz aktiviteyi korsan olarak 4 arkadaş icra ettik.o yıl 'günlük yürümek için tura para mı verilir' diye düşünüp tur rotalarını internetten araştırıp sabah erkenden istanbul yakınlarına doğru yola çıkardık.gerçi tura para verecek ekonomik durumumuzda yoktu o yıllarda.piknik+yürüyüş anlamına gelen besi turizm gibi bi deyim bile icat etmiştik aramızda.
(gittiğimiz yerlerle ilgili yazıları yazacağım.)


o zamandan beri bizi tanıyanlar doğa tutkusunun bizde nasıl geliştiğini iyi bilirler.işte o yıllardan beri bu aktivitemizi ilk anlattığım kişilerin çeşitli tepkileri beni acayip eğlendirir.


tepkileri sıralarsam
-en çok ve ilk tepki 'iyi cesaret' oluyor.
-sonra 'yorulmuyor musunuz?'
-'ben hayatta yapamam'
-'tabii çocuk çoluk yok gezin bakalım'
-hatta 'çocuğunuz olsun görürüm sizi' gibi hırslı cümleleride duydum.
tabii bunun yanında
-'iyi yapıyorsunuz'
-'bende denemek isterim' diyenler bile oluyor.

ne kadar yabancılaşmışız doğaya.oysa arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin bir köy bağlantısı,taşra geçmişi var.hiçbir şey olmasa bile çocukluğumuzda saatlerce sokaklarda oynanan dönemlerden gelmişiz.yapılan şeyin nesi garip sahiden algılayamıyorum.

eğer bi çiçeğin açması sizi mesut ediyorsa,kuş sesleri içinizi kıpırdatıyorsa sizde denemelisiniz.bu bir yarış değil.ben yapamam edememli cümlelere gerek yok.emekli hoşur teyzeler,ufacık çocuklar bile yürüyor.bir sürü klimanın,elektronik cihazın olumsuzlukları içinde alış veriş merkezlerinde saatler geçiriyorsanız siz doğada uçarak bile gezebilirsiniz demektir.

eğer sizde bu aktiviteye bulaşmak istiyorsunuz tek başınıza bile olsanız denemenizi tavsiye ederim.tur firmaları her konuda yardımcı oluyorlar.

ayakkabı:her sezon bir spor ayakkabısını çöpe göndere göndere biz bu işe giriyoruz dedik ve ilk işimiz iyi bir yürüyüş ayakkabısı almak oldu.sonra zaten gerisi yavaş yavaş geldi.

ilk etapta masraf yapmayın derim.bi deneme yürüyüşüne gidin.yürürken 'nereden düştüm buraya deseniz' bile sonunda mutlu iseniz ilk işiniz sizi yıllar boyu idare edecek yürüyüş ayakkabısı almak olsun.ayakkabının goratex olması önemli.su geçirmeyecek yani.lafuma,slewa,asolo gibi markalar var.bizde lafuma marka orta performansda ayakkabı var.yıllardan beride tık demedi.nazar değmesin.

eğer bizim gibi masraflarınız iki kişilik ise yıllara bile bölebilirsiniz.

ayakkabı en önemlisi idi gerisinde parayı toparlayana kadar şortla,kotla neyle olursa olsun yürüyün.zamanla iç giyimden dışa doğru bi çok özel eşyaya ihtiyaç yada gereksinim duyabilirsiniz.

istanbul'da outdoor mağazalar oldukça fazla.dechatlon kaliteli ve ucuz ürünlerde liste başında.

pantolon:yağmurda,su geçişlerinde zorlanmamak için çabuk kuruyan kumaştan pantolon iyi olur.kadife,kot ve eşofman çalıya falan çok takılıyor.ıslanıncada kuruması zorlaşıyor.artık outdoor mağazalarının kendi markaları bile olmaya başladı.üstelik çokda ekonomikler.ama bende para var alacağım diyorsanız marmot,jack wolfskin markalarda envayi çeşit şeyler var.ama bu donanıma çok takılırsanız yıllarca yürüyüşe gidecek parayı kıyafete verebilirsiniz dikkat edin.
bence azami şeylerle idare etmek en güzeli.doğru şeyler alıp iyice eskitmek gibisi yok.
yağmurluk:bi yağmurluğunuz olsun mutlaka.panço bazen terleme yapabiliyor.belinizi ve kafanızı iyi kapatanları tercih edin.
sırt çantası: terletmeyen cinsten olsa iyi olur.ama gerçekten de ilkokuldaki sırt çantanızla bile yürüyüşe gelebilirsiniz.ben tchibo'dan 20 liraya bana mükemmel gelen bi sırt çantası edindim.
bizim bir yürüyüşümüzde ayakta kösele yumurta topuk ayakkabısıyla,elince pazar poşetiyle bi abi bile gelmiş acayipde keyif almış ve keyif vermişdi.bizim donanımızı görünce dalgasınıda bi güzel geçmişti.
baton: böyle çubuklardan da alabilirsiniz zamanla.yürümeyi kolaylaştırdı,yormadığı söyleniyor.su geçişlerinde de kolaylık.bende henüz yok.alsam mı diye düşünmekteyim.ama yolda bulacağınız sopayla bu işinizi bedavaya da getirebilirsiniz.
yani bu işe girdiğinize karar verin önce.yoksa evde öylece duracak zavallı bir sürü eşyalarınız olur birden bire.
üst kıyafet:bi polarınız yada ona benzer bi şeyiniz olsun.yürüdükçe üşümezsiniz korkmayın.sadece terlersiniz.terletmeyen,boğmayan üst kıyafetleri tercih edin.hep yazar tur firmaları inceden kalına doğru.yedekte alın bi şeyler yanınıza.durunca rüzgar çarpar diye hafif bi şeyler giyersiniz.kendinizi iyi kollayın.hasta olursanız sevdikleriniz bir daha yollamaz sizi.
içlik:kış yürüyüşü yapacaksanız içlikde iyi olur.o boyuta gelince zaten benden çok şey biliyor olacaksınız.
liste teknolojik aletlerle sürüp gider.onlar ne midir?bir sürü para demektir.
fotoğraf makinası:ilk olarak averajdan profesyonele doğru fotoğraf makinası ve bir sürü aksesuarı masrafınız olur.
tavsiyem eğer fotoğraf çekme işine hobi olarak girecekseniz biran evvel girip en havalısından güzel bi makina almanız.çünkü eğer parti tipiyle başıyorsanız sonra bana slr değil de biraz daha iyi bir makina kurtarır diye makina değiştirirsiniz.sonra bu iş kanınızda gezinen bakteri gibi sizi sarar.slr peşine düşersiniz.ama bu arada bi çok yöreyi gezip bitirmiş olursunuz.sonra tekrar oralara gitmek fotoğraflamak için başa dönersiniz.işte bu yüzden içinizde bu yangın başlar mı başlamaz mı iyi bi tartın.
kamera da belgelemek için başka bir alternatif.
dürbün süper olur bence.bende bir tane dürbün almak istiyorum.çünkü artık kuşlar çok ilgimi çekmeye baladı.
hatta param olsa iyi bir ses kayıt cihazı bile alırım.doğada türlü türlü ses kaydetmek güzel olabilir.
uyku tulumu:eğer çadır konaklamalı aktivitelere bulaşacaksanız (-ki herkes önce 'mmm çadır hiç bana göre değil' der.sonra mutlaka dener.) uyku tulumu almanızı tavsiye ederim.günün birinde dağ yürüyüşlerinede gideceğinizi hesap edip yüksek irtifaya uygun tulum alırsanız karlı çıkarsınız.
son paragraf yenibaşalyanlar için çok uzak gözükebilir.inanın bana da öyle gelmişti.ama içine girdikçe daha çok yer,yöre görmek için herşey mübah oluyor.
aklıma bu işe bulaşma ihitimali olanlar için bunlar geldi.çocuğunuz varsa aksesuarlar daha da değişiyor.
son sözlerimi denemeden yapamam diyenlere yollamak istiyorum.bırakın kendinizi yürüdükçe yanağınızı öpen rüzgara,üstünüz başınız toz toprak olsun,belinze kadar çamur,yorgunluktan bacaklarınız tutmasın ne olur.ne kaybedersiniz.hep kaybetme hesapları yapmayın.birazda kazandıklarınıza bakın...

26 Ekim 2008 Pazar

Cumalıkızık Gezisi 25 Ekim 08





Yola çıktığımızda sonbahar kendini hissettirmeye başlamış haldeydi.hani havalar pırıl pırılken birden bulutlanır,bir rüzgar çıkar,yağmur döküler sonra yine hava aydınlarınır,yanımıza ne alsak,üstümüze ne giysek kar etmez.ıslanmamak için yağmurluk alırız üşürüz,kalın şeyler alırız pişeriz.yanımızda bir bavulla gezmek lazım böyle günlerde.

Cumalıkızık araştırması yaptım internette.son yıllarda yıldızı parlamış bi köy.dizilerin falanda katkısı büyük.nasıl gidilir hakkında bilgi vermeme pek gerek yok.çünkü kaybolmanıza,bulamamanıza imkan yok.adeta Bursa'nın içinde bi mahalleye girer gibi giriyorsunuz ve arkanızda koca bi kent dururken siz kendinizi küçücük şirin bi köyle de buluyorsunuz.çok iyi fotoğraf veren kendine has mimarisi olan evler var.umarım koruma altındadır ve betonarme binalara izin vermezler.bir haftasonu kafa dinlemek,yöreyi yaşamak için gidilebilir.ama gezmekse amacınız iki günde değilde bir gün yeterli olacaktır.

ne yenir? yöreye has bi şey ben göremedim.yani orada yemeden dönmeyin diyebileceğim bir şey yok.aç kalmazsınız ama.her gezi yerinde olduğu gibi bol bol gözlemeci teyzeler var.ama derseniz ki ;
ne alınır? ev yapımı reçeller,el yapımı makarnalar artık klasik oldu böyle yöreler için.ama eğer bizim gibi son baharda gittiyseniz cennet hurması yada trabzon hurmasıda denilen meyvenin göbeğine geldiniz demektir.taze elma,armut bolca bulursunuz.bize mi denk geldi yoksa hep var mıdır bilmiyorum ama kocaman,turuncu pembe kırmızı karışımı mantarları var.bizim gibi hiç yememiş insanlar ürkebilir.şanslıydık ki yerel bi abla acayip tavsiye etti bizde denemeye karar verdik.hani yöreden birinin tavsiyesiyle alıp yemek ne kadar doğru o da ayrı bi şey ama bir anda yöre halkı ve bizim gibi gezginler kapıştı ve yaklaşık 15 dak. tüm mantaralr bitti.bizde önlem olarak kura çekip önce birimizin yemesine bi şey olmazsa diğerimizin yemesine karar verdik.uzun lafın kısası kastamonu,karabük gibi batı karadenizde de bolca olan bu mantarlardan yüre halkı satıyor ve alıyorsa sizde kaçırmayın.nefis etli ve lezzetli bi tür.yörenin ekmekleride çok lezzetli.her yerde de satılıyor.

hala uyanık satıcıların istilasına uğramamış Cumalıkızık köyü'nde

konaklamak isterseniz Mavi Boncuk Pansiyon hemen hemen tek güzel seçenek gibi gözüküyor.biz gidip kalmadık ama kalınacak yerler listemize ekledik.

Bursa'ya bu kadar yakın ve hala kendine has özelliklerini koruyan bu köyü bizim gibi fotoğraf çekip,biraz hava almak isteyenlere tavsiye ederim.evlererine bakmakla doyamayacağınız yöre sizi bambaşka alemlere sürüklerse şaşırmayın

14 Ekim 2008 Salı

Yedigöller Kampı 11-12 Ekim 08



Geçen yıl bir türlü gidemediğimiz Yedigöller'e gitmek için soğuklar gelmeden plan yaptık.Yedigöller Bolu il sınırları içinde. Çeşitli büyüklükte 7 gölden oluşmakta.
dostlarla beraber çadır kampı yapacağız.TAMZARA TUR firması hepimizi toparladı ve organizasyonu başarıyla gerçekleştirdi.

Ekim ayının da ormanı ayrı bir cümbüşe sokacağı inancımız boş çıkmadı. garip bi durum.ağaçlar,göller kısaca tabiat,fotoğraf makinalarını görünce şımaran çocuklar gibi poz veriyor.onların bu halini gördükçede çekim yapanlarda ayrı şımarıyor.yani yedigöller gezisinin ana temasını şımarıklık benim için.

ağaçların su üzerine cüretkar yansımalarını gördükçe eski Türk filmlerinde hatta çoğumuzun gençliğinde evinin bir duvarında,yakın geçmişte duvar takvimlerinin sayfalarında olan manzara resimlerini hatırlıyorum.çocukluğuma dönüyorum.sanki biraz ötede bir duvarda da kadife ipliklerle dokunmuş,ana teması zevk sefa olan halı asılı olacak ve annem birazdan beni eve çağıracak gibi.
eski yeni arkadaşlarla böyle etkinlikler çok güzel oluyor.özellikle kamp yapmanın ayrı zevki var.imece ruhu canlanıyor.çadır kuruyorsunuz,yemekler yapıyorsunuz,odun topluyorsunuz,buz gibi suda bulaşık yıkıyorsunuz.zaman derdiniz olmuyor.lütfen kendi kendimize soralım.nerede yaklaşık 10-12 arkadaşınızla zevk içinde,zaman sorunu olmadan,herşeyi kendinizin yaptığı bir haftasonu geçirebilirsiniz?

Yedigöller'in bu amaç için çok misafiri oluyor belli.hani deniz kenarına güneşlenmek için havlunuzu erkenden koyarsınız ya sonra saat ilerler havlu komşularınız olur.tesadüf göz göze gelince kafa selamı yaparsınız öyle bi durum var yedigöller'de de.sanki eski yeni arkadaşını alan gelmiş.
Yedigöller'in yürüyüş parkuru kısa.öyle 'ayy yapamamcılar' da gidebilir.ama bu sefer o 'ayy yapamamcılar' çadır olayına takılırlar.onlar artık böyle şeylerden uzak mı dursalar acaba?her zaman dert edecek bi şey buluyorlar.

Yedigöller'de kitabını oku gölün kıyısında,al tuvalini resim yap,ciğerlerine orman havasını çek,gözlerini kapat kuş ve ağaç ların söylediği orman senfonisini dinle,eski dostunla eski günlerindeki şarkıları hatırlamaya çalış,al sevgilini kollarının arasına onu ne kadar sevdiğini söyle...

27 Eylül 2008 Cumartesi

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-1.bölüm

1. Bölüm - Isparta,Uluborlu,Küçükkabaca Köyü,Eğirdir Gölü
yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için.çocukluğumdan beri gideriz köyüme.ben büyüdüm köyüm küçüldü,ben büyüdüm köyüm gelişti,ben büyüdüm köyüm değişti.değişmez dediğimiz kafalar ya yeni nesillerin ufkunun daha geniş olmasından,ya ilçeye açılan meslek yüksekokulu sayesinde yada artık insanların eskisi gibi köyde kalmamasından yada köyden olmayan insanlarla evlilik yapmalarından dolayı değişmiş.bir çok sosyal ekonomik boyutu var tabii ki.
şahsen memleketi yeni yeni tanıyan eşimle gittiğimde yada köye arkadaşlarımı davet edip götürdüğümde artık daha rahat ediyorum.alışık olmayan iki tarafın karşı karşıya gelip birbirini incelemesi,yargılaması ve kınamasıyla gelişen iletişim dönemi yerini daha çok keşfetmek,sevdirmek,kendini anlatmakla yer değiştirdi.böyle oluncada biz dışarıda yaşayan insanlar köyünüde seviyor,köyünüde tanıtıyor toprağınada sahip çıkıyor.
tarımla uğraşan her köylü gibi köyümde de çok sıkıntılar var.devletin yanlış,yanlı tarım politikaları köylüleri bezdirdi.bu konular hakkında söylenecek çok şey tabii ki...
Isparta küçücük bir yer,yapılacak çok şey var,yapılacak hiç bir şey yok.bu hep size kalmış.evet ilde her yer de gül ürünleri bulabilirsiniz.
annenannemin,babannemin gül bahçelerinde,mayıs aylarında başlayan gül toplama faaliyetleri ya sabah ezanı vaktinde başlar en geç saat 9'da biter yada ikindi sonrasında başlar güneş batınca biterdi.şehirlilerin önlük bizim önecek dediğimiz bezlerin içinde biriktirip çuvallata istiflerdik pembe gülleri.çok iyi hatırlıyorum büyük şehirde hepimizin bildiği kıpkırmızı kadife gülleri görünce kafam çok karışmıştı.bunlar gül ise benim ailem ne topluyor.keşke köyde de böyle kadife güller olsa diye düşünmüştüm.
köyümün tepe denilen mevkisinde ardıç ağacımız vardır.köyün en yaşlısıdır öyle hürmet edilir.dallarının altında çeşmesi,güzel rüzgarı vardır.şenliklerimiz,hayır dualarımız burada yapılır.her gittiğimde giderim ziyaretine.yamacına oturur bir karşısındaki kapı dağına,bir kendi köyüme bir çevre köylere bakarım.babam yanımdaysa buralar acaba eskiden hep su muydu diye teorilerimizi çarpıştırırız.
İlçemiz Uluborlu'da güzel ve vazgeçemediğim iki şey vardır.biri çocuk parkıda olan çay bahçesinde kekik çayı içip efil efil rüzgarında serinleyip,bir de dondurma yemek,diğeri ise perşembe kurulan halk pazarını gezmek,alış veriş yapmak,ürünlerini satan akrabalarımla,köylülerimle sohbet etmek.her gidişimde her ikisinide her fırsatta yaparım.pazardan dönerken rahmetli anneannem yine bana naylon ayakkabı alacakmış gibi gelir heyecanlanırım.



Eğirdir Gölü köyüme bu kadar yakınken gitmek son yıllarda sıkça nasip oldu.köyüme misafir dostlar geldi de gezdirme bahanesiyle bende sık sık gider oldum.köye yapılan kısa günlü yolculuklarda Eğirdir Gölüne sadakatimizi sunmayı ihmal ettik geçmişte.telafi telaşı duyarak her seferde uğramak istemem bundandır.
sokaklarında yürürken sanki ada da geziyormuşsunuz hissi veriyor size Eğirdir Gölü.yeşilin maviyle buluştuğu yer derler ya turizm kataloglarında işte bende burası için yakıştırdım bu lafı.
geçerken mutlaka uğranılası,yörede mola verilecekse yada konaklanacaksa tercih edilesi yerlerden.sazan balığı yiyebileceğiniz,tecrübe edebileceğiniz gıdalarından.
kısacası yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için...

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam