21 Temmuz 2009 Salı

Trans Kaçkar 12-19 Temmuz 09


Canım Kaçkarlar,ruhum Kaçkarlar.sana geldim,bağrımı bağrına dayamaya,koynunda uyumaya geldim.hayal ettimde geldim,umut ettim de geldim.


Trans Kaçkar'a geçen yıl Yayla Safari programını tamamlamamıza 1-2 gün kala grup olarak karar vermiştik.içimizden bir kaç kişinin eksikliğine rağmen gelebilenler geldi.yeni arkadaşlar da var.Tamzara Tur ile 3.kez kaçkarlardayız.seviyorum ben TAMZARA TUR'u.memnuniyetsiz olanlar vardır belki ama ben hala birisinden 'ya o da olmadı,şu da iyi değil lafı' duymadım.iyi ki de tanışmışız iyi ki de sevmişiz onlarda buraları sevdirdi bize.


1.gün: ilk durağımız Hodeçur (sıra konaklar).İspir'e bağlı eski Ermeni yerleşim alanı.Hemşin yaylaları arasında geçmiyor ama Hemşin yaylalarından ayırt etmek zor.ilk kamp yerimiz bir ilkokulun bahçesi.yanda akan dere işlerimizi kolaylaştırıyor.çimenlerin üzerindeyiz 1800-1850 m yükseklikteyiz.çadırları kurmaca,yemek pişirmece,insanlarla tanışmaca faaliyetleri içinde suratımızda koca koca gülümsemelerle tatilimiz başladı.

yemek,kamp ateşi derken uyku haline büründük hepimiz.sanki yayla safariden beri tatildeydim de şimdi evime varmışım gibi girdim çadırıma,uyku tulumuma.yanımda akan derenin ninnisi tulumun içinde eğimli arazinin beni aşağı doğru kaydırmasını bile unutturdu.öyle erkenden de yatmadık ama sabah 5-6 gibi gözlerim kapanmadı bir türlü.aynı semptomlar diğer arkadaşlarda da olmuş olmalı ki kalktığımda bir çok arkadaşım ayaktaydı bile.


2.gün:güzel bir kahvaltı sonrasında toparlanmaya başlıyoruz.bu gün aracımızdan ayrılacağız.araçla Ayder'de yani gezinin son gününde tekrar bir araya geleceğiz.bu ne demek? eşyalarımızı katırlar taşıyacak.o yüzden gezi sonunda işimize yarayacak eşyaları arabada bırakıp yanımıza sadece 4 gün boyunca işimize yarayacak eşyaları almak demek.katırlar geldi ve eşyaları yükledik.

hava biraz güneşli.krem falan sürmezsek kesin kavruluruz.Hodeçur'da (Sıra konaklar) bize bir yerel rehber eşlik ediyor ve konaklar hakkında bilgiler veriyor.Ermeni kardeşlerimizin hikayerini dinliyoruz.biraz vişne ve dut molasıda geziyi renklendiriyor.
özlediğim manzaralar eşliğinde yürüyüşe geçiyoruz.patikalar yerlerini kaya geçişlerine bırakıyor zaman zaman.her yerde su var.zaman zaman bulutlanan hava,yemek molasında hafif yağmurla bizleri serinletti.

varacağımız yayla Davalı Yaylası.2400m yükseklikte.yeşillikler hala bizimle.5 saatlik bir yürüyüş sonunda sürülerden anladım yaylaya vardığımızı.ne kadar 'merhaba' demek için de olsa biraz ürkmemize sebep olan çoban köpeklerinden de yerleşime yakın olduğumuz belliydi.ya çocuklar çocuklara ne demeli.karşılama komitesinde onlarda vardı.pembe yanakları artık kavrulmuş kabuk bağlamış.attım çantamı bi yerlere.koştum sarıldım hepsine teker teker.öptüm yanaklarından.


çadırları kurduk hep birlikte.bir yanımda keçi sürüsü,bir yanımda inekler suyun karşısında ise yerlilerin buzak dediği annesinden ayrılmış buzağlar.yaylada pek erkek görmedim.genelde kadın ve çocuklar vardı.sonradan öğrendim babaları genelde sıra konakalarda olup 1-2 haftada bir uğrarmış.




çadır tamam,eşyalar yerleşti,hava güzel.haydi çocuklar şenliğe.hepsini sıraya soktum.yanımda götürdüğüm aşçı şapkasını kafalarına,ellerine de içine kepçe koyduğum koca tencereyi verdim.teker teker sohbet edip fotoğraf çekindik.evet-hayır yarışması yaptık aramızda.Fatmanur,Ayşenur,Kader,Özal,Gaye,Burhan ve adını unuttuğum ama gözlerindeki ışıltıyı her gözümü kapadığımda gördüğüm diğerleri...kendine güveni kendiliğinden olan hayatları,günleri hakkında bilgi veren minik buzaklarım benim.








kendimi düşündüm.onların yaşlarında sümüğümü,çişimi tutamazken biri bi soru sorsa anamın eteğinden çıkıpda karşılık veremezdim.hamam böceği gibi kaçacak yer arardım.sanki biz biraz eblehtik yabancılara karşı.onlar hiç öyle değil.boyları kısa kısa,elleri ayakları yok yoksul ama her soruya güzel hatta eğitici yanıtları var.terbiyeleri hat safada.saçları örgülü güzel kızlar,afacanlıkda birinci güzel oğlanlar tablolardaki gibisiniz.

keçiler,buzaklar,davarlar eve dönüyor.gün davalı yaylasında olan her canlı için bitiyor.bizler içimizi çocukların gülümseleriyle ısıttık çorbaya gerek yok desekde acıkmışız ki hemde nasıl...

gece saat 3-4 civarlarında uyandığımda çadırın içinde tam tepemde parlayan bembeyaz ışık 'tövbe ya rabbi.günahlarımı affet' dedirtti.çadırın dışına çıktığımda koşsam 10m ötemde kucaklaşacağım ay'ı gördüm.hanene ay doğmuş derler ya işte bizim kampımıza ay doğmuştu.

3.gün:davalı yayalasında ayrılma hazırlıkları,miniklerimizin getirdiği kaymaklı ve sütlü kahvaltı şöleninden sonra hızla başladı.katırlar geldi yüklerini bekliyorlar.bizde tencere yıka,sandukaları hazırla,çadır topla,tuvalete git koşturmacamıza başladık.

bugün Davalı yaylasından (2400m),Soğanlı Gölü'ne (3400m) aşıtlar aşarak yaklaşık 5-6 saat yürüyüşle gideceğiz.
hava şartları sıkıntı yaratmıyor bize.hava kötü olursa kat edilecek mesafe kolay,kısa yada sorunsuz olsa bile zorluk çekebiliriz.geçen sene ki yayla safari güncesinde de yazdığımı hatırlıyorum.yürüyüş,her spor yada etkinlikte olduğu gibi disiplin isteyen bir uğraş.sadece yürüyüş düzeninde değil ruhumuzda da bazı şeyleri disipline sokmaya çalışmalı bu yeteneğimizi geliştirmeliyiz.'ay aman hep yukarı oldu,off ne kadar kaldı' diye söylenmelerle enerji tüketmektense,ortamdaki (misal havanın yağışsız yada az bulutlu olması gibi) olumlu yanlardan pozitif faydalanmayız.zira hiçbir yürüyüş hep iniş olamaz.kaldı ki onda bile hep aynı tarz yürümekten ayaklarınız yorulur.

'ne kadar kaldı?,çok gidecek miyiz?' gibi sabırsızlık lafları taşıyan arkadaşları biraz rahatlatacak tecrübemden bahsetmek istiyorum.şehirdeki 'ne kadar kaldı?' laflarımızla aynı düşünüp soruyoruz bu soruları ama doğadaki mesafelerle şehirdekiler aynı değil canım kardeşlerim.zira şehirde hep bir taşıt kullandığımızdan veya cevabımızı zamanla ölçtüğümüzden kafamız doğada daha da bi allak bullak olabiliyor.zira şehirde trafik,aracınızın gücü vs. etkenken burada farklı bi şey tecrübe ediyorsunuz.grubun yürüyüş hızı,sizin enerjiniz,hava şartları bu mesafeyi değiştirebilir.
sabırsızca sorulan 'ne kadar kaldı,daha çok var mı?' soru cümleleri,olabilecek kaybolma,yaralanma gibi aksi hallerde sabrınızı daha da çok enerjinizi birden sıfırlayabilir.bunlar da yürüyüşlerdeki naçizana gözlemlerim ve tecrübelerimdir.

ben yürümeyi çok seviyorum ve elbetteki yoruluyorum.fakat ne kadar kaldı,kaç aşıt aşacağız diye hiç irdelememeyi öğrendim.çok da rahat ettim.gözümde büyümüyor yollar.iki şey düşünüyorum birincisi kazasız belasız yürüyüşü tamamlamak ve bu günkü işimin yürüyüş olduğunu aklımdan çıkarmadan sabırla önümdekini takip edip doğadan zevk almaya çalışmak.abartı olacak ama samimi itirafımıda belirteyim size.bazen kendimi katırların,eşeklerin,atların yerine koyduğum bile olur.

rotayı takip etmek,mesafeleri,varış saatini düşünmek rehberin görevi.bırakın o da rahat etsin,sizde.

3400m soğanlı yaylasına geldiğimizi de adında geçen soğanların gittikçe artmasından anlamalıydım.bir sürü yeşil soğan çantamızda.aklımda ise soğan,ekmek,beyaz peynir üçgeni..bu hayallerle yükseldikçe yükseldik...


bu kampta insan yok.sadece biz varız.bir de sakin dingin duran Soğanlı Gölü.katır kardeşlerim çoktan eşyalarımızı bırakmış kamp alanından uzaklaşmışlar.kamp yerine vardığımızda irtifadan etkilenen arkadaşlarımız oldu.gittikçe artan baş ağrısı ve hafif mide bulantıları sıkıntı yaşattı onlara.ilaçlar vs. pek işe yaradı diyemem.en azından dindirmedi.


hava hala kuru.doğa kampımızı kurmamıza ve bi şeyler yememize müsade etti.2 gece burada olacağız.
gece erken yatacağız.yarın için enerji toplamamız lazım.yarın zirveye çıkılacak.

akşam yemeğinden sonra rehber arkadaşımız Cevdet bize çok önemli bilgiler verdi.zirvenin limitlerimizi zorlayarak olabilecek bir şey olduğunu,düşündüğü kadar hava şartlarının iyi olmadığını,nisan sonunda bile kar yağdığını ve keşif için çıktığı yürüyüşten hala o karların kalkmamış olduğunu gördüğünü söyledi.gerekli yerlerde krampon kullanılacağımızı,yürürken sırayla yürümemiz gerektiğini,aceleciliğin hepimize zararı dokunacağını,sis,yağmur gibi olaylarla da karşılaşabileceğimizi söyledi.işte ben bu laflar konuşulurken heyecanlandım ve sinirlerim bozulunca hep olan gülümsememi tutamaz oldum.ağzım bir türlü kapanmıyor.bazı anlarda böyle oluyorum.kafam sanırım kabullenmiyor bazı şeyleri ve refleks olarak sırıtıyorum.olmadık yerlerde bile böyle olunca utanırım.

kalk saatini 05:00 hareket saatini 06:00 olarak söyledi.yanımıza almamız gerekenlerden bahsetti.gerek gördüğünde çok yorulanları,yapamayacağını anlayadığı insanları kampa gönderme insiyatifinin olacağını ve buna kırılma gücenme olmaması gerektiğini hatırlattı.irtifanın yarattığı rahatsızlıklardan bir kaç kişi hariç yavaş yavaş herkes nasibini almaya başladı.

bi tereddüt içinde çadırımıza girdik ve uyumaya çalıştım.irtifa beni rahatsız etmemişti.başımda midemde,enerjimde iyiydi.fakat gece uyandığımda biraz karamsardım.hayalperest yanım ortaya çıkmış bu zamana kadar seyrettiğim tüm filmleri bize uyarlamış içimi sıkıntıya soktukça sokuyordu.gece zirveye çıkmama kararı aldım.'demek ki sana göre değilmiş.zaten kendini sınamak için gelmiştin ve buraya kadarmış' diyip zirveye çıkmama kararımı pekiştirdim ve güzel bir uyku çektim.

4.gün:saatin çalmasına 5 dakika kala uykumu almış olarak gözlerimi fırt diye açtım.aklımdan geçen tek şey 'zirveye çıkacağım' düşüncesiydi.dün geceki kendimle olan sohbeti unutmaya çalıştım.deneyecektim.zorlandığım yerden geri dönebilecek enerjiyi hep saklı tutabilirdim.sağlığım kondisyonum iyiydi.niye durayım ki.
05:15 de yemek çadırında iki arkadaşla karşılaştık.çok fazla duman (sis) vardı.hava çok soğuktu.birazda rüzgar vardı.Cevdet'in bu havada zirve olamayacağı kararından bahsettiler.bu duyuruyu duyanlar hala yatıyordu yada yavaş yavaş bizim gibi toplanıyorlardı.hiç üzülmedim.Cevdet çok profesyonel biri.ona yardımcı Bekir ve Ülkü bölgeyi bilen arkadaşlar.hepsinin ortak aldığı bir karardı ve üstüne hala gidelim demek maceraperestlik olurdu.

şimdi tek sorunumuz gece 20:30'da yatmış sabah 05:00'de kalkmış ve soğuk havayla karşı karşıya kalmıştık.yani bir çeşit yemek çadırında tıkanıp kalmıştık.tüm gün nasıl geçecek şimdi?

kahvaltı yaptık haydi saat oldu 07:00.koca gün başladı.sırayla çadırdan çıkıp hava kontrolü yaptık.
zirve için tercih edilen hareket saati 06:00 dönüş saati yaklaşık 17:00.yani hava güzel olsa bile zirve için zamanımız kalmıyordu.
saat 09:00 olduğunda Cevdet ve Bekir gidebileceğimiz kadar gidip,gidilemeyecek yerden geri dönme kararı aldılar.grup hızla hazırlandı ve zirve için yola çıktık.

kar geçişleri Cevdet ve Bekir için yol açmak adına sıkıntı oluşturuyordu.biz ise onların açtığı yoldan adeta çiçek toplamaya giden çocuklar gibi geçiyorduk.çarşak denilen oluşumla tanışma şerefine aşıtların ilkinde nail oldum.anladığım kadarıyla da anlatayım size.irili ufaklı,keskin,yumuşak küçük kaya parçalarının önünüzde koca dağ gibi durması olayı.gerçekten de mehteran yürüyüşü gibi bir durum söz konusu.çıkarken iki hamle yapıyorsunuz ama birinde aşağı kayıyorsunuz.inerkende kendinizi koyverin hop aşağıdasınız.biraz kontrolü kaybederseniz pantolonu falan yırtmanız kesin.her ne kadar 2 gün falan çarşaklarda inip çıktıktan sonra ayakkabınızdan artık hayır gelmez ve sanki 15 yıllıkmış gibi gözükse de ben çarşaklardan inmeye bayıldım.batonunuz varsa kendinize oyunlar bile geliştirebilirsiniz.okurken eğlenceli gibi gelse de dikkatli olmamız gereken durumlardan biridir çarşaklar.
karda,kayada,su geçişlerinde ayakkabınız iyi ve doğru basmayı kavradıysanız bir de yardımcı batonunuz varsa pek sıkıntı yaşamazsınız.Cevdet,Ülkü ve Bekir kardeşlerimiz her türlü teknik konusunda yardımlarını bizden sakınmadı sağ olsunlar.

kaçkar dağı zirve yürüyüşünde çok çok ülkeden,çok insan gördük.3 günden beri bu kadar insan görmemiştim.yemek molasında irtifadan etkilenen arkadaşların sıkıntıları biraz bizi üzdü.16 kişiden 5'i devam etmemeye karar verdi.itiraf edeyim bir kar geçişinden önce ilerideki zirve dönüşünde olan insanların inerkenki zorluklarını görünce,Cevdet'in kar geçişinde ipi sabitlerkenki çabasını seyrettiğim filmlerle bağdaştırınca,yetmiyormuş gibi dolunun gittikçe büyüyen tanelerinin suratımı ellerimi acıtmasıyla dönme kararı alan arkadaşların ne kadar ileri görüşlü olduğunu anladım ve ensemdeki tüyler hafif hafif kabarmaya,bacaklarım birbirine vurmaya başladı.10-15 dakika süren dolu durana kadar etrafımdakilere 'yani maceraya gerek yok.seneyede geliriz.dönelim vs.' gibi kendimi bilmez laflar ettim.nedense dolu durdu 'sana geliyorum zirve' nidalarıyla yürümeye devam ettim.
zirve çıkmak kolay değil.kendi içinde çeşitli tehlikeleri barındırıyor.irtifa rahatsızlıkları ve hava şartlarıda sıkıntıdan sıkıntıya sokabilir sizi.eğer zirve motivasyonunuz iyi değilse ciğerleriniz,bacaklarınız size ihanet edebilir.sayabileceğim bir çok olumsuzluk yanıbaşınızda dolaşırken sizin gerçekten inancınızın tam olması ve sağ duyunuzu,dikkatinizi bir an olsun zayıflatmamanız önemlidir.
grup hareketleride zirve yada yürüyüş konsantrasyonunuzu bozabilir.öndeki yavaş kalabilir,sonuncu olabilirsiniz yada bacaklarınız çok güçlüdür hızlı çıkmak istersiniz.kestirme yol görebilir ve gruptan kopabilirsiniz.bunların hepsi bana göre bencilce davranışlardır.madem bu kadar bireysel davranmak niyetindesiniz tehlikeye sokacağınız bir grupla böyle bir etkinliğe katılmaktansa daha az sayıda grupları hatta yanlız gelmeyi tercih edebilirsiniz.
oksijenin azlığı mı yoksa yüksek irtifanın etkisimi bilmiyorum.böyle bireysel çıkışlar her grupta her zaman olur eminim.sahalarda görmek istemediğimiz davranışlar diyelim bunlara
zirve 3937m yükseklikte.biz 3400m den yükseldik.09:15 de başladık yürüyüşe.15:00 de zirvedeydik.hava rüzgarlı,hafif yağmurlu genel olarak bulutluydu.duman (sis) ilk 1 saat hafif etkiliydi.25'ye yakın kar geçişi yaptık.16 kişiden 11 kişi zirvedeydik.
zirve heyecan verici olmasına rağmen rüzgarlıydı.ne yapacağımızı bilemez halde,fotoğraf çektik,bir şeyler yedik,zirve defterine notlar yazdık,bağırdık,çeşitli maymunluklar yaptık.
zirvede telefon çekiyor sevdiklerimizi aradık ve saat 16:00 gibi dönüşe geçtik.
dönüşte artık yorgunluk baş göstermiş dikkat dağılmıştı.inişe geçmenin ilk 1 saatinde gelişte yakalandığımız doludan daha büyüğüyle karşılaştık.arkasından yağmur eşlik etti.
20:00-20:30 arası sağ salim tüm arkadaşlar inişi tamamladı. son arkadaşımızında inmesiyle gök yarıldı.tüm gece süren 10 dak. dolu 20 dak. yağmur ve rüzgar döngüsü saat 24:00'e kadar sürdü.
günün sürprizi sağlık sebepleriyle zirveye gelemeyen canım arkadaşlarımızdan geldi.kampa vardığımızda sıcak çay,çorba ve yemekle karşıladılar bizi.haklarını nasıl öderim bilmiyorum.bazı arkadaşlar yorgunluktan ve başlayan yağmurdan dolayı çadırlarından çıkamadılar.
bu gün kaçkarkar bizi zirvesine davet etti.sabah vaz geçtiğimiz teklife geç de olsa icabet ettik.bağrımı bağrına dayadım.bin kez şükrettim.emeği geçen herkesede şükranlarımı gönderiyorum.
5.gün:
Şu dağın oylumuna
doyulmaz yaylımına
Eğil gözlerinden öpe`m
Geldik yol ayrımına...
Kemal Tahir'in Yol Ayrımı kitabından unutamadığım dörtlük hep kafamda bu sabah.benim için çadırda kalamayacağım akşamlarda dağ serüveni bitmiş oluyor.evimizi pardon çadırımızı ve tüm eşyalarımızı toparladık.katırlar hazır bekliyor.bu gün çantalarımızda 1 günlük eşyamızı da taşıyacağız.yani katırlardaki veya ilk gün minibüse bıraktığımız eşyalarla buluşmayacağız.pijamamız yedek çorap vs. eşyalarımızıda yanımızda taşıyacağız.bu gün trans günü.yani kaçkarları güneyinden kuzeyine geçeceğiz ve kavron yaylasına varacağız.Kavron'da bu akşam pansiyonda konaklama var.yemeğide yaylada yiyeceğiz.yani 'medeni' hayata dönüş var.içim buruk.
çarşaklı çıkış ve iniş ile aşıtları aşmaya başladık.güneyi,soğanlı gölünü,godik kafa çocukları hep arkamızda bırakarak kuzeye döndük yüzümüzü.çarşak inişleri gerçekten bana zevk verdi.trans geçişimiz son 3-4 saatinde kavronu görür olduk fakat kavronun bir türlü varılamaz hali vardı.sanki biz yaklaştıkça uzaklaşıyor gibiydi.
patikadan,yüz yılların ticaret yollarından,keçi,katır dostlarımın otobanlarından geçtik.son 3-4 saati zor olmayan fakat dumanlı(sisli),çiseli,hafif yağmurlu,bol su geçişli ve kaygan kayalardan yaptık.







yaklaşık 10 saat yürüdük.kar geçişleri yaptık.tüm grup sağ salim kavron yaylasına vardık ve çantasını atan horona ekledi kendini.akabinde kendinmizi medeniyetin en güzel icadı olan soba başında çorapları,ayakkabıları kuruturken bulduk.





akşam konaklama pansiyonda ama gerçek yatak,gerçek musluk ve gerçek sıcak su şakaları yapmaktan kimse odasına gidemiyor.
6.gün:kavron yaylasında bazı arkadaşlarla ayrılıyoruz.onlar minibüs ile biz ise yürüyerek Ayder'e gidip İstanbul Pansiyonumuzda buluşacağız.elinden oyuncağını hiç bırakmayan,paylaşmak istemeyen çocuklar gibi seviyoruz İstanbul Pansiyonu.geçen yıl da burada kalmış ve doyamamıştık.
Kavron Ayder arası zevkli bi o kadar da arabalı yol.ayder'e yaklaştıkça insanların hunharca etrafı kirletmelerine,devletin turizm ve kültür miraslarını ne kadar sahipsiz koyduğunu gözlemliyoruz.yani Ülkü dese ki geri dönelim hiç yorulmam soğanlı yaylasına kadar yürür ve orada yaşarım.
Ayder'de artık klasikleşen yürüyüş sonu kaplıca sefasının motivasyonu güç verdi de yürüyüşü her şeye rağmen tamamlayabildim.Ayder'de kaplıcaya gitmek,bir haftanın bitini pisliğini temizlemek,kaplıca çıkışı gazoz içmek ve erkeklerin traş olması bir gelenek halini aldı.kaplıcaya girmeden evvel ve çıktıktan sonra çektiğimiz fotoğraflarla öncesi-sonrası geyiğinin tadı ayrı bir güzellik.
(Ayder için yorumlarımı gezi güncelerinde sürekli yapıyorum.o yüzden artık bi şey yazmıyorum.)
Ayder'de akşamları 3 yıldan beri yaptığımız çise eğlencesi bu yıl da devam etti.seviyorum ben çiseyi horonunu,salaşlığını.beklentinizi ne kadar alçak tutarsanız o kadar mutlu olursunuz yaşadığınız anlardan.ben hep hayatımda bunu yaptım.nereye gittiğinin önemi,gittiğin insanlarla,o an ki halinizle çok alakalıdır.benim bildiğim Ayder'de akşamları çiseye gidilir,horon oynanır o kadar.

7-8. gün:son iki günümüzü ayrılamayan arkadaşlarla dinlenerek,makara yaparak ve hafif gezilerle tamamladık.İstanbul Pansiyon'da kafanız allak bullak olur.acaba yatıp dinlenip şu yeşilin tadını mı çıkartsam yoksa kalksam bahçesine bi sandalye atıp göklere değen ağaçlarınımı seyretsem.?karar vermekle vakit harcamayın.bırakın ayaklarınız,kollarınız,gözleriniz yönetsin sizi.
toparlanıp İstanbul Pansiyon'dan ayrılıp Fırtına vadisi boyunca şehire indik.göğe fırlatılan füzelerde parça parça bi şeyler kopar,bölünür ya işte bizde minibüste birer ikişer ayrılmalarla ilerdik.
son durak Rize otogarı.ayrılmamak için direnen altı kişi bir otobüse bindik.bölünme 3 kişinin Trabzon'da,2 kişinin Terme'de bir kişininde Ankara'ya devam etmesiyle tatilimizde,kaçkar zirveyle randevumuzda son buldu.
...
..
şimdi Ezginin Günlüğü beynimde dinletiye başladı
ilk parçalarıda Akıntıya Karşı
Uzun bir yol vardı nehir boyunca
Derin yamaçlardan dağlara doğru
Bir çocuk bulutlara çıkardı gördüğü düşün kanadıyla
Saçlarında bir yaz yağmuruydu, ellerinde nergis kokusu...
...
...
Trans Kaçkar programına katılan,bi şeylerin ucundan tutan,kendinden bi şeyler veren herkese teşekkür ederim.
TAMZARA TUR rehberleri,değer verdiğimiz canım arkadaşlarımız Ülkü & Cevdet'e yıllardan beri bitmek bilmez konuk ve yardım severliklerinden dolayı ve bu yıl aralarına yeni giren ama sanki hep varmış gibi duran Bekir'e de sonsuz şükranlarımı sunarım.
kişisel notum:uzun upuzun gezi güncesini kısaltmaya çalışmayı düşünsemde yazarken kendimi durduracak hiç değildim.bi şeyler yapmasanız köşeye sıkışmışlık yaşarsınız ya işte öyle bi durumdan çıkıyor bu uzun yazılar.itiraf ediyorum ki bende başkalarının uzun yazılarını nadir okurum.yazı ve blog adına bi şey belirtmek isterim ki ben bu yazıyı,blog'u en çok kendim için icra ediyorum.
herkese selamlar

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Erzurum ve Tortum Şelalesi 11-12 Temmuz 09


- 'nee Erzurum'a mı gidiyorsun?kim var orada?'


- 'kimsem yok orada.yada herşeyim orada.sana desem ki yükseklik bakımından dünya 3.sü şelale burada fikirlerin değişecek mi?acaba bir kere gelme görme hayali kurar mısın?keşke kursan...'
bu yıl ki tatilimizi bir yıl önceden planlamıştık ve motive olmuştuk.Trans Kaçkar tatil planımız ama grupla İspir'de buluşma gününe kadar boş 1,5 günümüz var.gelmeden evvel çok araştırma yaptım.fakat buradan duyuruyorum ki internet vs. boş kardeşler.internet falan eğer bi şeyler anlatmak isterseniz anlamı var.biz çok basit planlarla hareket etmememize rağmen seyahat için rota,km. hatta harita bile bulmakda o kadar zorlandım ki.1,5 günümüz var ve gitmek istediğimiz yerlerin birbirine olan uzaklıklarını bilmemiz ve ona göre verimli bir rota çizmemiz lazım.valiliğe,belediyeye mailler attım ama nafile.Erzurum'lu bİr blog yazarının kısa tarifi imdadımıza son anda yetişti.
gidenler için ufak bir mum ışığı olur diye ince ince anlatacağım Erzurum gezimizi.araç kiralamanızı şiddetle tavsiye ederim.çünkü şehirler arası otobüslerin kalkış saatlerini ve dur kalkları size çok vakit kaybettirebilir.
biz saat 14:30 gibi indik Erzurum'a.Sun ekspres'den mart ayında aldığımız biletler kişi başı 100 liraya geldi.ama hemen belirteyim kalkış Sabiha Gökçen Havaalanından.Erzurum havaalanında 75 lira'ya 3 kişi dizel bir araç kiraladık.tüm gezi boyuncada 60 liralık yakıt harcadık.öğretmen evinde oda ayarlama işlemi için kısa bir mola verdik.(bilgi:Öğretmen evinde yer varsa öğretmen olmayanlarda 5 lira daha pahalı olmak şartıyla kalabiliyorlar.).öğretmen evine adam başı 33 lira verdik.civardaki otellerle yarış yapacak konumda ayrıca şehrin göbeğinde.aman dikkat kahvaltısı berbat.
konaklama işini tamamladıktan sonra ver elini Tortum Şelalesi.dünyanın 3. yüksek şelalesi.48m den akıyor.Tortum şelalesinin abisi 51m yükseklikle Niagara.yani pek bi fark yok.merak edenler için söyliyeyim.120m yükseklikle afrikadaki vietorio şelalesi şelalegillerin atasıymış.öğrenmiş oldum bende.

Erzurum Tortum arası 120 km civarında.85.km'de tortum gölüyle karşılaşacaksınız.yolları çok temiz,geniş ve bakımlı.Şelale için 15-20 gün önce suyun çokluğu bakımından daha etkileyiciydi dediler.etrafında ıslanmadan yürümek olanaksızmış.şimdi de bizi etkilemeye yetecek ve güzel fotoğraf verecek durumda.

Tortum Şelalesinde dikkatimi çeken şey ziyaretçilerin bilinçsizliği oldu.karpuz yemeye gelen yerli gençlerin karpuz kabuklarını,yetmiyormuş gibi poşetini şelalenin sularına bırakması,yine ziyarete gelen ailenin yedikleri dondurmanın ambalajını tam da arabalarının yanına fırlatmalarını gördüm ve hayret ettim.yanlarından geçerken ne pahasına olursa olsun homurdanım laf çarptırmaya çalıştım.oralı olmadılar.evet Türkiye'nin her yerinde olan tablo ile maalesef Erzurum'da da karşılaştık.genel olarak tüm çöplerini yerlere öylece atı veriyorlar.Erzurum maalesef etrafını hunharca kirleten insanlarıyla beni tüm türkiye'de olduğu gibi şaşırtmadı.
Şelale dönüşü gelirken tabelasını gördüğümüz Uzundere ilçesine bağlı Çamlıyamaç köyünde bulunan Öşvank Kilisesi'ne de uğradık.burasıda piyangodan çıktı.iyide oldu.çok çok büyük bir yapı.hatta 'yapıymış' demek daha doğru.tabii ki burada da hiç bir şey kalmamış.köyün orta yerinde ve gerçekten de günlük hayattan nasibini almış.fotoğraflarını çekerken çekirdek çitliyip bizi seyreden çocuk 'neden bu kadar çok fotoğrafını çekiyorsunuz ki.günde 10 bin kere görüyorum hiç bir işe yaramıyor'dedi.yağmacılar hala elini çekmemiş buradan.girişteki bir sütunun orta yerinden bir bölümünü resmen kesip çıkartmış yerine bir ağaç kütüğü koymuşlar.sağ olsunlar koymasalardı girişden itibaren belkide yıkılacak ve diğer sütunu almaları zorlaşacaktı.
herkes sorumlu bundan.kültür bakanlığı,turizm bakanlığı,il-ilçe milli eğitim müdürlükleri,emniyetr müdürlüğü,hatta imamlar,hocalar,yaşayanlar.hatta 'taa oralara gidilir mi?' diye köh köh ahkam kesen gitmeyenler,gidipte bilinçlendirmeyen bizler hepimiz suçluyuz.içinde ateş yakılmış,duvarları yıkılmış.neredeydik biz o zamanlar.ermeni kardeşlerimizin mirası diye mi bu hınç bu öfke.yetmemiş cami yapmışız bi dönem.hey allahın sevgili kulları ne zaman camiliktende çıkmış yıkımlar şiddetle artmış.bu yapıdan ne istediniz.hainiz hepimiz...
Öşvank Kilisesi'nden ayrıldıktan sonra Erzurum merkeze saat 21:00 gibi vardık.Koç Cağ kebapçısında Cağ kebaplarımızı sipariş ettik.Cağ nedir neye benzer vs. her yerden bulabilirsiniz.Koç Cağ Kebapçısını fikirlerini önemsediğim http://www.agzimintadi.blogspot.com/ adresinden ve her ne kadar her gittiği yeri beğenmesemde Mehmet Yaşin'den öğrendim.hiçde mahcup etmedi beni.kadayıf dolmasıda kıvamında,lezzetli ve hafifti.ertesi gün yediğimiz sokak tatlıcısı (ökkeş usta) çok kötüydü.sahte şeker boğazımızı yaktı ve birer tane zor yedik.tarafsızlık adına Gel Gör Cağ Kebapçısında hem Cağ Kebabına,hem de kadayıf dolmasına bir kez daha şans verdik.servisi ve kadayıf dolmasını oy birliğiyle hiç beğenmedik.garsonlar burunlarından kıl aldırmadılar.zor olmayan isteklerimize hep olumsuz cevap aldık.kadayıf dolmasında yağ kokusu ve kaçtığımız sahte şeker tadı vardı.Erzurum'da mutlaka tadına bakamadığımız ve çok çok güzel yapan yerler vardır ama yediklerimiz içinde tekrar etmek isterim ki eşiniz dostunuz başka bi yer tavsiye etmediyse Koç Cağ Kebapçısı'nda Cağ Kebabı,incir tatlısı ve Kadayıf dolmasını afiyetle yiyin.servisi ve iyi hizmetinden de memnun kalacaksınız.Cağ kebabının porsiyonu yok.yani her Cağ (yani şiş) bir porsiyon ve 4,5 lira.3 tanede normal insanlar rahat doyar.duvarlarında burada yiyen ünlülerin resimleri var.31 tane yiyen ünlünün resimleri vardı.bir an yanlış mı okuduk dedik.
mideler dolu bir şekilde öğretmen evinin yolunu tuttuk.iyi bir uyku sonrasında öğretmen evinin kısır mı kısır kahvaltısından çok az yiyip kendimizi yollara vurduk.planda Yakutiye Medresesi,Çifte Minareli Medrese,Üç Kümbet ve oltu taşı satıcıları var.
Yakutiye Medrese'si tam bir hayal kırıklığı olarak hafızamızda yerini aldı.zaten içine de giremedik ama dışında bile sonradan yapıldığı,orjinalinin korunmadığı çok belli olan taşlar vardı.o kadar önemsenmemiş ki kapısında yazan 'tadilat dolayısıyla kapalıdır' yazısı dikkattimizi çekti.yani restorasyon vs. değil de bildiğin mağazalarda,yollarda yapılan 'tadilat' lafı geçiyordu.Yakutiye için tek güzel yan minaresinde olan kahverengi ve turkuaz renkte olan işlemelerin uyumu diyebilirim.
bu arada çay pişirme tekniği ile Türkiye'de ün yapmış Erzurum ilimizde 1. günün sonuna gelmek üzereydik ve Yakutiye Medrese'si bahçeside dahil olmak üzere hala ağzımızın tadına uygun çay yudumlamış değildik ve umutlarımızda tükenmek üzereydi.
Günün ikinci gezisi Çifte Minareli Medrese oldu.Medrese'nin bahçesinin güzelliği biraz morallerimizi düzeltti.ama bahçede gereksiz o kadar çok saçma objeler vardı ki.elektrik kabloları,lambalar iyi fotoğraf çekmemizi hep önledi.
eski bir yeri gezerken o devirlerdeymişim hissine kapılabilirsem benim için orası güzeldir.beğeni eşiğim bu kadar da alçakta.fakat söylediğim bu gereksiz objeler yüzünden o kadar az yer beni tatmin etmiştir ki parmakla sayabiliriz.acaba bu gereksiz objeleri yok etme,gizleme tekniği var mı acaba ey turizm yada kültür yetkilileri sorarım size?
yapısına gelince Yakutiye kadar olmasa da burada da deformasyonlar benim gibi amatör bi gezginin bile dikkatini çekecek haldeydi.
Çifte minareli Medrese'den çıkarken Üç Kümbet'e gitmemizi tavsiye etti oradakiler.işte Erzurum'da olduğumuzu anlayacağımız mekanıda bu arada gördük.gitmek isteyenler için hemen tarif edeyim Çifte Minareli Medrese'den Üç Kümbet'e giden yolda karşıdan karşıya geçerken Dadaş Çay Evi tam aradığımız gibi bir yer.etrafımızda oturan emmiler,dayılarla tatlı bir sohbet kurduk çay içerken.dünyadan konuştuk,göçlerden,İstanbul'dan.çay tam ağızlara layık.daha sonra dikkat ettim ki çay evi denilen mantık hemen hemen her sokakta var.taburelere oturup insanlar çay içiyor.işte aklınızda bulunsun böyle yerlerde çay için.
Üç Kümbet'in girişinde Türkiyenin her yerinde olan ve aynı ses tonu,aynı yaş ve aynı vurguları yaparak buranın tarihini anlatmak isteyen mahalle çocuklarıyla karşılaştık.bu tarz çocuklarla Türkiye'nin her yerinde karşılaştım.öyle ki anlattıkları tarihi hikayeler hatta yeni çekilmiş süt dişlerinin boşlukları bile aynı hemen hemen.ben onlarla sohbet etmekten,fotoğrafla uğraşanlarda kümbetleri fotoğraflarken zevk aldık.

son durak Oltu Taşı satışının yapıldığı Taş Han.günlerden pazar olduğu için çoğu dükkan kapalı.çin yada malezya malları burayıda ele geçirmiş durumda.hediyelik veya kendim için bi şey alasım nedense olmadı.ama bi kaç fiyat aldım.mesela 20-25 liraya sallamalı bir çift küpe alabilirsiniz.
tabyalar ve Erzurum kalesi de civarlardaydı ama itiraf edeyim Tabyalar'a dürbünle baktım.asıl niyetim bir de cirit müsabakası görmek,belgelemekti ama vakit darlığından ayrıca ön araştırma yapmadığımdan gidemedik.
Erzurum'da gittiğimiz yerlerde Tortum Şelalesi hariç hiç bir yerde giriş parasına yada müze kart'a gerek kalmadı.her yer ücretsizdi.bu güzel bir haber.zira yıkık dökük yerlere bile korkunç paralar alan,hadi alması neyse aldığı o kadar paradan bir kuruşunu ne temizliğine ne de bakımına harcamayan turizm mafyası henüz elini atmamış buralara.
1,5 günlük Erzurum gezimizi semt garajında İspir arabasına binerek tamamladık.insanları yardım sever ve turiste alışık gibi duruyor.garipsemeler yaşamıyorlar.yaşasalarda içlerinde hepsinin.sadece taa üstlerde belirttiğim gibi biraz daha çevreye duyarlı olsalar kalplerde çok yer kaplayacaklar.rencide olarak algılanmasını yada Türkiye'nin her yeri duyarlı sadece Erzurum duyarsız gibi de algılansın istemem ama birinin de bu konuları dillendirmesi lazım diye düşünüyorum.
Erzurum'u gezmek isteyenlere minik notlarımdır...

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09


 Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyeti kirazın çokluğuna göre 10-15 gün sürer.bu dönemde her yörenin hasat zamanının öncesinde,hasat anında ve sonrasında olduğu gibi çok şenliklidir ve tek konu kirazdır.

bu zamanda herkes köyde olur.yıllardan beri görmediğimiz akrabalarımızla görüşürüz.yani kiraz sadece topla sat ürün değil birleştirici,bütünleştiricidir de.eylül ayında elma toplanır.onda da aynı şeyler söz konusudur.

işte ata topraklarının bağlayıcılığıda buradan gelir.şimdi her akrabamın evinin olduğu bir yazlık tatil yeri düşünüyorum.sanırım hepimizin bir arada olabileceği bir zaman dilimi bulmak çok zor olurdu.yani yaz ayı boyunca izniniz ne zaman müsaitse o zaman giderdiniz ve şansınıza kim orada ise onlarla görüşürdünüz.ama konu toprak olunca işte durum öyle olmuyor.yazısı belli olmayan bir randevu defterine adınız geçmekte ve mevsimi geldimi sizi oralara çekmektedir.


her yerde konu aynıdır kiraz ilaçları,kirazı kaça sattın,ne kadar kiraz çıktı,işçi buldun mu?herkes arı gibidir.çalışır.köyümde düğünler falan bu zamanda olur.

bizim ufak kabilemizde kiraz bahçemizde bir araya geldi bu yıl.annem,babam,3 torunları,ablam ve eşim.


kiraz toplama konusunda pek faydamız olmadı.biz şehirlilerin dayanıklılığı onlar gibi olmuyor.aslında çözdüm neden onlar gibi toplayamadığımızı.giderken biz toplama motivasyonuyla değilde yeme ve İstanbul'a sevdiklerimize getirme motivasyonuyla gidiyoruz.sıra sıcakta,yaprakları göğe değmiş kiraz ağacını,yeni geline gerdanlık takar gibi nazik davranarak toplamaya gelince yamuluyoruz.yoksa günde 15 km. yaklaşık 15 kg. yükle dağlarda dolaşan biri mutlaka bir kaç kiraz ağacınıda temizlemesi gerekir.ama biz gerçekten çok verimsiz,ziyan haldeydik.


bari ufak kabilemize börek hizmeti yapalım dedik annemle.annem giydirdi şalvarı,taktırttı baş örtüsünü,oturttu sıcak sacın başına beni.o açtı yufkayı,ben kıyma koyup pişirdim.annem bizim çekirdek kabileyi gözünde nasıl büyütmüşse artık,yaklaşık 15 yetişkinin tıka basa doyacağı kadar börek yaptık.
akrabalarımı görmek,ata topraklarında İstanbul'daki dostlar için kiraz toplamak,yöre şivesini dinlemek,şalvar giymek güzeldi.






25 Mayıs 2009 Pazartesi

Red Bull Soapbox Race 24 Mayıs 09


fotoğraf çekmekle ilgili kabul görmüş kanılardan bir tanesi de pahalı bir uğraş olduğudur ve doğrudurda.fakat saçmada olsa biraz farklı açıdan baktığınızda uzun vadede ekonomik bile sayılabilir.o nasıl oluyor şöyle ki.eğer bir pazar günü gezecek,bi yerlere gidecek paranız yoksa İstanbul'da da ücretsiz bir etkinlik haberi aldıysanız,iyi fotoğraflar çıkabilir umuduyla alır makinanızı koşarsanız etkinliğe ve çok ekonomik şekilde eğlenirsiniz.güzel fotoğraflar da yanınıza kar kalır.şahsım gibi sizinde fotoğraf makinanız yok partnerinizin var ise daha da bi güzel.çekirdeğinize ortak yok,en irileri sadece size ait demektir.şimdi oo bunun yol parası vs. diyenler olacaktır.arkadaşlar şimdi onun hesabına girmeyelim yazı böyle başladı böyle akıyor diye yazdım.ama şimdi toparlayamıyorum işte anlayın.

neyse alternatif giriş şöyle olsun bari.

bu haftasonu paramız yoktu ve red bull soapbox race etkinliği ücretsiz bi şekilde maçka parkında kuzu gibi bizi bekliyordu.koştuk gittik.(evet böylesi daha başarılı oldu)

zihni sinir yaratıcılığıyla hazırlanmış 50'den fazla arabanın hepsi birbirinden güzel ve eğlenceliydi.bulunduğum konumdan her arabayı sadece 4-5 sn. görebilmeme rağmen gözümü doyuracak kadar tatmin oldum,güldüm.

sonradan bu seyire eşlik eden arkadaşımla beraber ne kadar 2 paket çekirdek yediğimi inkar etsemde bugün suratımda beliren sivilceler yediğim çekirdeğin miktarı konusunda bana hiçde iyi şeyler söylemiyor.
seneyede kaçırmamaya çalışacağımız bu etkinlikte aslında yazılacak değil görülecek çok şey var.o yüzden fotoğraflara bi göz atmanızı tavsiye ederim. inanın görseller yazı kadar vasat değil.

17 Mayıs 2009 Pazar

Sultanpınar Yaylası Yürüyüşü 16 mayıs 09


Fotoğraflar

Koskoca İstanbul'da cumartesi yürüyüş yapacak 15 kişi bulmak ne kadar da zormuş.bahar geçiyor,'dur düşüneyim','nasıl olur bilmem ki','ayy bu haftasonu da indirimli mağazaları gezecektim' deyip de zaman kazanmaya çalışmak anlamsız.

günlük yürüyüşlere gitmeyenlerin bilemediği bir şey var.her yer,her zaman aynı havada değildir.doğada mevsim geçişlerinde görecekleriniz sizi düşündüğünüzden daha çok etkiler.sıcak günlerde sadece bitki örtüsü değil sizde kavrulabilir ve yürüdükçe ızdırap çekebilirsiniz.hiç yürümemiş arkadaşlar, ilkbahar veya sonbaharda yürüyüşe başlarlarsa daha çok zevk alırlar ve sonrasında hangi mevsim yürüdüğünün bi önemi kalmayacak kıvama gelirler.buda benim naçizane tespitimdir.

yürüyüş ve kamp yazılarımda hep belirttiğim gibi doğa yürüyüşlerinde TAMZARA TUR ilk tercihimizdir.bu işi profesyonel yaparlar,samimi ve yardım severdirler.donanımları tamdır.herkese de tavsiye ederim.başka bir firmaya ancak o hafta müsait değillerse yöneliriz.

cumartesi yürüyüş yapacak insan sayısıda az olduğundan yürüyüş grubu oluşturmak çok zor oldu.neyse ki yürüyüş çağrıma 7 cesur arkadaşım cevap verdi.hepsine öpücükler.

Sultanpınar yaylası, Sakarya/Akyazı/Dokurcun civarında.bölgede çok sayıda yayla yerleşimi var.yaylalara yaz aylarında hayvanlarını otlatmaya geliyorlar.şehirli insanın yazlık mantığı gibi ama çok daha sağlıklısı.
rakım 1250 m. civarlarında.yürüdükçe bitki örtüsü çok çeşitli oyunlar yapıyor.saki yeşil bir halı serilmiş gibi tatlı tepeleri aşıyorsunuz.her tepe ayrı bi çiçekle bezenmiş.her renk çiçek var.sağınız solunuz orman.ağaç çeşitliliğinden kadifemsi tonlar içinizi açıyor.kekik ve çiçek kokuları ilk duyulduktan sonra hafif başağrısı bile yapabilir.yürürken Kaçkarlar'da daha çok hissedeceğiniz huzura kapılıyorsunuz.
enerjiniz her yerinizden fışkıracak gibi oluyor.gülümsemenize hakim olamaz,koşmak aynı zamanda çığlık atmak istersiniz.hepsini o anda yapın,yaptık da.
dereye uzaktan baktığınızda virajlı bi yola tepeden bakıyormuşsunuz hissi veriyor.adeta çizgi filmlerdeki yollar gibi.dere her yerden kıvrılıyor.içme suyu ilk başlarda sıkıntı gibi gözüksede sonrasında bolca çeşme bulabilirsiniz.şapka bu yürüyüşün yanınızda mutlaka bulundur köşesinin ilk maddesi.açık çimenliklerden tepeleri aşıyorsunuz.ara ara orman içlerine dalınıyor ama güneşli bi günde iseniz güneşin kötü etkilerinden korunmak için mutlaka bi şeyler kullanın.

karşılaştığımız yaylacılar belki o günkü rızkları olan ayranlarını hiç çekinmeden ve karşılık beklemeden bizlerle paylaşıyorlar.şaşırırsınız samimiyetlerine.

parkura gelince; zor değil.uzun şehir yürüyüşleri yapanlar rahatlıkla yapabilir.su geçişlerinin mesele edilecek bi yanı yok.toplamda yaklaşık 12-13km yürüyüş yapılıyor.daha uzatmak daha kısaltmak mümkün.
yürür,uçar canlılardan bahsedecek olursak,kuş sesleri gerçektende ovaya yayılıyormuş buna tanık olduk.keçi sürüleri ve arkadaşım eşek zaten yaylaların olmazsa olmaz sahipleri.

burası uzak diyarlarda değil.İstanbul'un dibinde.şehirler arası karayolu yolculuklarında çokça geçip gittiğiniz yerlerden sadece biri.gitmekde zor değil,yürümekte,yaşamakda...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Hıdrellez Şenlikleri 05 mayıs 09


Ahırkapı'daki şenliklerle geçen yıl tanıştık.şenlik mi desem,karnaval mı bilemiyorum.sokak aralarında,otoparklarda her yerde Roman arkadaşların ezgileriyle dans ettik.adeta evlerine konuk olduk.evlerindeki buzdolaplarında o gün için soğutulmuş biralarını çerezlerini sattılar.hem onlara katkıda bulunduk hemde nefis bi akşam geçirdik.işte bu geçen seneydi.erindeki buzdolaplarında o gün için soğutulmuş biralarını çerezlerini sattılar.hem onlara katkıda bulunduk hemde nefis bi akşam geçirdik.işte bu geçen seneydi.ezlerini sattılar.hem onlara katkıda bulunduk hemde nefis bi akşam geçirdik.işte bu geçen seneydi.erindeki buzdolaplarında o gün için soğutulmuş biralarını çerezlerini sattılar.hem onlara katkıda bulunduk hemde nefis bi akşam geçirdik.işte bu geçen seneydi.erindeki buzdolaplarında o gün için soğutulmuş biralarını çerezlerini sattılar.hem onlara katkıda bulunduk hemde nefis bi akşam geçirdik.işte bu geçen seneydi.

bu sene belediye ve bi çok sponsorla tertip komitesi yeni bi yer bulmuş.deniz kenarında evet daha geniş bi yer ama bizim içimize hiç sinmedi burası.çünkü eski yerinde istediğiniz yerden girerdiniz sokağa,yeni yerinde ise ancak iki yerinden giriş çıkış yapabilirsiniz.bu ne demek ha diyince girip ha diyince çıkamaz,bira çerez almaya üşenir ve alan içindeki yerlerden alış veriş yapmak zorunda kalırsınız demek.peki bu ne demek?
1-şenlik formatı olan kuponlardan almak için önce uzun bir kuyruğa girmek,

2-tekrar tekrar aynı sıraya girmemek için cebinizde ne kadar para varsa hepsiyle kupon almak,

3-önceden belirlenmiş,kiralanmış,kirası ödemiş yerlerde tekrar uzun uzun kuyruklara girip bira,çerez yada tatlı almak,

4-onların belirlediği yerlerden alışveriş etmek,

5-gece sonunda elinde bir sürü kupon kalması yada kuponları paraya çevirmek için tekrar aynı kuyruklara girmek

6-sokak sakini olan Roman arkadaşlardan uzaklaşmak,hıdrellezin gerçek sahipleriyle iletişimde bulunamamak demek.
bunlar bizi ilk rahatsız eden şeylerdi.
artık bizde yaşlı hoşur teyzeler,burnu etli göbekli amcalar gibi nerede o eski hıdrellezler mi diyeceğiz acaba.müzikler çok dağınık yerlerde ve neşesizdi.sanki Roman arkadaşların ağırlığı yok da başka organizasyonlar vardı.evet geçen sene ki gruplar yine çıktı.ona bi lafım yok.ama eski havası yoktu işte.daha niye tumturaklı laflar edeyim ki.havai fişekler bile cansız kısa kısa patladı.

güzel olan şeylere gelince 1 madde çıktı sadece.

1-öğrenci arkadaşların katkılarıyla hazırlana dilek ağacı ve diğer olaylar çok etkileyiciydi.hepsini de tebrik ederim.

yeni yerinde farklı bi rant yok da eski yeri küçük geldiğinden mi buraya taşındı yoksa oradaki oteller mi istemedi hatta eski yerinde bir daha olur mu bilmiyorum.ama nerede eski hıdrellez şenlikleri diyorum da başka bir şey demiyorum.
merak edenler için kağıtlar dolusu dilek çizdim bağladım,evimin önündeki gül ağacının altına para koydum,para astım,karınca toprağını sardım cüzdanıma koydum.ne duyduysam yaptım.umarım tüm iyi dilekler gerçekleşir.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Safranbolu Amasra gezisi 01-03-mayıs 09

Nihayet 1 mayıs'da tatil oldu.işçi,emekçi yıllardan beri süren haklı mücadelesi sonucunda bayramına kavuştu.bizim için bir çok şart elverince bu tatili de kullanmak kaçınılmaz oldu.
Beypazarı,İznik-Cumalıkızık,Safranbolu-Amasra arasında çok kararsızlıklar yaşadık.
2007 yılında Kastamonu Küre Dağı yürüyüşünden sonra yaklaşık 2 saatliğine uğradığımız Safranbolu'nun tadı damağımızda kalmıştı.Amasra'da görülecek yerlerden biriydi.gerek km.si,gerek kalacak yer bulma olanağı,gerekse zaman açısından Safranbolu galip çıktı.
1-SAFRANBOLU
Safranbolu Safranbolu tek bir cümle söyle derseniz 'keşke hayallerimde kalsaydın Safranbolu'.hayal kırıklığı mı? evet hayal kırıklığıydı.
ister istemez Safranbolu'yu yapılarını ve tarzını çok benzettiğim Beypazarı ile kıyaslıyorum.Beypazarı Safranbolu'nun daha 20 yıl gerisinde.el değmemiş,samimi.daha kendini turizm ve ticaret konusunda uzman sanan uyanık işletmecilerin el atmadığı,hala köylü insanların kestiği makarnaları samimiyetle sattığı bir yer.konum olarakda bu kadar dağınık değil.bozulmadan,tükenmeden gördüğüm için şanslıyım.
yıllar önce gitmiş ve havasına suyuna hayran olmuş insanlar okuyorsa onlardan af dilerim ama artık Safranbolu sizin bıraktığınız gibi değil.nereden başlıyayım anlatmaya;
oradaki güzel insanlardan çok çok özür dileyerek yazıyorum bunları.belki bi sürü masraf yapıp beğeninizin en alçak eşiğinde aşık oldunuz.belki gördüğünüz bu tarz ilk yerlerdendi.bende çok çok basit şeyler umarak gittim.ama yazacağım kusura bakmayın.
yapılar,mirasımız:
*ilk göze çarpan UNESCO dünya mirası listesinde olan bu güzel kentimizdeki antenler.her evde bi çanak var.

*muhteşem konaklar arasındaki betonarme apartmanlar bolca var.hatta bi konağa çıkma balkon yada teras bile yapılmış.
*bakımsızlıktan yıkılmış onlarca konak var.
bunlarla ilgili yöre halkıyla ve bi kaç kişiyle konuştuk.duyduklarımız üzüntümüzü kızgınlığa bile çevirecek ölçüdeydi.
çarşısı arastası esnafı:

*dar sokaklarında gezerken Tahtakale pazarında geziyormuşum gibiydi.Çin malı ne ararsan var.her yerden her şey sarkmış durumda.süzgeç,nihale aldığım semtimdeki Japon pazarı adı altındaki çin malı şeyler satan dükkanı aradı gözlerim.
*sürekli 'gel bizden al' tavırlarıyla gezenleri taciz eden esnafı var.gözünüz bi şeye mi takıldı hop hemen yanınızda bitiveren bir genç 'gel al,illa al almazsan darılırım' modeliyle satış yapmaya çalışıyor.terslesen kabalık,kibarca red etsen anlamaz.

*tutarsız fiyat politikası içinde yeme-içme mekanları.

*sabah gelir gelmez bir yere oturduk hatta o yerin adını da söyleyeyimde değerli dostlar bilsin.güneş saati çay ve dinlenme bahçesi.ismine şimdi dikkat ettimde çay bahçesi diyor.valla şaka gibi ciddi ciddi çay lafını etmişler.1 Türk kahvesi 2 çay istedik.Türk kahvesi az kahveliydi neyse takılmadık ama çaylar berbatdı.dün değil geçen sezondan kalma çayı güzelim esnaf arkadaş bize sundu.işte o anda bizede malzeme oldu.bu konuda yazacak çok şeyim var.
bir kere Türk halkına nescafenin en kalitesizini al en pahalısı gibi kakala.yurdum insanı anlamaya bilir hatta anlamamazlıktan gelir itiraz etmez içer.etin kalitesizinden döner yap birilerine satarsın.gel-geç müşterin olur.yahu kardeşim günde adam başı 1/2 ila 1 litre çay tüketen bu topluma çayı nasıl yutturacaksın.yutturmadı ama amacına ulaştı.
ikincisi sen bu zihniyetle mi tüm gün çay satacaksın.kahvaltı saatinde herkes bi şeyler yiyip çay içmeye geliyor sende taze çay yok.tüm gün böyle mi idare etmeyi planlıyorsun.

üçüncüsü hadi hazırlıksız bi şeyle karşılaştın.kardeşim su ısıtıcın varsa bir çay maksimum 15 dk. içinde içilecek kıvama sokabilirsin.müsade iste,oyala müşteriyi.
yıllar öncesinde turizme açılmış bi şehrimizde bu iyi bi şey mi şimdi.

bizim hikaye nasıl gelişti ona dönecek olursak.garsona 'bu çay akşamdan kalma sanırım çok kötü' dedik.o da bi şeyler yapacakmış edasıyla mutfağa gitti.sonrada sıvıştı ortamdan.bi muhatttap bulamadık.bi özür yok.çayları içmedik 20 lira verdim hesabı al dedim.bırak utanmayı terbiyesizliğe varan bi hareketle çayların parasını almışlar.yuh diyip çıktık.dumur oldum nutkum tutuldu.itiraz edecek takat kalmadı beynimde.çıkarken fiyatların yazıldığı tabeya baktığımda gördüm ki 2 lira yazan Türk kahvesi 3 lira diye karalama yazılmış.yani turistler gelecek diye bi zam söz konusu.

sonuç olarak noldu zavalla dürüst,iyi niyetli Safranbolu kaybetti.çay bahçesinden çıkarken (hala çay bahçesi diyorum :) )Safranbolu benim için bitmiştir,daha da Safranbolu'ya gelmem lafını bizde zikrettik.

bizler gezen insanlarız.bizim için İstanbul'dan uzaklaşmak ilk hedef.sonra keşif gelir.moralimizi bozamaz hiçbir olay.kötü şeyler ilk önce sinir bozar sonra bizde makara konusu olur.sonrada blog'da madara olur.eğer enerjim olursa gerekli yerlere şikayet etmeyede çalışırım bazen.

Safranbolu için güzel şeyler:
*Yorgancıoğlu konağında dinlenmek,
*Uygulama otelindeki gençler sayesinde kaliteli hizmet ve gerçek rakamlarla bi şeyler içmek,
*yerleşimin kaydığı yukarı safranbolu diye tanımlayacağım şehirden otantik,turistik safranbolu'na ara yollar ve kayon kıyısından yürümek,

*etrafında yeni yerler keşfetmek



Safranbolu Ulaşımı için:İstanbul-Safranbolu 410 km.ulaşım için özel aracınızı tercih edecekseniz Tem’den Bolu tünelini geçtikten sonra karşınıza çıkacak olan Gerede çıkışından çıktıktan yaklaşık 80 km sonra ulaşabilirsiniz.bir çok tur firmasının buraya artık çok ekonomik turları da var.yolu çok rahat.
Konaklamak için:bizim gezilerimizdeki konaklama mantığı artık kendini iyice belli etmeye başladı.örneğin; eğer bir yörede kabul görmüş orta halli konaklama fiyatı kişi başı 50 lira civarı ise mutlaka 40 lira civarı da yerler vardır.30 liralık da yerler vardır mutlaka ama o fiyatlı yerlere bulaşmak pek karlı olmaz.işte bizim konaklamadaki ilk prensibimiz bu örnekteki 40 liralık yeri bulmak.Safranbolu’da da çeşitli fiyatlı yerler var.
Turistik Safranbolu atmosferine kestirme ve zevkli 10dak. yürüyüşle varabileceğiniz uzaklıkta Yorgancıoğlu Konak verdiğiniz paranın karşılığını fazlaca alacağınız yerlerden.aynı zamanda yörenin yorgancısı da olan misafir perver işletme sahibi Sadık bey size şehir ve yöre hakkında istediğiniz bilgiyi verebilecek bilgiye sahip biri.dekorunu zamanın konaklarına uygun yapmış.tertemiz konak.geniş tavanlı odalarında uyandığınızda gerçek uykunun nasıl olduğunu hatırlayacaksınız.
Yorgancıoğlu Konak:
http://www.yorgancioglukonak.com/
2-BULAK MENCİLİS MAĞARASIama doğru ama yalan yerli halkdan duyduğuma göre 1940'lı yıllarda fransızlar bulmuş mağarayı.köylü biliyordur muhakkak.tarihe böyle mi geçti bilmem ama akılarda böyle kalması ne acı.elin fransızı bulmuş.umarım yanlış duymuşumdur.
Safranbolu'ya 6 km. uzaklıktaki Bulak köyündeki mağara görülmeye değer.yolun bir bölümü virajlı,dar ve dağ yolu.hemen belirteyim ki türkiye'de görülmeye değer böyle yerler genelde böyle yolların sonunda oluyor.biraz zahmete giriyorsunuz ama gördükleriniz herşeyi unutturuyor.
benim hayatımda gördüğüm ikinci sarkıt dikitle dolu mağara.mağralardan çok anlamam ama hoşuma gitmeye başaldı.Gümüşhane Karaca Mağarasını görmüştüm bundan evvel.o daha ihtişamlı olmasına rağmen bununda sizi sürükleyen havası var.
mağaradan çıktıktan sonraki hava sizi alıp taa Ayder'e götürüyor.ağaçların her türlüsünü görmek mümkün.
Bulak Mağarasını yöreye gelirseniz görmenizi tavsiye ederim.giriş 4 lira.ihale yoluyla işletmesi birilerine verilmiş.işte sıkıntım,kaygım da burada başlıyor.o birileri cm.'si milyon yıllarda oluşan bu canım mağaraya nasıl bakar,devlet gerekli itinayı gösterir mi?bir daha gittiğimizde içimiz sızlar mı bilinmez.

3-AMASRA
Safranbolu'ya konaklamalı geldiyseniz ve bu gün sayısı 1,5'dan fazla ise mutlaka Amasra'ya da uğrayın.

Amasra'da ne yapabilirsiniz?doğası,ağaçları çok güzel.şehire girerken denizi izleyebileceğiniz seyir terasları var.açık söylemek gerekirse sadece manzara,doğa için bu kadar yolu geçmenize gerek yok.ama bizim gibi balık düşkünü iseniz ve fotoğraf çekme merakınız varsa gelin görün.geldiğinizde gününüzü kurtaran şey kendine has üne sahip salatasından ve bol bol taze balığından yemek olacaktır.
mekan derseniz benim elimdeki notların tavsiye ettiği mekanı bulamadık.Mehmet Yaşin'in Lezzet Durakları kitabı da bize Çeşm-i Cihan dedi.evet yine yanılmadı.lezetli,temiz ilgili bi mekan.fiyatlarıda diğer ufak balıkçılardan farksız ve makul.

Amasra güzel fotoğraflar verebilen bi yer.iki büyük kumsalı,plajı varmış.mayıs ayında oraları keşfedemedik.ama eminimki yöreyi doyuracak güzellikte denizi vardır.bi şey diyemem gitmedim.

güzel bir balıkçı kenti diye hafızamda yerini aldı Amasra.

Amasra Ulaşımı için: Safranbolu'dan Bartın tabelalarını takip ederek yaklaşık 100km. sonra ulaşabilirsiniz.dağ tırmanışlı yolun bir bölümü büyülü orman havasında geçerken bir bölümü virajlı gidiş geliş aynı yol oluyor.dikkatli gitmekte fayda var.

4-Yörük Köy ve Çevrikköprü Kuyu Kebabı
gezinin can alıcı yeri Safranbolu ve hayal kırıklığı olsada her günü kurtaracak geziler yapmayı hedeflemişdik.



Yörükköyü Safranbolu-Araç arasında Çevrikköprü'yü geçtikten sonraki turizme yeni açılan bir köy.aslında bu çevredeki köylerden farklı bi şey yok.köylülerin kurduğu vakıf sayesinde buraya uğramadan,ev baklavası yedirmeden,tarhana-kekik aldırmadan geçen tur firması yok.
bence bi yer turizme açılacaksa oranın köylüsünün yerlesinin katılımıyla açılmasından yanayım.uyanık insanların el atıp kurnaz davranmaları sonraki aşamalar malesef kaçınılmaz oluyor.

girişte şirin bi mekan sizi karşılıyor.karı koca gelen misafirlerini mutlu etmek için çabalayan işletmecileri var.baklavasını tavsiye ederim.biz Çevrikköprü'de kuyu kebabı yiyeceğimizden gözlemesinin tadına bakmadık.ama gelen herkes memnundu.
bir köy kahvesi var ki terasında oturup bir çay için işte günü kurtaran değişiklik dersiniz.biraz boş olan köyde yaşlı amcaların sıcaklığı kendinizi buralı hissetmenizi sağlıyor.
sonraki durak Çevrikköprü kuyu kebabı tesisi.mekanın adı da yörenin adı da Çevrikköprü.giderseniz en alttaki dere kenarındaki salonu seçin mutlaka.
şimdi günün o safhasını nasıl anlatayım?helva gibi kuyu kebabına doyamayacağınızdan mı bahsedeyim?gelen salatanın,pilavın lezzetinden mi bahsedeyim?yoksa o kadar yiyip yiyip de ne kadar makul hesabın geldiğini mi anlatayım?anlatmayım zaten anlamışsınızdır.

tesis çok eski.yanından dere akıyor.tesisi de yemeklerinide tavsiye ederim.

ne kadar olumsuzluk olursa olsun İstanbul'a döndüğümüzde anladık ki buradan uzaklaşmak insanı çok huzurlu yapıyor...

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam