12 Nisan 2009 Pazar

Menekşe Yaylası Yürüyüşü 11 nisan 09


geziden geriye kalanlar:
-sezona merhaba demiş tatlı tatlı ağrıyan bacaklar
-mor çiçekler,ağaçlar,kuş sesleri-ruhunuzu temizleyen bir dere
-toz toprak olmuş pantolonlar
hava açıyor kapatıyor, çeşitli oyunlarla bahar kendini bi hissettiriyor,bir gizliyor.bizim ruh halimizde ona göre şekilleniyor.nisanın 11'i oldu ve biz hala doğaya bütünleşemedik.
bi çok tur firmasıyla konuştuk ama çoğu yeterli sayıya ulaşamadığından gezilerini iptal ettiler.son anda bukla ile menekşe yaylasına gitmeye karar verdik.
gitmek isteyenler için bilgi vereyim.sadece bukla değil günlük yürüyüş düzenleyen bi çok firma var.bir çoğunuda takip ediyorum.genelde kahvaltı,ulaşım,öğle yemeği ve rehberlik hizmeti aynıdır bu firmalarda.aynı günde bi çok noktaya program yapsalarda son anda herşey değişip turun iptali bile söz konusu olabilir.tüm katılımcıların isteği aynı olmuyor tabii ki.bazıları su geçişli zorlu parkur isterken,bazıları yormayan yöreleri yada gitmediği yerlere gitmek ister.böyle oluncada zaten az olan yürüyüşçü sayısı gittikçe bölünürde bölünür.

menekşe yaylası istanbul'un dibinde desem yalan olmaz.yuvacık barajının yuarılarında parkurumuz başlıyor.parkur çok kolay,güvenli.önce dik bir tepeye tırmanmanız gerekiyor.biraz zorlayan yönü o.gerisi kolay.biz gittiğimizde doğa tam uyanmamıştı.yeni yeni menekşeler açıyordu.yaklaşık 4 saat süren yürüyüşün ardından sucuk partisi ve alm. folyada helva bombası.

sonra patikadan araca doğru güzel hafifi bir yürüyüş.


5 Nisan 2009 Pazar

60 yıl yeter NATO dağıtılsın


4 nisanda kadıköy'de NATO'ya hayır,60 yıl yeter dedik.beklediğim kalabalığı bulamasamda oradaydım,karşıydım sesimi duyurmaya çalıştım.küresel bak'ın renkli aktivistleri arasında yerimi alıp saatlerce 'obama boşuna gelme afganistan'a asker yok' diye haykırdım.

nato için yazacak hiç bir şeyim yok.dünyaya ne getirdiği neleri yok ettiğini meraklıları zaten biliyor.hakiki bilgileri almak isterseniz http://www.kureselbarisveadalet.org/ adresini tavsiye ederim.

5 Mart 2009 Perşembe

trekking yapmak isteyenlere özel

yaklaşık 5 yıldan beri doğa yürüyüşleriyle ilgileniyoruz.ilk olarak oradan buradan duyduğumuz aktiviteyi korsan olarak 4 arkadaş icra ettik.o yıl 'günlük yürümek için tura para mı verilir' diye düşünüp tur rotalarını internetten araştırıp sabah erkenden istanbul yakınlarına doğru yola çıkardık.gerçi tura para verecek ekonomik durumumuzda yoktu o yıllarda.piknik+yürüyüş anlamına gelen besi turizm gibi bi deyim bile icat etmiştik aramızda.
(gittiğimiz yerlerle ilgili yazıları yazacağım.)


o zamandan beri bizi tanıyanlar doğa tutkusunun bizde nasıl geliştiğini iyi bilirler.işte o yıllardan beri bu aktivitemizi ilk anlattığım kişilerin çeşitli tepkileri beni acayip eğlendirir.


tepkileri sıralarsam
-en çok ve ilk tepki 'iyi cesaret' oluyor.
-sonra 'yorulmuyor musunuz?'
-'ben hayatta yapamam'
-'tabii çocuk çoluk yok gezin bakalım'
-hatta 'çocuğunuz olsun görürüm sizi' gibi hırslı cümleleride duydum.
tabii bunun yanında
-'iyi yapıyorsunuz'
-'bende denemek isterim' diyenler bile oluyor.

ne kadar yabancılaşmışız doğaya.oysa arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin bir köy bağlantısı,taşra geçmişi var.hiçbir şey olmasa bile çocukluğumuzda saatlerce sokaklarda oynanan dönemlerden gelmişiz.yapılan şeyin nesi garip sahiden algılayamıyorum.

eğer bi çiçeğin açması sizi mesut ediyorsa,kuş sesleri içinizi kıpırdatıyorsa sizde denemelisiniz.bu bir yarış değil.ben yapamam edememli cümlelere gerek yok.emekli hoşur teyzeler,ufacık çocuklar bile yürüyor.bir sürü klimanın,elektronik cihazın olumsuzlukları içinde alış veriş merkezlerinde saatler geçiriyorsanız siz doğada uçarak bile gezebilirsiniz demektir.

eğer sizde bu aktiviteye bulaşmak istiyorsunuz tek başınıza bile olsanız denemenizi tavsiye ederim.tur firmaları her konuda yardımcı oluyorlar.

ayakkabı:her sezon bir spor ayakkabısını çöpe göndere göndere biz bu işe giriyoruz dedik ve ilk işimiz iyi bir yürüyüş ayakkabısı almak oldu.sonra zaten gerisi yavaş yavaş geldi.

ilk etapta masraf yapmayın derim.bi deneme yürüyüşüne gidin.yürürken 'nereden düştüm buraya deseniz' bile sonunda mutlu iseniz ilk işiniz sizi yıllar boyu idare edecek yürüyüş ayakkabısı almak olsun.ayakkabının goratex olması önemli.su geçirmeyecek yani.lafuma,slewa,asolo gibi markalar var.bizde lafuma marka orta performansda ayakkabı var.yıllardan beride tık demedi.nazar değmesin.

eğer bizim gibi masraflarınız iki kişilik ise yıllara bile bölebilirsiniz.

ayakkabı en önemlisi idi gerisinde parayı toparlayana kadar şortla,kotla neyle olursa olsun yürüyün.zamanla iç giyimden dışa doğru bi çok özel eşyaya ihtiyaç yada gereksinim duyabilirsiniz.

istanbul'da outdoor mağazalar oldukça fazla.dechatlon kaliteli ve ucuz ürünlerde liste başında.

pantolon:yağmurda,su geçişlerinde zorlanmamak için çabuk kuruyan kumaştan pantolon iyi olur.kadife,kot ve eşofman çalıya falan çok takılıyor.ıslanıncada kuruması zorlaşıyor.artık outdoor mağazalarının kendi markaları bile olmaya başladı.üstelik çokda ekonomikler.ama bende para var alacağım diyorsanız marmot,jack wolfskin markalarda envayi çeşit şeyler var.ama bu donanıma çok takılırsanız yıllarca yürüyüşe gidecek parayı kıyafete verebilirsiniz dikkat edin.
bence azami şeylerle idare etmek en güzeli.doğru şeyler alıp iyice eskitmek gibisi yok.
yağmurluk:bi yağmurluğunuz olsun mutlaka.panço bazen terleme yapabiliyor.belinizi ve kafanızı iyi kapatanları tercih edin.
sırt çantası: terletmeyen cinsten olsa iyi olur.ama gerçekten de ilkokuldaki sırt çantanızla bile yürüyüşe gelebilirsiniz.ben tchibo'dan 20 liraya bana mükemmel gelen bi sırt çantası edindim.
bizim bir yürüyüşümüzde ayakta kösele yumurta topuk ayakkabısıyla,elince pazar poşetiyle bi abi bile gelmiş acayipde keyif almış ve keyif vermişdi.bizim donanımızı görünce dalgasınıda bi güzel geçmişti.
baton: böyle çubuklardan da alabilirsiniz zamanla.yürümeyi kolaylaştırdı,yormadığı söyleniyor.su geçişlerinde de kolaylık.bende henüz yok.alsam mı diye düşünmekteyim.ama yolda bulacağınız sopayla bu işinizi bedavaya da getirebilirsiniz.
yani bu işe girdiğinize karar verin önce.yoksa evde öylece duracak zavallı bir sürü eşyalarınız olur birden bire.
üst kıyafet:bi polarınız yada ona benzer bi şeyiniz olsun.yürüdükçe üşümezsiniz korkmayın.sadece terlersiniz.terletmeyen,boğmayan üst kıyafetleri tercih edin.hep yazar tur firmaları inceden kalına doğru.yedekte alın bi şeyler yanınıza.durunca rüzgar çarpar diye hafif bi şeyler giyersiniz.kendinizi iyi kollayın.hasta olursanız sevdikleriniz bir daha yollamaz sizi.
içlik:kış yürüyüşü yapacaksanız içlikde iyi olur.o boyuta gelince zaten benden çok şey biliyor olacaksınız.
liste teknolojik aletlerle sürüp gider.onlar ne midir?bir sürü para demektir.
fotoğraf makinası:ilk olarak averajdan profesyonele doğru fotoğraf makinası ve bir sürü aksesuarı masrafınız olur.
tavsiyem eğer fotoğraf çekme işine hobi olarak girecekseniz biran evvel girip en havalısından güzel bi makina almanız.çünkü eğer parti tipiyle başıyorsanız sonra bana slr değil de biraz daha iyi bir makina kurtarır diye makina değiştirirsiniz.sonra bu iş kanınızda gezinen bakteri gibi sizi sarar.slr peşine düşersiniz.ama bu arada bi çok yöreyi gezip bitirmiş olursunuz.sonra tekrar oralara gitmek fotoğraflamak için başa dönersiniz.işte bu yüzden içinizde bu yangın başlar mı başlamaz mı iyi bi tartın.
kamera da belgelemek için başka bir alternatif.
dürbün süper olur bence.bende bir tane dürbün almak istiyorum.çünkü artık kuşlar çok ilgimi çekmeye baladı.
hatta param olsa iyi bir ses kayıt cihazı bile alırım.doğada türlü türlü ses kaydetmek güzel olabilir.
uyku tulumu:eğer çadır konaklamalı aktivitelere bulaşacaksanız (-ki herkes önce 'mmm çadır hiç bana göre değil' der.sonra mutlaka dener.) uyku tulumu almanızı tavsiye ederim.günün birinde dağ yürüyüşlerinede gideceğinizi hesap edip yüksek irtifaya uygun tulum alırsanız karlı çıkarsınız.
son paragraf yenibaşalyanlar için çok uzak gözükebilir.inanın bana da öyle gelmişti.ama içine girdikçe daha çok yer,yöre görmek için herşey mübah oluyor.
aklıma bu işe bulaşma ihitimali olanlar için bunlar geldi.çocuğunuz varsa aksesuarlar daha da değişiyor.
son sözlerimi denemeden yapamam diyenlere yollamak istiyorum.bırakın kendinizi yürüdükçe yanağınızı öpen rüzgara,üstünüz başınız toz toprak olsun,belinze kadar çamur,yorgunluktan bacaklarınız tutmasın ne olur.ne kaybedersiniz.hep kaybetme hesapları yapmayın.birazda kazandıklarınıza bakın...

26 Ekim 2008 Pazar

Cumalıkızık Gezisi 25 Ekim 08





Yola çıktığımızda sonbahar kendini hissettirmeye başlamış haldeydi.hani havalar pırıl pırılken birden bulutlanır,bir rüzgar çıkar,yağmur döküler sonra yine hava aydınlarınır,yanımıza ne alsak,üstümüze ne giysek kar etmez.ıslanmamak için yağmurluk alırız üşürüz,kalın şeyler alırız pişeriz.yanımızda bir bavulla gezmek lazım böyle günlerde.

Cumalıkızık araştırması yaptım internette.son yıllarda yıldızı parlamış bi köy.dizilerin falanda katkısı büyük.nasıl gidilir hakkında bilgi vermeme pek gerek yok.çünkü kaybolmanıza,bulamamanıza imkan yok.adeta Bursa'nın içinde bi mahalleye girer gibi giriyorsunuz ve arkanızda koca bi kent dururken siz kendinizi küçücük şirin bi köyle de buluyorsunuz.çok iyi fotoğraf veren kendine has mimarisi olan evler var.umarım koruma altındadır ve betonarme binalara izin vermezler.bir haftasonu kafa dinlemek,yöreyi yaşamak için gidilebilir.ama gezmekse amacınız iki günde değilde bir gün yeterli olacaktır.

ne yenir? yöreye has bi şey ben göremedim.yani orada yemeden dönmeyin diyebileceğim bir şey yok.aç kalmazsınız ama.her gezi yerinde olduğu gibi bol bol gözlemeci teyzeler var.ama derseniz ki ;
ne alınır? ev yapımı reçeller,el yapımı makarnalar artık klasik oldu böyle yöreler için.ama eğer bizim gibi son baharda gittiyseniz cennet hurması yada trabzon hurmasıda denilen meyvenin göbeğine geldiniz demektir.taze elma,armut bolca bulursunuz.bize mi denk geldi yoksa hep var mıdır bilmiyorum ama kocaman,turuncu pembe kırmızı karışımı mantarları var.bizim gibi hiç yememiş insanlar ürkebilir.şanslıydık ki yerel bi abla acayip tavsiye etti bizde denemeye karar verdik.hani yöreden birinin tavsiyesiyle alıp yemek ne kadar doğru o da ayrı bi şey ama bir anda yöre halkı ve bizim gibi gezginler kapıştı ve yaklaşık 15 dak. tüm mantaralr bitti.bizde önlem olarak kura çekip önce birimizin yemesine bi şey olmazsa diğerimizin yemesine karar verdik.uzun lafın kısası kastamonu,karabük gibi batı karadenizde de bolca olan bu mantarlardan yüre halkı satıyor ve alıyorsa sizde kaçırmayın.nefis etli ve lezzetli bi tür.yörenin ekmekleride çok lezzetli.her yerde de satılıyor.

hala uyanık satıcıların istilasına uğramamış Cumalıkızık köyü'nde

konaklamak isterseniz Mavi Boncuk Pansiyon hemen hemen tek güzel seçenek gibi gözüküyor.biz gidip kalmadık ama kalınacak yerler listemize ekledik.

Bursa'ya bu kadar yakın ve hala kendine has özelliklerini koruyan bu köyü bizim gibi fotoğraf çekip,biraz hava almak isteyenlere tavsiye ederim.evlererine bakmakla doyamayacağınız yöre sizi bambaşka alemlere sürüklerse şaşırmayın

14 Ekim 2008 Salı

Yedigöller Kampı 11-12 Ekim 08



Geçen yıl bir türlü gidemediğimiz Yedigöller'e gitmek için soğuklar gelmeden plan yaptık.Yedigöller Bolu il sınırları içinde. Çeşitli büyüklükte 7 gölden oluşmakta.
dostlarla beraber çadır kampı yapacağız.TAMZARA TUR firması hepimizi toparladı ve organizasyonu başarıyla gerçekleştirdi.

Ekim ayının da ormanı ayrı bir cümbüşe sokacağı inancımız boş çıkmadı. garip bi durum.ağaçlar,göller kısaca tabiat,fotoğraf makinalarını görünce şımaran çocuklar gibi poz veriyor.onların bu halini gördükçede çekim yapanlarda ayrı şımarıyor.yani yedigöller gezisinin ana temasını şımarıklık benim için.

ağaçların su üzerine cüretkar yansımalarını gördükçe eski Türk filmlerinde hatta çoğumuzun gençliğinde evinin bir duvarında,yakın geçmişte duvar takvimlerinin sayfalarında olan manzara resimlerini hatırlıyorum.çocukluğuma dönüyorum.sanki biraz ötede bir duvarda da kadife ipliklerle dokunmuş,ana teması zevk sefa olan halı asılı olacak ve annem birazdan beni eve çağıracak gibi.
eski yeni arkadaşlarla böyle etkinlikler çok güzel oluyor.özellikle kamp yapmanın ayrı zevki var.imece ruhu canlanıyor.çadır kuruyorsunuz,yemekler yapıyorsunuz,odun topluyorsunuz,buz gibi suda bulaşık yıkıyorsunuz.zaman derdiniz olmuyor.lütfen kendi kendimize soralım.nerede yaklaşık 10-12 arkadaşınızla zevk içinde,zaman sorunu olmadan,herşeyi kendinizin yaptığı bir haftasonu geçirebilirsiniz?

Yedigöller'in bu amaç için çok misafiri oluyor belli.hani deniz kenarına güneşlenmek için havlunuzu erkenden koyarsınız ya sonra saat ilerler havlu komşularınız olur.tesadüf göz göze gelince kafa selamı yaparsınız öyle bi durum var yedigöller'de de.sanki eski yeni arkadaşını alan gelmiş.
Yedigöller'in yürüyüş parkuru kısa.öyle 'ayy yapamamcılar' da gidebilir.ama bu sefer o 'ayy yapamamcılar' çadır olayına takılırlar.onlar artık böyle şeylerden uzak mı dursalar acaba?her zaman dert edecek bi şey buluyorlar.

Yedigöller'de kitabını oku gölün kıyısında,al tuvalini resim yap,ciğerlerine orman havasını çek,gözlerini kapat kuş ve ağaç ların söylediği orman senfonisini dinle,eski dostunla eski günlerindeki şarkıları hatırlamaya çalış,al sevgilini kollarının arasına onu ne kadar sevdiğini söyle...

27 Eylül 2008 Cumartesi

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-1.bölüm

1. Bölüm - Isparta,Uluborlu,Küçükkabaca Köyü,Eğirdir Gölü
yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için.çocukluğumdan beri gideriz köyüme.ben büyüdüm köyüm küçüldü,ben büyüdüm köyüm gelişti,ben büyüdüm köyüm değişti.değişmez dediğimiz kafalar ya yeni nesillerin ufkunun daha geniş olmasından,ya ilçeye açılan meslek yüksekokulu sayesinde yada artık insanların eskisi gibi köyde kalmamasından yada köyden olmayan insanlarla evlilik yapmalarından dolayı değişmiş.bir çok sosyal ekonomik boyutu var tabii ki.
şahsen memleketi yeni yeni tanıyan eşimle gittiğimde yada köye arkadaşlarımı davet edip götürdüğümde artık daha rahat ediyorum.alışık olmayan iki tarafın karşı karşıya gelip birbirini incelemesi,yargılaması ve kınamasıyla gelişen iletişim dönemi yerini daha çok keşfetmek,sevdirmek,kendini anlatmakla yer değiştirdi.böyle oluncada biz dışarıda yaşayan insanlar köyünüde seviyor,köyünüde tanıtıyor toprağınada sahip çıkıyor.
tarımla uğraşan her köylü gibi köyümde de çok sıkıntılar var.devletin yanlış,yanlı tarım politikaları köylüleri bezdirdi.bu konular hakkında söylenecek çok şey tabii ki...
Isparta küçücük bir yer,yapılacak çok şey var,yapılacak hiç bir şey yok.bu hep size kalmış.evet ilde her yer de gül ürünleri bulabilirsiniz.
annenannemin,babannemin gül bahçelerinde,mayıs aylarında başlayan gül toplama faaliyetleri ya sabah ezanı vaktinde başlar en geç saat 9'da biter yada ikindi sonrasında başlar güneş batınca biterdi.şehirlilerin önlük bizim önecek dediğimiz bezlerin içinde biriktirip çuvallata istiflerdik pembe gülleri.çok iyi hatırlıyorum büyük şehirde hepimizin bildiği kıpkırmızı kadife gülleri görünce kafam çok karışmıştı.bunlar gül ise benim ailem ne topluyor.keşke köyde de böyle kadife güller olsa diye düşünmüştüm.
köyümün tepe denilen mevkisinde ardıç ağacımız vardır.köyün en yaşlısıdır öyle hürmet edilir.dallarının altında çeşmesi,güzel rüzgarı vardır.şenliklerimiz,hayır dualarımız burada yapılır.her gittiğimde giderim ziyaretine.yamacına oturur bir karşısındaki kapı dağına,bir kendi köyüme bir çevre köylere bakarım.babam yanımdaysa buralar acaba eskiden hep su muydu diye teorilerimizi çarpıştırırız.
İlçemiz Uluborlu'da güzel ve vazgeçemediğim iki şey vardır.biri çocuk parkıda olan çay bahçesinde kekik çayı içip efil efil rüzgarında serinleyip,bir de dondurma yemek,diğeri ise perşembe kurulan halk pazarını gezmek,alış veriş yapmak,ürünlerini satan akrabalarımla,köylülerimle sohbet etmek.her gidişimde her ikisinide her fırsatta yaparım.pazardan dönerken rahmetli anneannem yine bana naylon ayakkabı alacakmış gibi gelir heyecanlanırım.



Eğirdir Gölü köyüme bu kadar yakınken gitmek son yıllarda sıkça nasip oldu.köyüme misafir dostlar geldi de gezdirme bahanesiyle bende sık sık gider oldum.köye yapılan kısa günlü yolculuklarda Eğirdir Gölüne sadakatimizi sunmayı ihmal ettik geçmişte.telafi telaşı duyarak her seferde uğramak istemem bundandır.
sokaklarında yürürken sanki ada da geziyormuşsunuz hissi veriyor size Eğirdir Gölü.yeşilin maviyle buluştuğu yer derler ya turizm kataloglarında işte bende burası için yakıştırdım bu lafı.
geçerken mutlaka uğranılası,yörede mola verilecekse yada konaklanacaksa tercih edilesi yerlerden.sazan balığı yiyebileceğiniz,tecrübe edebileceğiniz gıdalarından.
kısacası yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için...

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-2.bölüm

2. Bölüm - Akşehir,Konya,Meke Gölü,Tuz Gölü

Akşehir:zamanda yolculuk gibi bir şey yaşayacağımı düşünürdüm Akşehir'e gittiğimde.ben küçüleceğim evler kocaman kalacak,sokaklarında arkadaşlarım,okulum hepsini seyredeceğim.sanki ben nasıl Akşehir ile buluşmak için yıllardan beri sabırsızlanıyorsam Akşehir'de benimle buluşmak için hazırlık yapıyor sanırdım.öyle değilmiş.ben kocaman Akşehir küçücük kaldı.bu hep böyle olurmuş meğer.
yıllar evvel mezun olduğumuz okullara giden arkadaşlarımda aynısını söylerdi bana.'orasının rüyalarına girmesinin sebebi yaşadığın anlar,kişiler.yaşadığın,gezdiğin yerlerin eskisi gibi olmaması acı verir' derlerdi.doğruymuş aynısıda Akşehir'de bana oldu.
çocukluğumda bana uzak gelen çarşısını,yılda bir gittiğimiz mesire yerlerini,oturupda doya doya dondurma yiyip gazoz içemediğim çay bahçesini kısacası ufacık yüreğimde ukte kalan yada o yıllarda gittiğimde 'işte bu gün büyük gün' dediğim yerlerine gittim.
kendinden büyük kardeşleri olanlar bilirler.abilerin ablaların gittiği yerlere özenilirdi.hep onlarla gitmek istenir.onlarsa çok nadir bizi götürürler,genelde bize hissettirmeden kaçarcasına sıvışıp giderlerdi.çocuk aklımızla kin besler 'gideceğim ulan bende bir gün oraya göreceksiniz' diye andlar içerdik.ama büyüyünce o yer ya japon pazarı olur,ya siz taşınırsınız yada o zamanki havayı yaşayamazsınız.gerçektende benim hayatımda böylesi yeri olan bir pastaneye gittim Akşehir'de.en kral yerine oturup supangle söyledim kendime.afiyetlede yerken ablama gösterip hava atmak için de bol bol fotoğrafını çektim kendimin.aynı tat mıydı?supangle evet,ruh hayır.
Akşehir geçerken görülesi yerlerden.gölden bahsetmiyorum kurumuş gitmiş.artık yeni haritalardan bile siliyorlar zavallıyı.içim yanıyor.bu sadakatsizliğin,bu ihanetin parçası hissediyorum kendimi.Nasrettin Hocası gayet turistik.
Konya:Akşehir'de 6 yıl kaldım fakat Konya'ya hiç gitmedim.gitseydim de bir şey anlamam çok zor olurmuş o yıllarda.Konya bence olgunun üstü bir şehir.dingin,Mevlanadan ve tarihinden kaynaklı sanırım bir oturaklılığı,ağırlığı söz konusu.sanki yollarında ney sesleri yükselecek.

Mevlana türbesi görülmeye değer olmakla birlikte çok çok kalabalıktı biz gittiğimizde.hiç bir yere bakamıyorsunuz,ne kadar sukuneti korumaya çalışsalarda hep bir uğultu söz konusu.görmek için o kadar heveslendiğim Mevlana Türbesi'nde bir an evvel çıkmak için kestirme yollar arar halde buldum kendimi.
Yeme-İçme:Konya mutfağına tek kelime edecek babayiğit henüz olmamıştır eminim.biz Mehmet Yaşin'in Lezzet Durakları Kitabındaki tavsiyelerine uyduk.Kadınlar Pazarında aradığınız hatta aramadığınız peynirden bitkiye hey şeyi bulmak mümkün.

Köşk Restorant şehir merkezinden biraz uzak.yürüyerek sabırla arayın bulun burasını.her şeyiyle mükemmel.ağır abi restorantlarından ama rahat olun her türlü yemeği bulabileceğiniz doğru adrestesiniz.
3-4 saat kadar yürüyün kendinizi etli ekmeye hazırlayın ve haydi Cemo'ya.Cemo bir çok şubesi olan etki ekmekçi.lök gibi midenize oturan hamuru yok.yedikçe yediren bir lezzete sahip.sonra ne yaparsınız Meram'da şişkinliğinizi gidermek için Niğde gazozu içerken bir yandan da şehiri ve güneşin batışını tepeden seyredersiniz.
Konya bölgesine has yöresel adı Termiye,Antalya tarafında da Tirmis denilen google'daki aramalarım sonucunda yahudi baklası adınıda alan bir tür yemişin mutlaka tadına bakın.haşlanmış nohut,fasülyeye benzeyen görüntüsü var.kabuğunu çıkartıp atıyorsunuz ağzınıza.biraz tuzladıktan sonra avuçlar dolusu yersiniz.hani çekirdek yenir ya işte benim ufaklığımda oyalanmak için Termiye yenirdi.Beyşehir Gölü civarlarında yetiştirildiğini ve yediğimiz halini alana kadar baya zahmetli olduğunu biliyorum.bilenin bildiği,meraklısının keşfedeceği türden yiyeceklerden.
Konaklama:Konya'da iş için giden insanların kaldığı fazla beton ve fazla pahalı oteller var.madem beton bi yerde kalacağız en ucuzunda kalır artan parayla bol bol etli ekmek yeriz düşüncesiyle Turizm Otelcilik Lisesinin Uygulama Oteline gittik.yol üstü güvenilir olduğundan emin olduğumuz bu oteller bir çok ilde var.bizim için konaklama demek temiz,sıcak suyu olan,mevsimine göre klimalı,güvenilir ve bunların hepsinin uygun fiyatlı olması demek.herkesede uygulama otellerini tavsiye ederim.
Meke Gölü Konya Karapınar'da dünyaya küsmüş,gözünün kenarında bir damla yaşıyla,yolu buralara nadir düşen insanları hala kucaklar durumda.her göl gibi Meke Gölü'de gözümüzün içine baka baka yok olan göllerden.görüntüsü kafalardaki göl kavramını değiştirecek cinsten.


sönmüş bir volkan kraterinin su dolmasıyla oluşan ortasında tepeli adası olan bir göl.güneşin doğuşunda batışında ayrı masal anlatacağına eminim bu gölün.o taraflara yolunuz düşerse yok olmadan görmenizi tavsiye ederim.bu göl bana Moğolların 'ıssızlığın ortasında' şarkısını hatırlattı...
Tuz Gölü:bir elimde bu gezi için internetten araştırdığım yazılar diğer elimde harita var.Konya'dan Şereflikoçhisar tarafına hareket halindeyiz.araştırmalarımda 'gökyüzü sanacaksınız Tuz Gölü'nü,gözleriniz kamaşır beyazlığından' yazıyor.dökümanlarda buz ocaklarının gölle,gökyüzüyle oluşturduğu nefis görüntüler var.etrafımızda sürekli böyle görüntüler arıyorduk.ama bir türlü bizi şok edecek görüntüyle karşılaşamadık.

tur otobüslerinin durduğu yere geldiğimizden esnaftan aldığımız bilgi bizi kendimize getirdi.dünyada ki her doğal güzellik gibi Tuz Gölü'de sessizce bizlere,sahneye veda edip derin uykuya çoktan dalmıştı.yerini ise kahverengiliklere yer yer kurumalara bırakmıştı.

o zaman işte telaşa kapıldım,o zaman içime düştü bu blog,bu gezme isteği.daha kuruyacak nereler var görmediğim.hayatım boyunca yok olmadan görebileceğim,koruyabileceğim kaç tane dere,göl,orman,canlı var.onları bulup sadakatimi göstereceğim.yok olanlarada insanlığın ne kadar acımasız olduğunu hatırlamak için gideceğim tekrar tekrar..
bir umut ısrarla esnafa görselleri gösterdik 'bak biz bunları arıyoruz ne tarafa gitmeliyiz' diyoruz.'yok öyle şeyler artık.bu resimler 10 yıllık falan olmalı' diyo.

aklıma Sadri Alışık'ın bir filminde mahkeme sahnesinde elleri tahta parmaklıklarda,gözleri hakime yalvarırcasına bakan sahnesi ve hepimizin bildiği o repliği geliyor.
'buda mı gol değil hakim bey,buda mı gol değil'...

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam