31 Ekim 2007 Çarşamba

Küre Kastamonu Safranbolu Gezisi


29 ekim tatilini değerlendirmek istiyoruz fakat izinlerimiz geç belli oldu ve turların çoğu doldu.son anda 'bizde varız' diyen iki dostumuzla geziciyak'dan küre için 5 kişilik yer bulduk.hatta aynı odayı paylaşıyoruz.

gece yolculuğunun güzel yanı sabahın köründe varmak,yaşanacak çok zamanın kalması.biz böyle turlarda asla gidip yatamayanlardanız.


kaldığımız yer o kadar huzur verici ki 'konak bi yere gitmeyin,yatın dinlenin' diyor ayaklarımız da 'gez,toz,koş' diyor.bir de öyle tatlı bir amca var ki konağı işleten.konağın direği o göçse oralar bu kadar tatlı olur mu bilmiyorum.çok az yaşlı amcayla anlaşabilmişimdir.Ahmet amca eski aşçılardan.yemekleride güzel yani.insanın konağın 'gitmeyin konakta kalın' teklifine 'evet' diyesi geliyor.3 günlük konaklamamızda sanki evimizde gibiydik.PAŞA KONAĞI-PINARBAŞI/KASTAMONU'da.münferitde hiç çekinmeden gidip konaklayabileceğiniz bir yer.odad+kahvaltı 30-35 lira arasıdır.konağın restorasyonu ve korunması için WWF'de katkıda bulunmuş.


VALLA KANYONU dünyanın 4.büyük kanyonu.uzunluğu 12km.,yüksekliği 1000 m.,kimi yerleri 50 cm. darlığında.bu bilgileri gitmeden evvel bilmiyordum.Güven İslamoğlu'nu seyretmiştim.bu bölgeye gelmişti ve o zaman hedefimiz belli olmuştu.kanyon yürüyüşü yapmıyoruz.tepesinden izliyoruz.ilk defa kanyon görüyorum.etkileyici,ürkütücü.tehlikesi,gidenler,dönemeyenler kısmı için google'dan ufak bir araştırma yaparsınız.çok söylentiler var.
kanyona gidilen yolda ayrı güzel.orman içinde.orman gezisi için güzel bir zaman.rengarenk yapraklar,ağaçlar.

ILICA ŞELALESİ beni çok etkilemedi açıkçası.ama yolu çok zevk verdi.şelale 15m.'den akıyor.minik bir göl yapmış.hava sıcak olsa da atlasak...

bizi buralara sürükleyen ikinci güzellik ILGARİNİ MAĞARASI.yine Güven İslamoğlu'nda izlemiştik.ILGARİNİ MAĞARASI için bilgilerime gelince oda dünyanı 4.uzun mağarası.850m uzunluğu var ve 250m.'sine gidilebiliyor.insanların yaşadığı bir mağaraymış.ne zaman yaşamışlar bknz. 'sevgili google'.çok geniş bir girişi var.kavisli inişiyle heyecan verici.göz gözü görmüyor.her yeri pis gömü avcıları talan etmiş.hiç bir koruma yok.ILGARİNİ yapayanlız ve savunmasız.

bu kadar yanlızlaşmış ilk mağara gezim bu.gümüşhane'de bulunan Karaca Mağarası yada Safranbolu'da bulunan Bulak Mağarası gibi sosyetik ışıklarla süslenmemiş.tamamen Küre Dağlarına,doğaya emanet bir hali var.






Küre Dağları buraya özgü ağaç,bitki vs. ile çok zengin.bir çok hayvanda var.burada gerçek bir orman gezisinin ne olduğunu anlayabilirsiniz.

MANTAR MAĞARASI'da görülecek yerler arasında ama merdivenle iniliyor bilginize.ben tırstığımdan inmedim.EJDER ÇUKURU da bana acayip ilginç geldi.

son gün Kastamonu şehir turu yaptık.Kastamonu için ayrı bir gezi yapmanıza gerek yok.geçiyorsanız uğramanızı tavsiye ederim ama.eski bir yerleşim ve Safranbolu gibi konaklara sahip.Kastamonu'da zevk veren şey yöresel yemekler ve gittiğimiz restoranın aynı zamanda bir konak olmasıydı.EFLANİ KONAĞI işletmecisini bir kez daha tebrik ederim.
dönüş yolunda Safranbolu'na uğradık.puslu bir hava vardı ve özel olarak gelinesi bir yer gibi geldi o anda bana.özel olarak geldiğimde de gelmek için çok çaba sarfedilmemesi gereken bir yer olduğunu düşündüm.nedenini Safranbolu gezi güncesinde bulabilirsiniz.

gezinin güzellikleri kesinlikle orman yürüyüşleri,PAŞA KONAĞI ve AZDAVAYLI SAFİYE cd'si oldu.Azdavay Pınarbaşı'nın Kastamonu'ya giderken ki komşusu.yerel sanatçısı Safiye klipli bir cd çıkartmış.bizim gibi gıcıklar kaçırır mı hiç bunu?enfes bir tecrübe Azdavaylı Safiye.onuda anmadan yazıyı bitiremedim.herkes cd'sini almalı ve seyretmeli.

KÜRE DAĞLARI 'tekrar tekrar gidilecek yerler' listemizde yer almaya hak kazandı.
sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

9 Temmuz 2007 Pazartesi

Doğu Karadeniz Kültür Turu 01-07 Temmuz 07


'Ahh para olsa da gitsek,ahh vakit olsa da gitsek,ahh bu sene de geçti seneye,ahh aslında hep deniz hep deniz birazda cennet yurdumuzu görmek lazım' laflarının canımı haddinden fazla sıktığı bu günlerde ani bir kararla Doğu Karadeniz Kültür Turu yapma kararı aldık.bu karar aynı zamanda bizim tatil anlayışımızı da tümden değiştirecek bir karar oldu.

madem bu kadar övülecek yurda sahibiz o zaman neden hakkını verip,karınca kararınca, gezip görmüyoruz.hep deniz hep kum.

bizi bu düşüceye iten sebeplerden biri de insanların bırakın artık denizi olmayan yerleri gidip görmelerini,gittikleri deniz tatillerinde 5 çaylarını,beleş dondurmalarını,açık büfe kahvaltılarından azıcık feragat edipte 'yahu bu otelin yanında da ne varmış' diye çıkmamaları oldu.bir de o tip tatil köylerine gitmeden evvel yada döndükten sonra 'ne gördün,ne görecen anlat' dendiğinde sanki oteli satın alacakmış gibi lobisini,odalarını,açık büfenin ne kadar zengin olduğundan bahsetmeleri çileden çıkarttı.ama onlar ne yapsın gördükleri tek şey bunlar sanırım.
o kadar sabırlıyım ki beni bu da çileden çıkartmadı da canım deniz yanıbaşında dururken taa oralara gidipte havuzdan çıkmayan zihniyet ve otelin bakımsızlığından dolayı deniz kenarının,denizin pis olmasından dolayı denize girmeyipde sanki bölgedeki tüm koyları gezmiş gibi 'falanca yörenin denizi işe yaramaz' yorumları dumurun ötesinde şuurumu kaybetmeme sebep oldu.

bu tip insanları protesto için bile bu yurt yalın ayak adım adım yürüyerek gezilir,yazılır.

Doğu Karadeniz Kültür'e TAMZARA TUR ile gitmeye karar verdik.tur rehbermiz,tur firması zaten yöreden.çok da severim kendilerini,gezilerini.

Trabzon'da başlayan gezimizin ilk duraklarını Ayasofya Kilisesi,Atatürk Köşkü,Akçaabat Köftesi molası ve Sümela Manastırı oldu.konumu itibariyle Sümela manastırı günün bombasıydı.yoksa içini çok ruhsuz buldum.dışarıdan,uzaktan bakıldığında sizi etkilediği gibi içi etkileyemiyor.bunun nedeni yıllar evvel gelenlerinde dediği gibi bitmek bilmez restorasyon çalışması mı yoksa restorasyon diyipte yaratılan suni,soğuk,içi boş çalışma mı karar veremedim.bozulan bozuldu,bozulduğuyla mı kalmalı,yoksa aslına uygun tekrar mı yapılmalı?gezerken restore edildiğini bilmek biraz yalancı emzik tadı bırakıyor hafızamda.Sümela Manastırının ihtişamı,öyküsü,iklimi etkiledi beni.konaklama Maçka Coşandere'deydi ve güzeldi.

ikinci günümüzü Zigana Geçiti,Vazelon ve adını unuttuğum bir kilise,Hamsi Köy sütlacı,Gümüşhane Karaca Mağarası,Gümüşhane evleri-konakları oluşturuyor.günün bombası ise kesinlikle Karaca Mağarası oldu.ilk defa böyle bir mağaraya girdim.sarkıt ve dikitlerin yoğunluğu büyüleyici.sanki dodurma kaplı bir parkta dolaşıyorsunuz.zaten sarkıt ve dikitlerin yoğunluğu bakımından dünya sıralamasına girmiş durumda.


üçüncü günde yavaş yavaş Trabzon'dan çıkıp Artvin'e doğru yol almaya başladık.Uzungöl,Memişağa Konağı,Fındıklı,Rize Kalesi,Rize Kent merkezi bu günkü göreceklerimiz.yavaş yavaş düşündüğüm Karadeniz iklimine varmaya başladık.hani insan karadeniz diyince ilk akla gelen şey 'Karadenizde dağlar kıyıya paralel' lafıyla alakalı görebileceklermiz yani doğası.işte bunu görmeye başlıyorsunuz.beyniniz kafatasınızda fırıl fırıl dönüyor yeşilden,sudan,kuş seslerinden.günün güzelliği memiş ağa (kastel) konağı ve hikayesi oldu.fındıklı deresi gezisi de görmek istediğim türden bir tat bıraktı aklımda.akşam kaldığımız otelin kötülüğünü bile unutturdu bu coğrafya.otel o kadar kötüydü ki Tamzara Tur'un keşke başka bir alternatifi olsaydı.

yeri gelmişken değinmek isterim ki bu tarz turlarda yöreyi yaşamak isteriz.yani oralara gidipte kahvaltıda yörenin tereyağını değilde şu otobüs molalarında verilen üstü jelatinli reçel,tereyağı yemek istemem.nefis peynirler dururken bakkaldan alınan neye benzediği belli olmayan peyniri yemek istemem.kimse istemez.hele hele Karadeniz'e gelipte akşam geçtim mevsimi değil hamsi yemeyi,bir muhlama,bir kara lahana dolması,bir laz böreği yemeyipte tavuk,pilav yediren zihniyetide kınıyorum.bilmeyenler için söylüyorum ki insanlar buraya okul gezisiyle,emekliler dayanışma derneğiyle cüzzi paralara gelmiyor.hatrı sayılır,ödenmesi bir çok insan için zor olan paralarla geliyor.yani yöresel tatları kat kat hakeden paralar veriyorlar.karşılaştıkları tatlara bakın sıradan hatta üçüncü sınıf otel menüsü.bu çoğu firmada da böyle.yola çıkmadan tutup da neler yiyeceğiz diye sormak ne kadar kaba ve abes ise karşımıza kutu reçel ve beyaz peynirle aldatmacasını çıkartmak da o kadar abes.bu mu şimdi Karadeniz Kültürü demezler mi?biz Türkiye'de Akdeniz'e tatil köyüne gidipte 'ay şekerim bir İtalyan restoranı vardı,bir İspanya mutfağı yedik' diyenlerle dalga geçerken bize muhlama nasıldı diyenlere boynumuz bükük bakakaldık.gezimizin bir gecesi ve tüm kahvaltıları böyleydi.işin aksi yanı her tur firmasında olan bir sorun bu.sanırım bölge otel anlayışının bir ürününe takıldık.bunu da ince bir sitem olarak yazmadan geçemedim.

dördüncü gün Sarp sınır kapısı,Borçka Karagöl,Camili Maçahel'e yolculumuz var.bu turda olan bir güzellikde bir çok yabani şey yememiz.çam sakızından sakız yedim,böğürtlen yedim,temmuz ayında yabani çilek yedim.bunları tatmak bulmak hemem her zaman nasip olmaz.Günün güzelliği Borçka Karagöl ve Maçahel'di.Karagöl kartpostal gibiydi.Gürcistan sınırında Gürcü köyü olan Maçahel ise bakirliği ile şaşırttı bizi.yılın belirli aylarında ulaşımın olmadığı,temmuz ayında bile ulaşmakta çok zorluk çektiğimiz,arıcılık ilk geçim kaynağı olan bir yer.hadi bir ip ucu vereyim bir gün kaybolursam ortadan,şöyle 15 gün falan haber alamazsanız benden ilk bakacağınız yer.Maçahel'den çok bahsetmek istemiyorum çünkü tüm bencilliğimle söylüyorum ki bakirliğiyle kalsın orası,kimseler bilmesin,gitmesin.parayı bastırıpda istediğini yapabileceklerini sanan ve aslında yapan zihniyet yok olmadığı sürece maçahel uzaklarda,narin,mis gibi kokusuyla bize el sallasın.Maçahel gürcü dilinde 'avuç içi' demekmiş.

Maçahel turun en güzeliydi.

beşinci gün Ayder'e ulaşmakla ve pansiyona yerleşmekle geçti diyebiliriz.Ayder'e Maçahel'den önce gitseydik Ayder çok etkilerdi beni biliyorum.ama Maçahel'in bakirliğini gördükten sonra Ayder turistik,sosyete işi geliyor insana.

El değmemiş yerlere gidemeyen,yürüyemeyen insanlar için nefsini körleyebileceği bir yer Ayder yaylası.daha önce gelenler arttık eskisi gibi çekici ve güzel olmadığını,her türden,her telden esnafın,lokantanın olduğunu anlattılar.ne kadar araba o kadar kirlilik.

Ayder'de güzel olan yağmurun başlaması ve Fırtına Dere'sinin sesi.al kitabını geç odana,balkona uzaklara bak.

Ayder bölgenin en çok pansiyonu olan yerlerinden biri.maalesef pansiyonculuk adına öğrenecekleri çok şey var daha.bizim gibi asgari şeylerle memnun olan insanları bile huzursuz edecek uyanık pansiyoncular olduğu sürece Ayder kaybetmeye mahkum.

gözünü gelen insanın cebine dikmiş,hiç bir karşılık vermeden onu almaya kilitlenmiş esnaflarla baş etmeyi öğrendik artık.zaten cebimizdeki para senin,onu buralarda harcamaya gelmişiz.ama sen bu kadar uyanık geçinirsen bu iş nasıl olur be güzel kardeşim.

altıncı gün dağ yürüyüşü yaptık.grup ve özellikle ben zorlansamda anladım ki spor ayakkabısıyla olacak şey değil bu olay.biraz uzman işi ekipmanlar gerekiyor.yoksa hem kendime hem gruba zararım olacaktı.dağlarını çok sevdim.

ve ayrılık vakti geldiğinde,bu yıl öss'ye girecek ergenin yazlıktan ayrılırken ki hüznü içindeydik.döndüğümde her şey yapay gelmeye başladı.adaptasyon sorununu güç bela yendik.

ben bu Karadeniz'e gelirim artık.sularını içerim,dağında yaylasında yürürüm.

30 Ekim 2006 Pazartesi

Her Yıl Çanakkale 06

bazı yerler vardır tılsımlı gibi.ufaktır,düzenlidir,ekonomiktir.yapacak şey kısıtlı ama ne ararsanızda vardır.lokasyonu iyidir.'emekli olsam da gelsem yaşasam yada ne güzel be burada memur olcan' dersiniz.işte Çanakkale öyle yerlerden.



bir çok tatil yerlerine yakınlığı,doğası ve havasıyla herkese hitap eder.ailemizin bir bölümüde burada yaşıyor.bir ayağımız buralarda.çok az zamanlarda civarı gezmek için vaktimiz olmuştur ama gezebildiğimiz kadarıyla bir yanlışı yok çanakkalenin.


truva içler acısı bir halde.lütfen okuyan arkadaşlar samimiyetime güvenin 'buralara kadar geldik,bilet fiyatı biraz fazlaymış.yinede gireyim demeyin' girmeyin.biliyorum tarih düşmanı gibi algılanacağım.umurumda değil.truva'da bir şey yok.her şey gerek güzel devletimin titizliğinden gereksede güzide insanlarımızın girişimleri ile Almanyalara çoktan gitmiş.hatta utanmadan da yazıyorlar 'bu alanda çeşme vardı.şimdi almanya'nın bilmem ne kentinde sergilenmekte' diye.adres vermiş amcalar bir de.sinirleriniz bozulur,boşuna küfür edersiniz.cebinizden de hiç hak etmediği kadar çok para harcarsınız.at cazip gelebilir.bildiğiniz ahşam büyük bir at.hiç bir numarası yok.

buralarda öyle saklı bir cennet varki bence bin kere gitmeye değer.asos'dan bahsediyorum.imkanınız varsa bir haftanızıda harcayın burada.ekonomik,denizi güzel.yolları biraz virajlı.beni tedirgin etmişti.güzel balık yiyin.tekne ile açılın.

Asos'a ayrıca gittiğimde söz veriyorum yazısını yazacağım.





bölgeden mutlaka zeytin ve türevlerinden alın.kolay kolay kazıklanmazsınız.



çanakkale'den sık sık bahsedeceğim.2003-2006 yılları arasındaki resimler donanım eksikliğinden oldukça kalitesiz ve gereksiz şeylerle dolu.o yüzden o yıllardaki resimleri arajman halinde yayınlamayı uygun gördüm.ama ilk fırsatta telafi edeceğim.

not:picassa ve yazı için resim araştırırken o yıllardaki tombul yanak,şişko halimle çektirdiğim yandaki fotoğrafımı buldum.iftihatla sunuyorum.78 kg. da romen güreşçi görünümündeki kişi benim.

22 Ağustos 2006 Salı

Olimpos Kaçamağı Ağustos 06

Olimpos ve civarı için genelde yaş ortalamasının çok küçük olduğu,farklı düşünen insanların ekonomikliğinden dolayı tercih ettiğini,hatta yaşınız ortalara yakın yada geçkin ise önerilmeyen yerlerden olduğunu söylerler.

ne olacak şimdi şahsımız için demiyorum allaha şükür hala genciz ama gençliğinde buraları keşfedememiş insanlar bu cennetten mahrum mu ölecek.

gece yarısı Antalya havaalanından Olimpos'a geçerken,bir yandan gırtlağınıza sarılmış düşmanınız gibi hissedeceğiniz sıcağa alışmaya çalışırken bir yandan da istemsiz şekilde dağlardaki ağaçların gerçekten maki olup olmadığını anlamaya çalışıyorum.

bu sürpriz hafta sonu kaçamağı bize,eşine ve kendine,bir yakınımızın hediyesi ve otel seçimi ruhu dinlendiren,arındıran türden tavus kuşu sembollü olimpos lodge.sonraları bu oteli düşündüğümde aklıma nedense hafif rüzgarda uçuşan şerit şerit tüllerin içinden,uzun beyaz elbise giymiş,yalın ayak,başında çiçeklerden taç olan bir genç kız sahnesi geliyor.filmlerde olan yavaş çekimle zihnimin bir yerinden giriyor ağaçlar arasından kayboluyor.işte otel sizi normal hayatınızdan alıpda ruhlar alemine sürükleyebilir.hazırlıklı olun.

Olimpos'a özgü ağaç evlerde cüzzi fiyatlarıyla ilgi çekici.

denizine diyecek yok.sırtınızda ormanlarla kaplı dağ,karşınızda uçsuz bucaksız mavilik.dal,çık,yat,yuvarlan burası kaçıp da saklanacağınız Leonardo DiCaprio'nun oynadığı 'The Beach-kumsal' filmindeki gizli yer adeta.

akşam yanartaş denilen bir yeri var ki akıllardan hiç çıkmayacak bir tecrübe sizi bekliyor orada.buralarda bir hafta falan geçirme imkanımız olsa her akşam şarabımızla bizi bulacağınız yer burası olurdu.
olimpos'dan döndükten sonra çıralıya gitmemiş ama ne olduğunu az çok bilen birinden izlenimlerini dinledim.şöle diyor 'aman işte kayalar varmış,aralarından ateş çıkıyormuş,ne ki o öyle'.aman ne güzel.dünyanın her yerinden insanlar,bu nadir olayı görmek için koşsun gelsin,yukarıda ayin gibi yanında sevgilileri,şarapları ay ışığında huzuru yakalasın benim romantizmden zerre nasibini almamış yurdum insanım 'aman ne ki o öyle' diye yorum yapsın.sonra da biz niye gelişemiyoruz,biz niye zevk alamıyoruz.işte bu yüzden.tatil diyince kuma gömüp romatizma tedavisi anlayan zihniyetten daha ne bekliyorsunuz.

yanartaş kanatlı at Pegasus'un ateş soluyan düşmanı Kimera'yı ölürdüğü yer olarak da mitolojide yer alır.Hâlâ yanmakta olan ateşin öldürülen canavarın ağzından çıkan alevler olduğu söylenegelmiş.olimpiyat ateşininde buradan alındığı efsanesi vardır.Yaz kış yanan bu ateşin aslı yeraltı kaynaklarından dışarı sızan doğal metan gazıdır ve gecenize bambaşka bir güzellik katar.

gece vakti,orman içinden,el fenerleriyle,uzun merdivenlerden tırmanarak gidiliyor yanar taşa.bir kayanın üzerine oranızı buranızı yakmadan yanınızda getireceğiniz sucukları kızartıp yiyebilirsiniz.şarabınızı içebilirsiniz.denize yakınlığından dolayıda manzaranız daha bir doyumsuzluğa ulaşır.

Olimpos etrafında görebileceğiniz Adrasan ve Fasilis antik kenti yine denize girebileceğiniz görmeden dönmemeniz gereken yerlerden bazıları.


biz bu tatil için iki gün ayırdığımızdan dolayı son dakikasına kadar hiç durmadan gezdik,yüzdük,yedik.tadı damağımızda kaldı doyamadık.

gitmeyi düşünen herkese tavsiye ederim

şimdi gelelim 'neden bu yazıda yada picassa'da fotoğraf yok?' sorusunun cevabına:o zamanlar elimnizdeki makina o kadar kötüymüş ve biz o kadar acemimişiz ki yüklemeye değer bir fotoğraf bulmak çok zor.ama sözüm olsun sırf fotoğraf için tekrar gideceğim...

14 Ağustos 2006 Pazartesi

Şuan ve geçmiş için Bozcaada 06

sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link: http://picasaweb.google.com/leylegihavadagorunce/Bozcaada#

Bozcaada sınırları aşmak demekti benim için.aileden bağımsız,hep kafamda olupda bir türlü parayı bulupda gidemediğim,her yıl gidilecek yerler listesinde olupda gidilemeyen yerlerdendi.


evlilik benim gibiler için birazda özgürleşmek demek.işte bu tatilde bunun ispatı oldu.

2003 yılı Bozcaada'yı ilk keşfedişimiz oldu.cebimizde fazla paramız olmadığından averaj bir yerde kaldık.bir gece ekonomik yeme içme alternatiflerini değerlendirdik,bir gece rakı balık yaptık.böylece Bozcaada şarabını ne ağzımıza ne de bavulumuza koyamadan döndük.ama nefis üzümlerinden bol bol yedik.para yoktu alamadık işte.

denize girmek için ayazma gibi bilindik yerleri var fakat AKVARYUM KOYU diye bir mevkiisi var ki kalabalıktan uzak,özgürce yüzüp güneşlenebilirsiniz.burada kalabalık olmadığından çok çeşitli balıkları yüzerken yakınınızda görebilirsiniz.şemsiyeniz ve buzdolabınız varsa güneş batana kadar ayrılmayın buradan.




Bozcaada'ya son gidişimizde RENGİGÜL KONUKEVİ'nde kaldık.şehrin içindeki pansiyon adeta bir müze gibi.odalardaki ve koridorlardaki eşyalar o kadar çok ve çeşitli ki hayranlıkla bakıp en ilgincini seçmeye çalışırken bulabilirsiniz kendinizi.Pansiyon sahibi Özcan hanım çok samimi ve misafirperver biri.akşam yemeği için ucuz ve güzel yerlerin adreslerini vererek misafirlerinin keselerinide düşünecek kadar ince.

Bozcaada şarap memleketi malum.bizim tercihimiz ÇAMLIBAĞ YUNATÇILAR.o kadar tatlı sahipleri var ki.tadım yaparken hoş sohbetleriyle ne kadar içtiğinizi anlayamazsınız.ilk gelişimizde evet hiç birinden alamamıştık ama ÇAMLIBAĞ YUNATÇILAR sağolsun istanbul'a kadar yolluyorlar şarapları.fiyatlarıda makul.bazı markalar var Bozcaada'ya has.çok reklam vermiş.corvus,talay ve ataol gibi.onlarda şüphesiz iyidir.corvus biraz pahalı geldi bize.talay ve ataol'u hiç deneyemedim.çamlıbağcı oldum kısacası.zaten o kadar da bilinçli içtiğimiz söylenemez.bir kaç kıstasımız var onlara haiz olan şarap en iyi şaraptır.
Bozcaada gittikçe bozulan bir ivme halinde gözlemlediğim kadarıyla.o kendine münhasır sevimli pansiyonları,her geçen gün biraz daha verdiği hizmetin kat kat üstünde paralar isteyen mekanlara dönüştüğünü görüyorum.gittikçe sınıf değiştirdi ziyaretçiler.eskiden şöyleydi böyleydi diye ahkam kesemem.ne kadar ki geçmişim.ama ilk gittiğim günden bu güne kadar her sene gerek bağ bozumunda gerek sezon başlangıcında hep arar konaklama fiyatlarını öğrenirim.bir hesap kitap yaptığımızda 'yuh be amma da uyanıklar.bu senede para kazandırmayalım' diye karar alırız.

ada hayatı bazı zorluklarıda içinde barındırdığından biraz pahalı olabilir tabii ki.ama yakında berkecanlar,edanazlar falan ortada dolaşırsa şaşmam.

para varsa en azından tatil sürecinde 1-2 akşam yemeğini KORELİ'nin yerinde yemenizi tavsiye ederim.gerçi adada bayat balık bulmak zor ama en azından fiyatları sizi şaşırtmaz.
Güncesini yazdığım şu günlerde Bozcaada oldukça gerilerde kalmasına rağmen tadı hala damağımızda,ruhumuzda.bir kaç gezimizde olduğu gibi fotoğraf makinamız o zamanlar çok kötüydü ve bizde henüz hatıra fotoğrafı çekme anlayışı tam gelişmemişti.o yüzden gezi güncesini fotoğraflarla şenlendiremiyorum.
o zaman yakın zamanda keşke Bozcaada'ya gidebilsek de güzel fotoğraflarını çekebilsek diye dua ederek yazımı tamamlıyayım...

1 Temmuz 2006 Cumartesi

Fethiye Ölüdeniz Haziran 06


Fethiye her yönüyle görülmeye değer bir yer.zaten bu bölgeyi görmeyen deniz tatili konusunda çok da konuşmazsa kendi için iyi bir şey yapmış olur.ben bölgeye ilk defa gidiyorum.

bu bölgeden bahsederken,tatil köyü katologları gibi klişeleşmiş laflar edesi geliyor insanın.sanırım o kitapçıklardaki yazılar burayı gördükten sonra yazılmış ve yayılmış.



'aman şöyle güzel böyle güzel' diye özet geçeyim de gördüklerime geçeyim.

istanbul'dan geliyorsanız sonlara doğru orman yolları mutluluk veriyor.kaldığınız yerin hiç bir önemi yok.bu bölgeye geldiyseniz bari burada zincirlerinizi kırın ve lütfen çok ucuz pansiyonlarda kalın.çünkü etrafında gezilecek,görülecek o kadar çok güzellik,yapılacak o kadar çok faaliyet var ki 'para verdim,pansiyonumun yemeğini kaçırmayayım' derseniz yazık edersiniz.


açık yazacağım iki sokak geçince girebilecekleri dünya listelerine girmiş deniz dururken,pansiyonun bilmem kaç günde bir temizlenen havuzuna itibar edenleri görünce midem kalktı.gelme canım kardeşim sende gelme buralara.sen ne anlatacaksın eve dönünce.girdiğin havuzu mu?bu memlekette böyle çok insan var işte.bizim çevremizde de böyleleri var.kıramıyorlar zincirleri.tatil anlayışları gelişmemiş ama yaptıkları tatilin süper olduğunu sanıyorlar.

Türkiye'de tatile çıkma olayı çok yeni belki onun etkisi.yıllık izinlerinde memleketinde çiftçilik yapan insanlar birden deniz kenarındalar.sonrasında deniz kenarında yazlık denilen aslında kışın oturdukları evlerden farkı olmayan yerler almaya başladılar.kışlık evlerinde kullanmadıkları eşyaları sokuşturdukları,her gün yemek yap,cam sil temposuyla yaşanan,yetmezmiş gibi bir sürü beleşçi akraba,eş,dostunun akın ettiği,maddi anlamda ev sahibini göçerten sosyalleşme yerleriydi.ya yazlığınız vardı size sürekli misafir gelirdi yada yazlığı olan yakınınızın yazlığına giderdiniz.işte buralardan tanıştık deniz kum güneş ile.sonra çıstak çıstak bodrum vs. derken herşey dahil olayına geldi sıra ve yavaş yavaşda gerçek tatil anlayışına dönüşüyor mantıklar.

burada bir sürü faaliyet yapabilirsiniz.yamaç paraşütü vb. tehlikeli heyecan dolu aktivitelerden,tekne turlarına.jeep safariden tarihi yerlerin ziyaretine kadar.

Saklıkent'i görmeden dönerseniz 'Fethiye'ye gittim' demeyin.patara yöreye yakın denize girilecek alternatifler arasında.ölüdeniz zaten dünya listelerinde.kaputaş ancak meraklıların bildiği bir efsane.kaputaş çok eğlenceli.dik ve çok merdivenlerden inerken 'bu kadar merdiven inilecek ne var ki' diyorsunuz.ama indiğinizde hiç buradan çıkasınız gelmiyor.

kaş ve kalkan'da bölgeye çok yakın.sonra artık çok uygun fiyatlarla tekne turları var.nefis koyları görebilir denize girebilirsiniz.kelebekler vadisi 'artık ben burada yaşarım' dedirtecek size.

bu yazdıkalarımın heyecanlı aktiviteler kısmı hariç hepsini yaptık bir haftada yaptık biz.aracınız varsa daha da uzaklara gidebilirsiniz.ama birazda buraları yaşamak lazım.


yazıya hatrı sayılır güzel fotolar koyamıyorum.çünkü bu gezi sırasında ne güzel fotoğraf makinamız vardı ne de blog için çekilecek fotoğraf anlayışımız.olanlarla idare etmek lazım.

16 Ocak 2006 Pazartesi

Minik Avrupa Turu Bölüm-1 Budapeşte 06


işte bizde daha Türkiye'yi bitirmeden dışarıda neler varmış diyen bayram tatilcisi olduk.dönüşümüzde artık pek tercih etmeyeceğimiz standart tur firmalarıyla açılıyoruz yabancı ellere.tur firmaları öyle fabrikasyonlar ki utanmadan bahşişi bile peşinen alıyorlar.bir daha tövbe butik bir anlayışı olmayan o tarz tur firmalarıyla bir yere gitmeyiz.


ilk yurt dışı tecrübemizde de münferit gidip aksiliklerle karşılaşmak istemediğimizden,gazetelerin bayram turları saylarında bol bol reklamı çıkan,popüler firmalardan biriyle başladı serüvenimiz.

oldum olası böyle toplu yerlerde kendimize ilginç gelen karakterleri bulup,onların tavırları,sosyal yapılarını inceleriz.İstiklal caddesini Odakule'den meydana kadar yürürken birbirimize hiç bakmadığımızı sürekli insan suretlerini incelediğimizi ve yorum yaptığımızı keşfettik.anlatmamdan ayıp bir şey gibi gözüksede masum bir oyun diyebiliriz bu duruma.işte bu gezide de grupta böyle tipler renk kattılar bize.

Budapeşte bildiğimiz yerin aslında Buda ve Peşte diye iki şehirden oluştuğunu bilmek beni şaşırttı.bir sürü köprünün birbirine bağladığı şehirde ocak ayı olmasından dolayı puslu bir hava vardı.

sonradan tüm Avrupa'da olduğuna inandığımız geniş meydanları,katedralleri ve mimari anlayışlarıyla ilk dakikalarda bizi büyüledi.budapeştede 1,5 gün kaldık.











ilk gece BORKATAKOMBA RESTORANT'da folklorik bir gece yaşadık.gittiğimiz BORKATAKOMBA RESTORANT'ın bizde ayrı bir yeri var.yıllar evvel tv'de çok gezen ablaların sunduğu bir programda çıkmıştı.abla buraya gidip aynı bizim gibi eğlenmiş bizde ağzımızın suyunu akıta akıta seyretmiştik.o zamanlar bırakınız Avrupa'ya gitmeyi Bodrum'a gidebilecek paramız yoktu.bu gece için ekstra 45 euro bayıldık.verdiğimiz para aldığımız hizmet için değilde bir hayalin gerçekleşmesinden dolayı deydi diye değerlendirebiliriz.yoksa 45 euroluk ne yemek ne de içki vardı.gideceklere tavsiyem tur firmalarının ekstralarına kanmayın.böyle şehirler o kadar düzenli oluyorlar ki kendinizde gitmeden evvel yapacağınız ufak bir araştırmayla böyle yerlere yarı fiyatına gidebilirsiniz.ilk günün acemiliğiyle verdik diyelim.

Budapeşte'de her yer sanat kokuyor.halkın ortalama yaşı sonradan tüm Avrupa içinde söylendiği gibi yüksek.kapitalizmle 80'li yıllara kadar savaşan ülkede,sürekli yeni yeni binalar yapılan yurdumdan sonra yüz yıllık binaları çokça görmek beni çok etkiledi.şehir bana bi şeyler kattı.

burada pazartesi bulunmamızdan dolayı tüm müzeler kapalı.iş günü münasebetiyle biraz tenha sokaklarında turladık.

Galler tepesi,Kahramanlar meydanı,Zincirli ve Elizabet köprüsü aklımda kalan gezme yerleri.hava soğuktu cebimizde kanyakla her yere girip çıktık.günlerden pazartesinin etkisi olsa gerek pub'lar boş ve sakindi.





parlemento binası olduğunu söylemeseler anlayamayacağımız bir yapının avlusunda elimizi kolumuzu sallayarak dolaşmamız bizi şaşırttı.

anladım ki Türkiye dışına çıkınca sadece gördüğümüz güzellikler değil sosyal yapıda bize garip gelecek.

yabancı yalakası olmak istemem ve hep buna da kızmışımdır.çok klasik olacak biliyorum ama evet kardeşlerim ayağınızı kaldırımdan aşağıya atmanızla birlikte arabalar duruyor size yol veriyor.evet arkadaşlar hekes bir birinin hakkına saygı gösteriyor.ve evet canlarım insanlar çevresine duyarlı,kirletmiyorlar ve gereksiz yere poşet kullanmıyorlar.bunlar gibi aramızdaki farklar konusunda çok şey söylemek mümkün ama kesin 'yakala' damgası yerim diye susuyorum.

dünyanın en büyük şarap fıçısından şarap içtim.ilk defa bir mahsen ve haliyle ilk defa bu kadar büyük bir fıçı gördüm.rutubet ve hoş şarap kokusu hala burnumda.

otelcilik anlayışları çok kötü.yıldızlı otelleri bile o kadar yıpranmış ki bir ara kırık kapısı falan üzerimize kalacak dedik.kahvaltıda ise zavallı Türkler can çekişiyor.bir peynire bir zeytine hasret geçti tüm gezimiz.eğer bizim gibi domuz etine dikakt etme durumunuz varsa bu sefer sizi başka bir macera bekliyor o da sipariş ettiğiniz dana etlerinin pişmiş ve tuzlu olarak gelmesini sağlamak.uygun fiyata dana biftek bulup sipariş ediyorsunuz ama az pişmiş ve üzerinde tatlı sosla size geliyor.siz ise yabancısı olduğunuz bu şehirde sağır,dilsiz gibi kalakalıyorsunuz.

budapeşte güzeldi.burası için ayrılan süre kısaydı.bir daha gelir miyim?listemdeki gidilecek yerleri azalttığımda daha uzun süreli elbette gelirim.

Budapeşte'den Viyanaya 4 saat otobüs yolculuğuyla vardık...
Viyana gezi güncesinden Viyana günelerimizi takip edebilirsiniz.

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam