27 Eylül 2008 Cumartesi

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-1.bölüm

1. Bölüm - Isparta,Uluborlu,Küçükkabaca Köyü,Eğirdir Gölü
yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için.çocukluğumdan beri gideriz köyüme.ben büyüdüm köyüm küçüldü,ben büyüdüm köyüm gelişti,ben büyüdüm köyüm değişti.değişmez dediğimiz kafalar ya yeni nesillerin ufkunun daha geniş olmasından,ya ilçeye açılan meslek yüksekokulu sayesinde yada artık insanların eskisi gibi köyde kalmamasından yada köyden olmayan insanlarla evlilik yapmalarından dolayı değişmiş.bir çok sosyal ekonomik boyutu var tabii ki.
şahsen memleketi yeni yeni tanıyan eşimle gittiğimde yada köye arkadaşlarımı davet edip götürdüğümde artık daha rahat ediyorum.alışık olmayan iki tarafın karşı karşıya gelip birbirini incelemesi,yargılaması ve kınamasıyla gelişen iletişim dönemi yerini daha çok keşfetmek,sevdirmek,kendini anlatmakla yer değiştirdi.böyle oluncada biz dışarıda yaşayan insanlar köyünüde seviyor,köyünüde tanıtıyor toprağınada sahip çıkıyor.
tarımla uğraşan her köylü gibi köyümde de çok sıkıntılar var.devletin yanlış,yanlı tarım politikaları köylüleri bezdirdi.bu konular hakkında söylenecek çok şey tabii ki...
Isparta küçücük bir yer,yapılacak çok şey var,yapılacak hiç bir şey yok.bu hep size kalmış.evet ilde her yer de gül ürünleri bulabilirsiniz.
annenannemin,babannemin gül bahçelerinde,mayıs aylarında başlayan gül toplama faaliyetleri ya sabah ezanı vaktinde başlar en geç saat 9'da biter yada ikindi sonrasında başlar güneş batınca biterdi.şehirlilerin önlük bizim önecek dediğimiz bezlerin içinde biriktirip çuvallata istiflerdik pembe gülleri.çok iyi hatırlıyorum büyük şehirde hepimizin bildiği kıpkırmızı kadife gülleri görünce kafam çok karışmıştı.bunlar gül ise benim ailem ne topluyor.keşke köyde de böyle kadife güller olsa diye düşünmüştüm.
köyümün tepe denilen mevkisinde ardıç ağacımız vardır.köyün en yaşlısıdır öyle hürmet edilir.dallarının altında çeşmesi,güzel rüzgarı vardır.şenliklerimiz,hayır dualarımız burada yapılır.her gittiğimde giderim ziyaretine.yamacına oturur bir karşısındaki kapı dağına,bir kendi köyüme bir çevre köylere bakarım.babam yanımdaysa buralar acaba eskiden hep su muydu diye teorilerimizi çarpıştırırız.
İlçemiz Uluborlu'da güzel ve vazgeçemediğim iki şey vardır.biri çocuk parkıda olan çay bahçesinde kekik çayı içip efil efil rüzgarında serinleyip,bir de dondurma yemek,diğeri ise perşembe kurulan halk pazarını gezmek,alış veriş yapmak,ürünlerini satan akrabalarımla,köylülerimle sohbet etmek.her gidişimde her ikisinide her fırsatta yaparım.pazardan dönerken rahmetli anneannem yine bana naylon ayakkabı alacakmış gibi gelir heyecanlanırım.



Eğirdir Gölü köyüme bu kadar yakınken gitmek son yıllarda sıkça nasip oldu.köyüme misafir dostlar geldi de gezdirme bahanesiyle bende sık sık gider oldum.köye yapılan kısa günlü yolculuklarda Eğirdir Gölüne sadakatimizi sunmayı ihmal ettik geçmişte.telafi telaşı duyarak her seferde uğramak istemem bundandır.
sokaklarında yürürken sanki ada da geziyormuşsunuz hissi veriyor size Eğirdir Gölü.yeşilin maviyle buluştuğu yer derler ya turizm kataloglarında işte bende burası için yakıştırdım bu lafı.
geçerken mutlaka uğranılası,yörede mola verilecekse yada konaklanacaksa tercih edilesi yerlerden.sazan balığı yiyebileceğiniz,tecrübe edebileceğiniz gıdalarından.
kısacası yöreye her yolculuk ata ocağına yolculuk benim için...

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-2.bölüm

2. Bölüm - Akşehir,Konya,Meke Gölü,Tuz Gölü

Akşehir:zamanda yolculuk gibi bir şey yaşayacağımı düşünürdüm Akşehir'e gittiğimde.ben küçüleceğim evler kocaman kalacak,sokaklarında arkadaşlarım,okulum hepsini seyredeceğim.sanki ben nasıl Akşehir ile buluşmak için yıllardan beri sabırsızlanıyorsam Akşehir'de benimle buluşmak için hazırlık yapıyor sanırdım.öyle değilmiş.ben kocaman Akşehir küçücük kaldı.bu hep böyle olurmuş meğer.
yıllar evvel mezun olduğumuz okullara giden arkadaşlarımda aynısını söylerdi bana.'orasının rüyalarına girmesinin sebebi yaşadığın anlar,kişiler.yaşadığın,gezdiğin yerlerin eskisi gibi olmaması acı verir' derlerdi.doğruymuş aynısıda Akşehir'de bana oldu.
çocukluğumda bana uzak gelen çarşısını,yılda bir gittiğimiz mesire yerlerini,oturupda doya doya dondurma yiyip gazoz içemediğim çay bahçesini kısacası ufacık yüreğimde ukte kalan yada o yıllarda gittiğimde 'işte bu gün büyük gün' dediğim yerlerine gittim.
kendinden büyük kardeşleri olanlar bilirler.abilerin ablaların gittiği yerlere özenilirdi.hep onlarla gitmek istenir.onlarsa çok nadir bizi götürürler,genelde bize hissettirmeden kaçarcasına sıvışıp giderlerdi.çocuk aklımızla kin besler 'gideceğim ulan bende bir gün oraya göreceksiniz' diye andlar içerdik.ama büyüyünce o yer ya japon pazarı olur,ya siz taşınırsınız yada o zamanki havayı yaşayamazsınız.gerçektende benim hayatımda böylesi yeri olan bir pastaneye gittim Akşehir'de.en kral yerine oturup supangle söyledim kendime.afiyetlede yerken ablama gösterip hava atmak için de bol bol fotoğrafını çektim kendimin.aynı tat mıydı?supangle evet,ruh hayır.
Akşehir geçerken görülesi yerlerden.gölden bahsetmiyorum kurumuş gitmiş.artık yeni haritalardan bile siliyorlar zavallıyı.içim yanıyor.bu sadakatsizliğin,bu ihanetin parçası hissediyorum kendimi.Nasrettin Hocası gayet turistik.
Konya:Akşehir'de 6 yıl kaldım fakat Konya'ya hiç gitmedim.gitseydim de bir şey anlamam çok zor olurmuş o yıllarda.Konya bence olgunun üstü bir şehir.dingin,Mevlanadan ve tarihinden kaynaklı sanırım bir oturaklılığı,ağırlığı söz konusu.sanki yollarında ney sesleri yükselecek.

Mevlana türbesi görülmeye değer olmakla birlikte çok çok kalabalıktı biz gittiğimizde.hiç bir yere bakamıyorsunuz,ne kadar sukuneti korumaya çalışsalarda hep bir uğultu söz konusu.görmek için o kadar heveslendiğim Mevlana Türbesi'nde bir an evvel çıkmak için kestirme yollar arar halde buldum kendimi.
Yeme-İçme:Konya mutfağına tek kelime edecek babayiğit henüz olmamıştır eminim.biz Mehmet Yaşin'in Lezzet Durakları Kitabındaki tavsiyelerine uyduk.Kadınlar Pazarında aradığınız hatta aramadığınız peynirden bitkiye hey şeyi bulmak mümkün.

Köşk Restorant şehir merkezinden biraz uzak.yürüyerek sabırla arayın bulun burasını.her şeyiyle mükemmel.ağır abi restorantlarından ama rahat olun her türlü yemeği bulabileceğiniz doğru adrestesiniz.
3-4 saat kadar yürüyün kendinizi etli ekmeye hazırlayın ve haydi Cemo'ya.Cemo bir çok şubesi olan etki ekmekçi.lök gibi midenize oturan hamuru yok.yedikçe yediren bir lezzete sahip.sonra ne yaparsınız Meram'da şişkinliğinizi gidermek için Niğde gazozu içerken bir yandan da şehiri ve güneşin batışını tepeden seyredersiniz.
Konya bölgesine has yöresel adı Termiye,Antalya tarafında da Tirmis denilen google'daki aramalarım sonucunda yahudi baklası adınıda alan bir tür yemişin mutlaka tadına bakın.haşlanmış nohut,fasülyeye benzeyen görüntüsü var.kabuğunu çıkartıp atıyorsunuz ağzınıza.biraz tuzladıktan sonra avuçlar dolusu yersiniz.hani çekirdek yenir ya işte benim ufaklığımda oyalanmak için Termiye yenirdi.Beyşehir Gölü civarlarında yetiştirildiğini ve yediğimiz halini alana kadar baya zahmetli olduğunu biliyorum.bilenin bildiği,meraklısının keşfedeceği türden yiyeceklerden.
Konaklama:Konya'da iş için giden insanların kaldığı fazla beton ve fazla pahalı oteller var.madem beton bi yerde kalacağız en ucuzunda kalır artan parayla bol bol etli ekmek yeriz düşüncesiyle Turizm Otelcilik Lisesinin Uygulama Oteline gittik.yol üstü güvenilir olduğundan emin olduğumuz bu oteller bir çok ilde var.bizim için konaklama demek temiz,sıcak suyu olan,mevsimine göre klimalı,güvenilir ve bunların hepsinin uygun fiyatlı olması demek.herkesede uygulama otellerini tavsiye ederim.
Meke Gölü Konya Karapınar'da dünyaya küsmüş,gözünün kenarında bir damla yaşıyla,yolu buralara nadir düşen insanları hala kucaklar durumda.her göl gibi Meke Gölü'de gözümüzün içine baka baka yok olan göllerden.görüntüsü kafalardaki göl kavramını değiştirecek cinsten.


sönmüş bir volkan kraterinin su dolmasıyla oluşan ortasında tepeli adası olan bir göl.güneşin doğuşunda batışında ayrı masal anlatacağına eminim bu gölün.o taraflara yolunuz düşerse yok olmadan görmenizi tavsiye ederim.bu göl bana Moğolların 'ıssızlığın ortasında' şarkısını hatırlattı...
Tuz Gölü:bir elimde bu gezi için internetten araştırdığım yazılar diğer elimde harita var.Konya'dan Şereflikoçhisar tarafına hareket halindeyiz.araştırmalarımda 'gökyüzü sanacaksınız Tuz Gölü'nü,gözleriniz kamaşır beyazlığından' yazıyor.dökümanlarda buz ocaklarının gölle,gökyüzüyle oluşturduğu nefis görüntüler var.etrafımızda sürekli böyle görüntüler arıyorduk.ama bir türlü bizi şok edecek görüntüyle karşılaşamadık.

tur otobüslerinin durduğu yere geldiğimizden esnaftan aldığımız bilgi bizi kendimize getirdi.dünyada ki her doğal güzellik gibi Tuz Gölü'de sessizce bizlere,sahneye veda edip derin uykuya çoktan dalmıştı.yerini ise kahverengiliklere yer yer kurumalara bırakmıştı.

o zaman işte telaşa kapıldım,o zaman içime düştü bu blog,bu gezme isteği.daha kuruyacak nereler var görmediğim.hayatım boyunca yok olmadan görebileceğim,koruyabileceğim kaç tane dere,göl,orman,canlı var.onları bulup sadakatimi göstereceğim.yok olanlarada insanlığın ne kadar acımasız olduğunu hatırlamak için gideceğim tekrar tekrar..
bir umut ısrarla esnafa görselleri gösterdik 'bak biz bunları arıyoruz ne tarafa gitmeliyiz' diyoruz.'yok öyle şeyler artık.bu resimler 10 yıllık falan olmalı' diyo.

aklıma Sadri Alışık'ın bir filminde mahkeme sahnesinde elleri tahta parmaklıklarda,gözleri hakime yalvarırcasına bakan sahnesi ve hepimizin bildiği o repliği geliyor.
'buda mı gol değil hakim bey,buda mı gol değil'...

Bayram Seyahati Dizisi 26 Eylül - 05 Ekim-3.bölüm

3.Bölüm Beypazarı
Bayram gezimizin son durağı Beypazarı oldu.Tuz Gölü ziyaretimizin ardından Ankara'nın karmaşık trafiğinde yolumuzu zar zor bulduk ve akşam üstü varabildik Beypazarı'na.hayallerim yıkılmadı ve görmeyi istediğim gibi buldum şehri.her yönüyle bana hitap eden yörelerden.


ilk iş olarak kalesinde gün batımını fotoğrafladık.

hem manzarayı seyrettim hemde bol bol alıç yedim.bilmeyenler için alıç fındık büyüklüğünde sarı-turuncu renkte,içinden 5-8 arası çekirdeğin çıktığı,hafif mayhoş yabani bir meyve.başka bir tarifle mevsimi geldiğinde pazarlarda falan ipe dizilmiş halde genelde yaşlı amca yada teyzelerin sattığı yemiş diyebiliriz.çocukluğunuzdan falan mutlaka hatırlarsınız.hatta hatırlamanız için söylüyorum aşısız yabani olduğundan merakla aldığımız alıçların içinden genelde kurt da çıkardı.kısacası işte benim gibi alıçın müptelası iseniz aşılı,kocaman ve tatlı hallerini Beypazarı'nda bulabilirsiniz.

esnafının güler yüzlü,samimi daha bozulmamış olması dikkatimizi ilk çeken şeylerden oldu.o daha uyanık esnaf gelipde çin-japon pazarını henüz yerleştirmemiş buralara.

yeme-içme:buraya ait alabileceğiniz,tadabileceğiniz çok ürün var.her turistik yörede olduğu gibi ev yapımı reçel,makarna bol.burada tanıştığım keş ve bazlama kahvaltıda çok güzel gidiyor.keş yoğurttan yapılıyor.görüntüsü hamam sabunlarını andırıyor.sert,tuzlu tadı var.rendeleyerek kullanabilirsiniz.mesela makarna üzerine,yumurta üzerine,direkt bazlamanın üzerine.güzel bir tat.aylarcada buzdolabında bozulmadan saklanabiliyor.
bazlaması pamuk gibi.sıcaksa önünüze gelen,dikkatli olun çok yedirebilir.

adını yöreden alan güveç yemekleri var.Beypazarı güveci bildiğiniz güveçlerden değil.hani her yörede bi kebap,bir köfte meşhurdur hatta meşhur olmak zorunda olduğundan meşhurdur da yiyince bi özellik göremezsiniz.sadece turizm için şişirilmiş bi tat olduğunu anlarsınız.Beypazarı güveci işte öyle değil.bir kere pirinçle yapılıyor.işte zaten orada bitti gitti tüm polemikler.etler löp löp.fiyatıda gayet makul.yiyebildiğiniz kadar yiyin bu güveçten.nerelerde yiyebilirsiniz bir kere taş mektep ilk sırada.ne kadar kalabalık olursa olsun burada mutlaka yiyin.taş mektebe gidince sadece güveç değil incecik sarmasından tabaklar dolusu yersiniz eminim ki.şahsen kalın sarmayı severim ama buradakilerinde hakkını vermek lazım.80 katlı baklavasınında tadına bakın.bir porsiyonda 2 adet olduğunu duyunca biraz geri durduk ilk başlarda.ama gelen baklavayı görünce parasının ne kadar üzerinde bir lezzete sahip olduğunu anladık.
Beypazar'lı kadınların ellerinden yanaklarından öpüyorum,sıkı sıkı kucaklıyorum.çünkü kadınlar olmasa Beypazarı'ndaki herkes aç kalır.

yeme içme konusunu kapatmak mümkün değil sanırım.o zaman Beypazarı kurusuyla devam edelim.çayın yanında yiyebileceğiniz sert görünümlü,tereyağlı gevrek bir gıda.galeta tarzı desem bilmiyorum ayıp kaçar mı?bunun özel fırını var ve cebinize bir paket koyun Beypazarı'nı öyle dolaşın.
hala bitmedi.havuç suyuda içilmeden geçilmez.bu da buraya özgü ürünlerden.bir bardakta yaklaşık 1 kg. havuç olduğunu duyunca biraz 'ben naptım' dedim.ama tecrübe etmekte fayda var.hemde Beypazarı meydanında gelene geçene bakarak mis gibi içiliyor.

içme diyince çarşı girişimde odun ateşinde kahve yapan esnaf çay ocağını atlamak demek Beypazarı'nı atlamak demek bence.mis gibi kahve size odun ateşinin kokusuyla ikram ediliyor.

Beypazarı'nın artık maden suyundan bahsetmeme gerek yok.büyük şehirlerde marketlerde bolca bulabilirsiniz.buraya geldiğinizde membağından doya doya için.

uzun lafın kısası Beypazarı midenizi mutlu edecektir.sadece midenizi değil kesenize de sempatiyle sırıttıracaktır.
unuttuğum bir çok şeyle beraber,bir kez daha saymak istiyorum ki giderseniz yemeden,içmeden dönmeyin.saymak da,sayarken ağzımın sulanması da hoşumada gitti açıkçası.

1-keş (yoğurtun serleştirilmesinden elde ediliyor.sert,tuzlu,rendelenerek makarna,yumurta,ekmek içinde harikalar yaratıyor.)
2-bazlama (hemen hemen herkes bilir.ekmek türevi,sıcak yendiğinde bol yedirir)
3-havuç suyu
4-odun ateşi türk kahvesi
5-80 katlı baklavası
6-uzun ince sarılmış yaprak sarması
7-Beypazarı güveci
8-Beypazarı kurusu (çayla yiyebileceğiniz galeta tarzı tereyağlı gevrek)
9-alıç (olsada yesek)
10-ev yapımı reçeller,erişteler

alınacak eşyalar,hatıra ürünler:Beypazarı gümüşüyle,aslında altın işlemeciliğiyle de dünya çapında bir üne sahip.telkari denilen Antakya'da da bolca yapılan bir yöntemle dantel işlenir gibi işleniyor gümüş yada altın.broşlara,küpelere bak bak doyamazsınız.hepsi tablo gibi.yörede gelin olacak kızlara kemer bile yapılırmış zamanında.acı olan tarafı şimdilerde bir çok mağaza yabancı ülkelerden gelen telkari taklidi hatta Beypazarı motifleri takliti daha ucuz ürünleri satıyor olması.bizim ustalarımız,bizim işçiliğimiz,geleneğimiz,geçmişimiz,geleceğimiz de yok oluyor yavaş yavaş.bu acı verdi bize.valilik,yöre halkı buna dur demeli.alış veriş yaparken benim gibi yerli yada ithal olup olmadığın sadece satıcıya sorarak anlayabilirsiniz.yani insaflı esnaflara kaldı işimiz.ama gelen insanlar ucuz diye yabancı mallara yöneldikçe bu bilgiyide doğru alamamaya başlayacağız.her girdiğim dükkanda ne kadar kötü bir yola doğru sürüklendiklerini ukala deselerde anlatmaya çalıştım.

alabileceğiniz diğer eşsiz şeylerden biride Beypazarı örtüleri,bezleri.el yada makina olduğunu yine esnaf söylüyor.'nereden alınır?'a bir adres vereyim çarşıya giderken ufacık bir dükkanda el tezgahıyla dokuma yapan Hayati Usta tek adresiniz olmalı.hikayesini kendi ağzından dinleyin dokumalara bakarken.tezgahı Cumhuriyet yıllarından kalma.oğlu,eşi hep beraber işletiyorlar dükkanlarını.onlar tüccar değilde biraz turizm elçisi artık.size göstermek için her açtıkları bezde,örtüde sanki gökyüzüne çiçekler saçılıyor.masa örtüleri,hamamlıklar alıp sizi götürüyor başka diyarlara.

Beypazarı doğal güzellikleriyle de çok etkileyici.İnözü vadisi var ki göç eden kuşları yada vahşi hayatı gözlemlemek isteyenlere ev sahipliği yapıyor.
Doğa Derneği'nin de Beypazarı'nda irtibat bürosu var.günlük doğa turları yapıyorlar.yakında konaklama için de faaliyete geçeceklerini biliyorum.yöre hakkında ilgilenen insanlara bilgi veriyorlar.

Beypazarı Konakları ve Safranbolu Konakları arasında uzmanlara göre bir çok farklılık vardır eminim ama benim gibi gezer görür insan için Safranbolu ve Beypazarı konakları çok benziyor.

Konaklama:benim gördüğüm bir tane betonarme otel vardı.diğer onlarca ahşap konak dururken gidenler tutupta onda kalma gafletinde bulunmazlar sanırım.her yer aynıya yakın hizmet vermekle birlikte her keseye göre konaklama mevcut.biz Hacı Bostan Konağı'nda,kuşgana denilen,konaktan ayrı gibi görünen en üst kısmında kaldık.Konağın hizmek anlayışı,titizliği fiyatına göre oldukça iyiydi.bahçesinde ağaçlar altında kahvaltı edebilirsiniz.

Beypazarı'nda yapılacak,görülecek,yenecek çok şey var.tarihine değinemedim bile.

eğer Beypazarı'ndan Mudurnu üzerinden İstanbul'a dönecekseniz Nallıhan Kuş Cennetine de uğramanızı tavsiye ederim.biz dönünce methini duyduğumuz için uğrayamadık ama Beypazarı'na bir daha gittiğimizde İnözü Vadisini ve Nallıhan Kuş Cennetini özellikle ziyaret edeceğiz.
Beypazarı'nda alışık olduğunuz müze anlayışının dışında gezerken çok şey öğrenip,zevk alacağınız bir çok müze var.Kültür Bakanlığı tarafından eğitim almış yöre gençleri size eşlik ediyor.Halk Eğitim Merkezleri de faal burada.yani gidipte sadece boş vaktinizi değerlendirmiş olmuyorsunuz öğrendiklerinizi gerçekten kazanca dönüştürecek imkanlar sunuyorlar.

Beypazarı Belediyesi de,valiliği de,sivil toplum örgütleri de çok verimli çalışmalar yapıyorlar.yolları falan tertemiz.insanları içten,kirlenmemiş.gayretlerini bıkmadan sürdürürler de buralar tahtakale pazarına dönmez hiç bir zaman.

Naçizane fikrim, Beypazarı insanının yapması gereken tek şey aralarına beton binaları hatta betonlaşmış kafaları asla,ne pahasına olursa olsun sokmamaları.uzun vadede kazanacakları kutsal miraslarını korumaları lazım.

22 Temmuz 2008 Salı

Yayla Safari 19-26 Temmuz 08


Doğu Karadeniz'de ikinci tatilimizi Rize Hemşin bölgesinde,çadır konaklama ile yayladan yaylaya yürüyüyerek yapacağız.irtifamız 1100-3200 m. civarı.her akşam ayrı bir yaylaya ulaşıp kamp yapıyoruz.turistik olmayan,yabancının ilk defa gittiği yaylalarda var aralarında.
bu tarz kültürel ve doğa tatillerini,ben her zaman kendi yöreniz dahi olsa mümkün ise tur firmalarıyla yada yerel rehber ile,mümkün değil ise münferit ama tamamen yabancı olarak gezilmesinden yanayımdır.oralı tanıdığınız yanında kalarak olamaz,gezemezsiniz.bir düşünün yıllardan beri görmediğiniz akrabalarınızın yanına gidiyorsunuz.o sizin tam olarak ne istediğinizi anlayamıyor.kendi gezdiği,bildiği yerleri gezdiriyor.halbuki hemen ötede dünya güzeli bi kilise,göl,ağaç var.geçip gidiyorsunuz bihaber.araştırıp gitseniz akrabaya beni oraya buraya götürde diyemezsiniz.hadi sizi doğru yerlere götürdü.hikayesini,tarihini doğru anlatamaz.yarım kalır.
kendi memleketimden biliyorum 'anne hadi Eğirdir Gölüne gidelim görelim' derdim.annem 'napcan işte su,sulak bi yer,hısım akrabayı gör.ben sana börek yaparım' derdi.kazık kadar olmuştum Eğirdir Gölü'nü gördüğümde.sonrada annem beni tutamaz oldu.
eğer bir yöreyi görmek istiyorsanız biraz konaklama,malzeme masrafına katlanın.

tak tak tak Hemşin Yaylaları biz geldik...
her şey yabancı,her şey bizden,her şey zor,her şey basit ...kavramlarla ölçmemem lazım hislerimi.
bir çizgi var onu geçiyorsunuz kafanızda.arkanızda İstanbul koşturmacası,evdeki konforunuz,sokak gürültüsü,tv.,bilgisayar,aile,arkadaşlar,makyaj malzemeleriniz,işiniz her şey.sizi siz yapan,dünya görüşünüzü oluşturan etkenler çizginin bi tarafında.teorilerini bol bol dinlediğiniz,belgesellerdeki abileri görüp imrendiğiniz,coğrafya dersinden iyi not almak için ezberledikleriniz,çok uzak,çok uzak dediğiniz her şey ise karşınızda.
basit,sizden olan arkanızda,zor,yabancı bildiğiniz karşınızda.buradan ayrılırken de tam tersi.
böyle bir tatile hiç düşünmeden karar verdik.ruhum için beklentilerim vardı bu geziden.beklentilerimin çok çok üstünde de kazançlarla döndüm.böyle bi gezi bana ne öğretti?daha sabırlı olmayı,başkası gibi düşünebilmeyi,kafamın içinde mutluluğu yakalayabilmeyi ve böyle bir yere giderken yanıma mutlaka mont almam gerektiğini öğretti.
dağlar aşıtlar sizi kucaklıyor.önce orman merhaba diyor,yükseldikçe yerini çiçeklere bırakıyor biraz daha ilerledikçe kayalıklarda buluyorsunuz kendinizi.her canlı yaşayabileceği yükseklikte mesken tutumuş,rüzgarla şarkısını söylüyor.

küçükken kitaplarda falan hep 'tabiat ana' diye bahsederlerdi ya bende gerçekten uzun,beyaz başörtüsü takmış,beyaz saçlı,gözlüklü ve takma dişli,ton ton işte olips reklamındaki erol'un ninesi gibi düşünürdüm bu varlığı.aslında onu da doğru yapamaz tabiat ana değilde tabiat ninesi tasavvur edermişim.gittiğimiz pikniklerde 'acaba şu ağacın arkasından çıkar mı' diye bakmışlığım da olmuştur itiraf edeyim.neyse işte yayla safaride tabiat anayı değilde tabiat her şeyini hissettim.

Türkçe'de beklentinin çok üzerinde ve bildiğin,öğreneceğin varlıklarıda kavrayan bir kelime var mı bilemiyorum keşke bilsem.işte Kaçkarlar,Doğu Karadeniz Yaylaları bunu hissettirdi bana.
Yaylacıların misafir perverliği,yardımseverliği,yoksulluktaki çabaları unuttuğumuz bir çok insanı duyguyu yerine tekrar hatırlattı.

kamp kurmak,14-15 kişilik yemek yapmak,onları yıkamak,toplamak,arabaya yüklemek zor gibi gelsede eğer tanıştığınız insanları severseniz hiç de mutsuzluk vermez.yürümek,aşıt aşmak ise sizi dinlendiren en güzel eylem olur.

böyle bir tatile konformist kaygılardan dolayı herkes gidemez.diğer insanların huzuru için de gitmemeli bence.bazı şeyleri kafasında bitirdikten sonra yani hazır hissedince kazandırdıkları sebebiyle herkesin tecrübe etmesini isterim.
gezerken İstanbul'da bıraktığım arkadaşlarımı,ailemi yakama,fularıma,çantama astım.sanki oradan etrafı seyrettiler.

Sal,Pokut,Hazindak,Amlakit,Trovit,Palovit,Karmik,Hacıvanak,Başyayla,Verçenik hepsini yürüyerek gezdik.hepsini çok sevdim.

Yayla Safari turunu TAMZARA TUR ile gerçekleştirdik.Bu işi en iyi şekilde yapan bir kaç firmanın başında geliyor benim için.
Doğu Karadeniz yaylalarında çok güzel dostluklarda edindik.insan okul hayatında bol arkadaş ediniyor,sonra iş hayatında biraz daha arkadaş buluyor.zamanlada bu arkadaşlar yapraklar gibi dökülüyor bitiyor,eskiyor,unutuluyor.bu doğanın kanunu.ama siz eğer sosyal iseniz,30'lu yılların ortalarında da tıpkı okul yıllarındaki gibi arkadaşlıklar kurabilirsiniz.turlar bunun içinde çok faydalı.
bu yayla safari gezisi benim için çok verimliydi.

dönerken 2009'da trans kaçkar turu yapmaya karar verdik.Türkiye'nin 4. yüksek dağının zirvesini göreceğiz.onuda başarırsak 2010'da planlar,sağlık ve parada izin verirse Ağrı Dağı zirvesine göz diktim.

oy dumanlar dumanlar
hep dağlari sardunuz
yüreğimun derdinu
bilseniz ağlardunuz

[Kazım Koyuncu]

sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

31 Ekim 2007 Çarşamba

Küre Kastamonu Safranbolu Gezisi


29 ekim tatilini değerlendirmek istiyoruz fakat izinlerimiz geç belli oldu ve turların çoğu doldu.son anda 'bizde varız' diyen iki dostumuzla geziciyak'dan küre için 5 kişilik yer bulduk.hatta aynı odayı paylaşıyoruz.

gece yolculuğunun güzel yanı sabahın köründe varmak,yaşanacak çok zamanın kalması.biz böyle turlarda asla gidip yatamayanlardanız.


kaldığımız yer o kadar huzur verici ki 'konak bi yere gitmeyin,yatın dinlenin' diyor ayaklarımız da 'gez,toz,koş' diyor.bir de öyle tatlı bir amca var ki konağı işleten.konağın direği o göçse oralar bu kadar tatlı olur mu bilmiyorum.çok az yaşlı amcayla anlaşabilmişimdir.Ahmet amca eski aşçılardan.yemekleride güzel yani.insanın konağın 'gitmeyin konakta kalın' teklifine 'evet' diyesi geliyor.3 günlük konaklamamızda sanki evimizde gibiydik.PAŞA KONAĞI-PINARBAŞI/KASTAMONU'da.münferitde hiç çekinmeden gidip konaklayabileceğiniz bir yer.odad+kahvaltı 30-35 lira arasıdır.konağın restorasyonu ve korunması için WWF'de katkıda bulunmuş.


VALLA KANYONU dünyanın 4.büyük kanyonu.uzunluğu 12km.,yüksekliği 1000 m.,kimi yerleri 50 cm. darlığında.bu bilgileri gitmeden evvel bilmiyordum.Güven İslamoğlu'nu seyretmiştim.bu bölgeye gelmişti ve o zaman hedefimiz belli olmuştu.kanyon yürüyüşü yapmıyoruz.tepesinden izliyoruz.ilk defa kanyon görüyorum.etkileyici,ürkütücü.tehlikesi,gidenler,dönemeyenler kısmı için google'dan ufak bir araştırma yaparsınız.çok söylentiler var.
kanyona gidilen yolda ayrı güzel.orman içinde.orman gezisi için güzel bir zaman.rengarenk yapraklar,ağaçlar.

ILICA ŞELALESİ beni çok etkilemedi açıkçası.ama yolu çok zevk verdi.şelale 15m.'den akıyor.minik bir göl yapmış.hava sıcak olsa da atlasak...

bizi buralara sürükleyen ikinci güzellik ILGARİNİ MAĞARASI.yine Güven İslamoğlu'nda izlemiştik.ILGARİNİ MAĞARASI için bilgilerime gelince oda dünyanı 4.uzun mağarası.850m uzunluğu var ve 250m.'sine gidilebiliyor.insanların yaşadığı bir mağaraymış.ne zaman yaşamışlar bknz. 'sevgili google'.çok geniş bir girişi var.kavisli inişiyle heyecan verici.göz gözü görmüyor.her yeri pis gömü avcıları talan etmiş.hiç bir koruma yok.ILGARİNİ yapayanlız ve savunmasız.

bu kadar yanlızlaşmış ilk mağara gezim bu.gümüşhane'de bulunan Karaca Mağarası yada Safranbolu'da bulunan Bulak Mağarası gibi sosyetik ışıklarla süslenmemiş.tamamen Küre Dağlarına,doğaya emanet bir hali var.






Küre Dağları buraya özgü ağaç,bitki vs. ile çok zengin.bir çok hayvanda var.burada gerçek bir orman gezisinin ne olduğunu anlayabilirsiniz.

MANTAR MAĞARASI'da görülecek yerler arasında ama merdivenle iniliyor bilginize.ben tırstığımdan inmedim.EJDER ÇUKURU da bana acayip ilginç geldi.

son gün Kastamonu şehir turu yaptık.Kastamonu için ayrı bir gezi yapmanıza gerek yok.geçiyorsanız uğramanızı tavsiye ederim ama.eski bir yerleşim ve Safranbolu gibi konaklara sahip.Kastamonu'da zevk veren şey yöresel yemekler ve gittiğimiz restoranın aynı zamanda bir konak olmasıydı.EFLANİ KONAĞI işletmecisini bir kez daha tebrik ederim.
dönüş yolunda Safranbolu'na uğradık.puslu bir hava vardı ve özel olarak gelinesi bir yer gibi geldi o anda bana.özel olarak geldiğimde de gelmek için çok çaba sarfedilmemesi gereken bir yer olduğunu düşündüm.nedenini Safranbolu gezi güncesinde bulabilirsiniz.

gezinin güzellikleri kesinlikle orman yürüyüşleri,PAŞA KONAĞI ve AZDAVAYLI SAFİYE cd'si oldu.Azdavay Pınarbaşı'nın Kastamonu'ya giderken ki komşusu.yerel sanatçısı Safiye klipli bir cd çıkartmış.bizim gibi gıcıklar kaçırır mı hiç bunu?enfes bir tecrübe Azdavaylı Safiye.onuda anmadan yazıyı bitiremedim.herkes cd'sini almalı ve seyretmeli.

KÜRE DAĞLARI 'tekrar tekrar gidilecek yerler' listemizde yer almaya hak kazandı.
sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

sadece gezi fotoğraflarına bakmak isteyenler için link:

9 Temmuz 2007 Pazartesi

Doğu Karadeniz Kültür Turu 01-07 Temmuz 07


'Ahh para olsa da gitsek,ahh vakit olsa da gitsek,ahh bu sene de geçti seneye,ahh aslında hep deniz hep deniz birazda cennet yurdumuzu görmek lazım' laflarının canımı haddinden fazla sıktığı bu günlerde ani bir kararla Doğu Karadeniz Kültür Turu yapma kararı aldık.bu karar aynı zamanda bizim tatil anlayışımızı da tümden değiştirecek bir karar oldu.

madem bu kadar övülecek yurda sahibiz o zaman neden hakkını verip,karınca kararınca, gezip görmüyoruz.hep deniz hep kum.

bizi bu düşüceye iten sebeplerden biri de insanların bırakın artık denizi olmayan yerleri gidip görmelerini,gittikleri deniz tatillerinde 5 çaylarını,beleş dondurmalarını,açık büfe kahvaltılarından azıcık feragat edipte 'yahu bu otelin yanında da ne varmış' diye çıkmamaları oldu.bir de o tip tatil köylerine gitmeden evvel yada döndükten sonra 'ne gördün,ne görecen anlat' dendiğinde sanki oteli satın alacakmış gibi lobisini,odalarını,açık büfenin ne kadar zengin olduğundan bahsetmeleri çileden çıkarttı.ama onlar ne yapsın gördükleri tek şey bunlar sanırım.
o kadar sabırlıyım ki beni bu da çileden çıkartmadı da canım deniz yanıbaşında dururken taa oralara gidipte havuzdan çıkmayan zihniyet ve otelin bakımsızlığından dolayı deniz kenarının,denizin pis olmasından dolayı denize girmeyipde sanki bölgedeki tüm koyları gezmiş gibi 'falanca yörenin denizi işe yaramaz' yorumları dumurun ötesinde şuurumu kaybetmeme sebep oldu.

bu tip insanları protesto için bile bu yurt yalın ayak adım adım yürüyerek gezilir,yazılır.

Doğu Karadeniz Kültür'e TAMZARA TUR ile gitmeye karar verdik.tur rehbermiz,tur firması zaten yöreden.çok da severim kendilerini,gezilerini.

Trabzon'da başlayan gezimizin ilk duraklarını Ayasofya Kilisesi,Atatürk Köşkü,Akçaabat Köftesi molası ve Sümela Manastırı oldu.konumu itibariyle Sümela manastırı günün bombasıydı.yoksa içini çok ruhsuz buldum.dışarıdan,uzaktan bakıldığında sizi etkilediği gibi içi etkileyemiyor.bunun nedeni yıllar evvel gelenlerinde dediği gibi bitmek bilmez restorasyon çalışması mı yoksa restorasyon diyipte yaratılan suni,soğuk,içi boş çalışma mı karar veremedim.bozulan bozuldu,bozulduğuyla mı kalmalı,yoksa aslına uygun tekrar mı yapılmalı?gezerken restore edildiğini bilmek biraz yalancı emzik tadı bırakıyor hafızamda.Sümela Manastırının ihtişamı,öyküsü,iklimi etkiledi beni.konaklama Maçka Coşandere'deydi ve güzeldi.

ikinci günümüzü Zigana Geçiti,Vazelon ve adını unuttuğum bir kilise,Hamsi Köy sütlacı,Gümüşhane Karaca Mağarası,Gümüşhane evleri-konakları oluşturuyor.günün bombası ise kesinlikle Karaca Mağarası oldu.ilk defa böyle bir mağaraya girdim.sarkıt ve dikitlerin yoğunluğu büyüleyici.sanki dodurma kaplı bir parkta dolaşıyorsunuz.zaten sarkıt ve dikitlerin yoğunluğu bakımından dünya sıralamasına girmiş durumda.


üçüncü günde yavaş yavaş Trabzon'dan çıkıp Artvin'e doğru yol almaya başladık.Uzungöl,Memişağa Konağı,Fındıklı,Rize Kalesi,Rize Kent merkezi bu günkü göreceklerimiz.yavaş yavaş düşündüğüm Karadeniz iklimine varmaya başladık.hani insan karadeniz diyince ilk akla gelen şey 'Karadenizde dağlar kıyıya paralel' lafıyla alakalı görebileceklermiz yani doğası.işte bunu görmeye başlıyorsunuz.beyniniz kafatasınızda fırıl fırıl dönüyor yeşilden,sudan,kuş seslerinden.günün güzelliği memiş ağa (kastel) konağı ve hikayesi oldu.fındıklı deresi gezisi de görmek istediğim türden bir tat bıraktı aklımda.akşam kaldığımız otelin kötülüğünü bile unutturdu bu coğrafya.otel o kadar kötüydü ki Tamzara Tur'un keşke başka bir alternatifi olsaydı.

yeri gelmişken değinmek isterim ki bu tarz turlarda yöreyi yaşamak isteriz.yani oralara gidipte kahvaltıda yörenin tereyağını değilde şu otobüs molalarında verilen üstü jelatinli reçel,tereyağı yemek istemem.nefis peynirler dururken bakkaldan alınan neye benzediği belli olmayan peyniri yemek istemem.kimse istemez.hele hele Karadeniz'e gelipte akşam geçtim mevsimi değil hamsi yemeyi,bir muhlama,bir kara lahana dolması,bir laz böreği yemeyipte tavuk,pilav yediren zihniyetide kınıyorum.bilmeyenler için söylüyorum ki insanlar buraya okul gezisiyle,emekliler dayanışma derneğiyle cüzzi paralara gelmiyor.hatrı sayılır,ödenmesi bir çok insan için zor olan paralarla geliyor.yani yöresel tatları kat kat hakeden paralar veriyorlar.karşılaştıkları tatlara bakın sıradan hatta üçüncü sınıf otel menüsü.bu çoğu firmada da böyle.yola çıkmadan tutup da neler yiyeceğiz diye sormak ne kadar kaba ve abes ise karşımıza kutu reçel ve beyaz peynirle aldatmacasını çıkartmak da o kadar abes.bu mu şimdi Karadeniz Kültürü demezler mi?biz Türkiye'de Akdeniz'e tatil köyüne gidipte 'ay şekerim bir İtalyan restoranı vardı,bir İspanya mutfağı yedik' diyenlerle dalga geçerken bize muhlama nasıldı diyenlere boynumuz bükük bakakaldık.gezimizin bir gecesi ve tüm kahvaltıları böyleydi.işin aksi yanı her tur firmasında olan bir sorun bu.sanırım bölge otel anlayışının bir ürününe takıldık.bunu da ince bir sitem olarak yazmadan geçemedim.

dördüncü gün Sarp sınır kapısı,Borçka Karagöl,Camili Maçahel'e yolculumuz var.bu turda olan bir güzellikde bir çok yabani şey yememiz.çam sakızından sakız yedim,böğürtlen yedim,temmuz ayında yabani çilek yedim.bunları tatmak bulmak hemem her zaman nasip olmaz.Günün güzelliği Borçka Karagöl ve Maçahel'di.Karagöl kartpostal gibiydi.Gürcistan sınırında Gürcü köyü olan Maçahel ise bakirliği ile şaşırttı bizi.yılın belirli aylarında ulaşımın olmadığı,temmuz ayında bile ulaşmakta çok zorluk çektiğimiz,arıcılık ilk geçim kaynağı olan bir yer.hadi bir ip ucu vereyim bir gün kaybolursam ortadan,şöyle 15 gün falan haber alamazsanız benden ilk bakacağınız yer.Maçahel'den çok bahsetmek istemiyorum çünkü tüm bencilliğimle söylüyorum ki bakirliğiyle kalsın orası,kimseler bilmesin,gitmesin.parayı bastırıpda istediğini yapabileceklerini sanan ve aslında yapan zihniyet yok olmadığı sürece maçahel uzaklarda,narin,mis gibi kokusuyla bize el sallasın.Maçahel gürcü dilinde 'avuç içi' demekmiş.

Maçahel turun en güzeliydi.

beşinci gün Ayder'e ulaşmakla ve pansiyona yerleşmekle geçti diyebiliriz.Ayder'e Maçahel'den önce gitseydik Ayder çok etkilerdi beni biliyorum.ama Maçahel'in bakirliğini gördükten sonra Ayder turistik,sosyete işi geliyor insana.

El değmemiş yerlere gidemeyen,yürüyemeyen insanlar için nefsini körleyebileceği bir yer Ayder yaylası.daha önce gelenler arttık eskisi gibi çekici ve güzel olmadığını,her türden,her telden esnafın,lokantanın olduğunu anlattılar.ne kadar araba o kadar kirlilik.

Ayder'de güzel olan yağmurun başlaması ve Fırtına Dere'sinin sesi.al kitabını geç odana,balkona uzaklara bak.

Ayder bölgenin en çok pansiyonu olan yerlerinden biri.maalesef pansiyonculuk adına öğrenecekleri çok şey var daha.bizim gibi asgari şeylerle memnun olan insanları bile huzursuz edecek uyanık pansiyoncular olduğu sürece Ayder kaybetmeye mahkum.

gözünü gelen insanın cebine dikmiş,hiç bir karşılık vermeden onu almaya kilitlenmiş esnaflarla baş etmeyi öğrendik artık.zaten cebimizdeki para senin,onu buralarda harcamaya gelmişiz.ama sen bu kadar uyanık geçinirsen bu iş nasıl olur be güzel kardeşim.

altıncı gün dağ yürüyüşü yaptık.grup ve özellikle ben zorlansamda anladım ki spor ayakkabısıyla olacak şey değil bu olay.biraz uzman işi ekipmanlar gerekiyor.yoksa hem kendime hem gruba zararım olacaktı.dağlarını çok sevdim.

ve ayrılık vakti geldiğinde,bu yıl öss'ye girecek ergenin yazlıktan ayrılırken ki hüznü içindeydik.döndüğümde her şey yapay gelmeye başladı.adaptasyon sorununu güç bela yendik.

ben bu Karadeniz'e gelirim artık.sularını içerim,dağında yaylasında yürürüm.

30 Ekim 2006 Pazartesi

Her Yıl Çanakkale 06

bazı yerler vardır tılsımlı gibi.ufaktır,düzenlidir,ekonomiktir.yapacak şey kısıtlı ama ne ararsanızda vardır.lokasyonu iyidir.'emekli olsam da gelsem yaşasam yada ne güzel be burada memur olcan' dersiniz.işte Çanakkale öyle yerlerden.



bir çok tatil yerlerine yakınlığı,doğası ve havasıyla herkese hitap eder.ailemizin bir bölümüde burada yaşıyor.bir ayağımız buralarda.çok az zamanlarda civarı gezmek için vaktimiz olmuştur ama gezebildiğimiz kadarıyla bir yanlışı yok çanakkalenin.


truva içler acısı bir halde.lütfen okuyan arkadaşlar samimiyetime güvenin 'buralara kadar geldik,bilet fiyatı biraz fazlaymış.yinede gireyim demeyin' girmeyin.biliyorum tarih düşmanı gibi algılanacağım.umurumda değil.truva'da bir şey yok.her şey gerek güzel devletimin titizliğinden gereksede güzide insanlarımızın girişimleri ile Almanyalara çoktan gitmiş.hatta utanmadan da yazıyorlar 'bu alanda çeşme vardı.şimdi almanya'nın bilmem ne kentinde sergilenmekte' diye.adres vermiş amcalar bir de.sinirleriniz bozulur,boşuna küfür edersiniz.cebinizden de hiç hak etmediği kadar çok para harcarsınız.at cazip gelebilir.bildiğiniz ahşam büyük bir at.hiç bir numarası yok.

buralarda öyle saklı bir cennet varki bence bin kere gitmeye değer.asos'dan bahsediyorum.imkanınız varsa bir haftanızıda harcayın burada.ekonomik,denizi güzel.yolları biraz virajlı.beni tedirgin etmişti.güzel balık yiyin.tekne ile açılın.

Asos'a ayrıca gittiğimde söz veriyorum yazısını yazacağım.





bölgeden mutlaka zeytin ve türevlerinden alın.kolay kolay kazıklanmazsınız.



çanakkale'den sık sık bahsedeceğim.2003-2006 yılları arasındaki resimler donanım eksikliğinden oldukça kalitesiz ve gereksiz şeylerle dolu.o yüzden o yıllardaki resimleri arajman halinde yayınlamayı uygun gördüm.ama ilk fırsatta telafi edeceğim.

not:picassa ve yazı için resim araştırırken o yıllardaki tombul yanak,şişko halimle çektirdiğim yandaki fotoğrafımı buldum.iftihatla sunuyorum.78 kg. da romen güreşçi görünümündeki kişi benim.

Öne Çıkan Yayın

Ata Topraklarında Kiraz Toplamak 4-5 Temmuz 09

Fotoğraflar   Köyümün lokomotif ürünü kirazdır.her yıl haziranın son haftası yada temmuzun ilk haftalarında başlayan kiraz toplama faaliyet...

sayaç

İzleyiciler

Etiketler

Reklam